Uzaylılarla nasıl iletişim kurarız?

Dünyada insana en yakın canlı olan maymunlarla DNA'larımız arasındaki fark sadece yüzde 1. Yüzde 1'lik bu fark sayesinde insanoğlu medeniyet kurabildi ve dünyaya hükmetti. Haydi diyelim ki; dünya dışı varlıklarla temas kurduk ve çıkıp geldiler. Çıkıp gelebildiklerine göre demek ki bizden daha üstün olacaklardır. Diyelim ki, onlar da bizden sadece yüzde 1 üstün olsun. Bu kez biz mi onların karşısında birer maymuna dönüşeceğiz?

Geçtiğimiz hafta TURKSAT 4A uzaya fırlatıldı. Türkiye de artık uzay yarışındaki ülkelerden. Şimdilik biz uydularımızdan daha çok dünyayı ve bölgemizi izlemek, gözlemlemek ve iletişim teknolojilerini daha verimli kullanmak amacı ile istifade ediyoruz. Belki gelecekte biz de Amerika, Rusya, Japonya ve Avrupa ülkeleri gibi uzayda hayat izleri ve dünya dışı varlıkları arayan uydulara ve uzay araştırma merkezlerine sahip olacağız, kim bilir?

Pekiyi uzaylılarla nasıl iletişim kuracağız?

Ofisteki odamda NASA’nın adıma düzenlediği bir sertifika asılıdır. Gelen giden dostlar hep neden verildiğini merak eder ve sorar. Anlatayım:

Efendim acizane bu kardeşinizin adı, NASA’nın 2008’de Johns Hopkins Üniversitesi ile birlikte hayata geçirdiği Lunar Reconnaissance Orbiter (LRO) Projesi kapsamında birini Ay’a, diğerini de uzay boşluğuna gönderdiği ve artık güneş sistemimizi terk etmiş bulunan bir uyduya yerleştirilmiş altın plakalarda yazılıdır.

Bendenizin adını NASA 2008 yılında bu dünyada yaşamış ve yaşamakta olan insanlar arasından seçti. Bu sertifika o yüzden bana verildi. Neden mi?

Onu da arz edeyim; LRO Projesi’nin amacı; Ay’a ve uzay boşluğuna gönderilen bu altın plaklar eğer uzaylı bir medeniyetin eline geçerse onlara insanoğlunun varlığından haberdar etmekti. Altın plakalarda dünya gezegeninin nasıl bir yer olduğu, insanlık tarihi, sanatı, mimarisi, teknolojisi, üzerinde yaşamış ve yaşayan insan toplulukları, konuşulan diller, gelmiş ve geçmiş medeniyetler, hayvanlar alemi ve bitkilere ilişkin bilgiler, görüntüler, sesler ile seçilmiş bir grup insanın isimleri yer almaktaydı.

LRO Projesi kapsamında ayrıca web üzerinden bir de yarışma açıldı. Yarışma, uzaylı medeniyetlerle karşılaşılırsa nasıl iletişim kurulabileceği üzerineydi. Ardından beğenilen öneri sahiplerinin adı diğer seçilmişlerin yanı sıra o altın plakalara yazılma hakkını kazanacaktı. İşte altın plaklara adı yazılan öneri sahiplerinden biri de bendeniz oldum ve adımız artık uzayda…

Ulu Önder Atatürk dememiş miydi “Medeniyet göklerdedir” diye…

Gökler… İnsanoğlu için hep ilgi odağı olmuştur. Kozmoz, evren… Acaba dünyadan başka kainatta başka dünyalar ve medeniyetler var mıdır?

