Sat hikâyeni, kazan parayı

Dünyaca ünlü markaların isimleri çoğumuzun hafızasına kazınmıştır, peki neden?

Tarihin ilk zamanlarından itibaren, efsaneler ve hikâyeler insanlığın kendisini gelecek nesillere anlatmasında önemli bir yere sahip olmuştur.

Bu markalar için de böyledir. İletişimi doğru yöneten marka ya da kurumlara baktığımızda şu üç taktiği doğru uyguladığını görürüz. Nedir bunlar?

Gündemi yönetmek, gündemin içine paydaşlarını çekmek ve bir öykü sunmak…

Günümüzde bir şeyi pazarlayacaksanız, iyi bir hikâyeniz ve o iyi hikâyeyi olduğundan daha iyi anlatabilecek bir anlatıcınızın olması gerekir.

Hikâyenin gücünün farkına varan markalar da hatırı sayılır bir süredir markalarını anlatırken hikâyenin gücünden yararlanmaya başladılar. Bunun sebeplerine çok kafa yormaya gerek yok.

En basit deyimle iyi hikâye sattırır…

Halkımızın duygusal, beyniyle düşünse de genellikle yüreği ile hareket eden bir toplum olduğunu düşünürsek; doğru kodlanmış, mesajları doğru dizayn edilmiş, markanın öyküsünü doğru yansıtan bir hikâye, müşterilerinin markayla duygusal bağ kurabilmesini kolaylaştıran en önemli etkenlerden biri haline getiriyor. Çünkü genellikle hikâyeniz tüketicilerin zihninde markanızdan daha çok yer edinebiliyor.

Aktarılan hikayenin duygusal boyutunu maskot semboller kullanarak da yakalamak mümkün…

Hiç şüphesiz bunun en güzel örneklerden biri; “Michelin Adamı’nın” hikâyesidir;

1898 yılında Andre Michelin; kardeşi Edouard’ın üst üste koyulan tekerlekleri insan formuna benzetmesinin ardından, bu şen şakrak ve toparlak şekilli figürün yaratılması talimatını verir.

İllüstratör O’Galop’un hazırladığı tekerleklerden yapılmış şişkin adam taslağı, tam olarak kardeşlerin aklındaki tipi yansıtır.

Özellikle, Michelin’in TV reklamlarından birinde bira bardağını kaldırıp “Nunc est bibendum! (içme zamanı!)” diye bağıran karakter markaya fevkalade uymuştur.

Şair Horace’ın dizelerinden yapılan bu alıntı, çizgi kahraman ve tekerlek yığının bir araya gelmesiyle oluşan dahiyane çağrışım, yeni sloganı doğurdu;

“Michelin lastikleri engelleri içer geçer!”

Tabii Michelin Adamı’nın elindeki bira bardağının yerini de içi çivi dolu bir kadeh aldı. Bu yaratıcı ve esprili karışım, şirketin o günlerde ve hatta günümüzde de temsil ettiği herşeyi somutlaştırmış oldu.

Bu örnekte de gördüğümüz gibi hikâyeler, doğrudan bilgi aktarımlarından daha eğlenceli daha samimi ve hatırlanabilir olabiliyor.

İçindeki küçük ayrıntıların zihinde yarattığı tasvir, algılarımız arasına asıl anlatılmak istenen bilgiyi de yerleştiriyor. Binlerce kelimenin yerine geçecek bir resim gibi de düşünebiliriz bunu…

Her zaman güzel şeyleri anlatmazlar hikâyeler; bazen yokluktan var oluşu, bazen bir batışın yükselişini, bazen de ibretlik bir öykü barındırabilir markalar.

İşte dünyaca ünlü bazı markaların ortaya çıkış hikâyeleri şöyle;

ADİDAS: Spor ürünleri üreticisi Adidas, ismini kurucusu Adolf Dassler’ın takma adı adı ve soyadının ilk 3 harfinin birleşiminden alıyor.

DYO: Ünlü boya Markası olan DYO, Durmuş Yaşar ve Oğulları Boya ve Vernik Fabrikaları A.Ş. nin kısaltılmışı.1954 yılında Yaşar Holding Boya Grubu’nun ilk boya fabrikası olarak faaliyet göstermiştir.

VAKKO: Vitali ve Alber adlı iki kardeşin isimlerinin baş harflerini ve Hakko soyadının ‘kko’ kısmını birleştirerek oluşturduğu bir Marka. Türkiye’de bayan şapkasının yoğun bir şekilde kullanıldığı dönemde Vakko en büyük çıkışlarından birisini yaptı. Bugün de eşarp ve kravat deyince Türkiye’nin ilk akla gelen Markası.

BEYMEN: Boyner Grubu’na ait olan bu Markanın geçmişi de ilginç: Erkek giyimi üzerine bir üretim ve mağazacılık yapma kararı verildiğinde konu ile ilgili toplantıya katılanların hepsi erkek yani ‘bey’ imiş. Hem de Marka o dönemde sadece erkekleri düşünerek konumlandırılıyor. Bir de global bir hüviyet kazandırmak için İngilizce adam anlamına gelen ‘men’ kelimesi ile birleştirilerek Beymen Markası ortaya çıkıyor. Beymen bugün hem erkeklere hem de bayanlara hitap eden ve hedef kitle olarak üst gelir grubunu belirlemiş Türkiye’nin önde gelen bir hazır giyim markası.

CANON: Adını şirketin ürettiği ilk kamera olan The Kwanon’dan alıyor.

VOLKSWAGEN: Almanlar’ın önde gelen otomobil markalarından biri olan Volkswagen, Almanca’ da ‘Halkın Arabası’ anlamına geliyor.

IBM: Bilgisayar devi ‘IBM’in Markasının açılımı ‘International Bussiness Machines’ yani Uluslararası İş Makineleri.

INTEL: Dünyanın en önemli teknoloji şirketi ve işlemci üreticilerinden ‘İntel’ Markasını ‘Integrated Electronics’in kısaltılmış halinden alıyor.

NIKE: Dünyanın önde gelen spor ürünleri üreticisi ‘Nike’nin ismi, Yunan mitolojisinden zafer tanrıçası ‘Nikea’ dan geliyor. Markanın işareti tanrıçanın uçuşunu sembolize ediyor. Türkiye’de çinileriyle ünlü İznik kentinin de eski ismi ‘Nikea’ydı.

NIKON: Japonya’nın önde gelen fotoğraf makinesi ve aksesuar üreticisi Nikon’un ismi Japon optiği anlamına gelen ‘Nippon Kogaku’nun kısaltılmasından geliyor.

NISSAN: Şirketin eski Markası Nippon Sangyo’nun kısaltılmış hali.

NOKIA: Fin asıllı cep telefonu üreticisi ismini Finlandiya’daki Nokia şehrinden aldı.

PEPSİ: Dünyaca ünlü içecek Markası olan Pepsi ismini sindirimi kolaylaştırıcı enzim olan ‘Pepsin’den aldı.

STARBUCKS: En popüler kahve Markası olan Starbucks ismini Herman Melville’in ünlü romanı Moby-Dick’teki ‘Starbuck’ isimli karakterden esinlenerek aldı.

Ünlü Amerikalı yazar Sue Monk Kidd’in de dediği gibi:

“Hikâyeler anlatılmalıdır, yoksa ölürler ve öldüklerinde kim olduğumuzu veya niye burada olduğumuzu hatırlayamayız.”

Algılarda kalıcı yer edinmek istiyorsanız; mutlaka doğru bünyelerde vücut bulmalı ve öykünüzle hatırlanmalısınız.