Kuran’ı Kerim’de bile pek çok alemden söz edilmekte. Hac Suresi’nin 65’inci, Embiya Suresi’nin 30, 31, 32 ve 33’üncü, İnfitar Suresi’nin 1 ve 2’nci, Lokman Suresi’nin 10’uncu, Mülk Suresi’nin 5’inci, Yasin’in 40’ıncı, Saffat Surasi’nin 6’ncı, Nebe Suresi’nin 11 ve 13’üncü, Enam Suresi’nin 96’ıncı, Yunus Suresi’nin 67’inci, Rahman Suresi’nin 5, 17 ve 33’üncü, Nur Suresi’nin 43 ve 44’üncü, Neml Suresi’nin 86’ncı, Nuh Suresi’nin 16’ncı, kehf Suresi’nin 86 ve 90’ıncı, Furkan Suresi’nin 45, 48 ve 49’uncu, Bakara Suresi’nin 57 ve 187’inci, Rad Suresi’nin 12 ve 13’üncü, Mülk Suresi’nin 13’üncü, Nahl Suresi’nin 8, 15 ve 16’ncı, Ankebut Suresi’nin 41’inci, İsra Suresi 30 ve Şura Suresi 32’inci ayetlerinde uzay, kainat ve gezegenimize ait pek çok bilgi yer almakta...

Evrende başka canlılar var ise nasıl medeniyetler kurmuştur diye siz de en az bir kez düşünmüşsünüzdür…

Uzayın derinliklerinde bulunan ve başka gezegenlerde yaşayan varlıklarla iletişim kurabilmek için insanoğlu çok uzun yıllardır çeşitli yollar denemekte.

Bunların en başında radyo frekanslarını kullanarak uzayın çeşitli noktalarına güçlü sinyaller göndermek gelmekte.

Bu tarz bir iletişim tekniğini ilk kez Guglielmo Marconi ve Nicola Tesla gibi ünlü  bilim adamları gerçekleştirmiştir. Bu çok önemli araştırmacıların her ikisi de kendi dönemlerinde Dünya dışı kaynaklı radyo sinyalleri aldıklarını açıkça ifade etmişlerdir. O zamanlar yapılan tüm bilimsel çalışmalar kamuoyu önünde halkla açıkça paylaşılırken, şimdilerde ise bu tarz tüm bilimsel çalışmalar artık tamamen halktan saklanıyor. 

Niçin tüm insanlığı ve evreni yakından ilgilendiren bu tarz çalışmalar günümüzde kamuoyundan  neden ve niçin  saklanmaya çalışılıyor  bu da  henüz tam olarak açıklanabilmiş değildir...

Tesla ve Marconi’den sonra günümüze doğru geldiğimizde NASA 1979 yılında evrende bizlerden başka zeki varlıkların olup olmadığını ve varlarsa onlarla nasıl iletişim kurulacağını araştırmak için özel bir proje olan Search for Extraterrestrial Intelligence yani Dünya Dışı Zeka Araştırması kısa adı ile de SETİ projesi hayata geçirildi.

İlk olarak Amerikan hükümeti bu çok özel projeye 14 milyon dolarlık bir katkıda bulundu. Fakat daha sonraları projeye olan parasal destek Amerikan Senatosu tarafından bir anda kesildi.

Durum böyle olunca başta Frank Drake ve Carl Sagan olmak üzere, bir grup bilim adamının ısrarları üzerine, Proje Silikon Vadisindeki Özel Şirketlere götürülerek finansal destek sağlandı. Bu özel proje dünya dışında başka varlıkları tanımamız yolunda atılmış çok önemli bir adımdır.

Daha sonraları dünyanın çeşitli noktalarında kurulan radyo teleskopları  SETİ projesinin izinden giderek araştırmalara çok büyük ölçüde katkıda bulunmuşlardır. Nerdeyse dünyanın üçte birinde evreni dinleyen özel radyo teleskopları ve gözlem merkezleri kurulmuştur.

Son günlerde eğer uzaylı anahtar kelimesi ile internette arama yaparsanız, muhtemelen gök bilimcilerin “mega yapılar” bulmuş olabileceğine dair haberlere denk gelirsiniz.

NASA’nın Kepler Uzay Teleskopu’nun tespit ettiği mega yapılar, uzayda bir canlı medeniyeti olup olmadığı sorusunu da tekrar akıllara getirdi.

Bu söylentilerin ortaya çıkmasındaki ana neden ise yaklaşık 1.500 ışık yılı uzaktaki KIC 8462852 isimli bir yıldızın çevresinde yapılan gözlemler.

4 yıl boyunca gözlemlenen bu yıldızın ışığı hiçbir periyodiklik göstergesi olmadan parlaklaşıp, söndüğü için bilim insanları tarafından konu üzerine farklı farklı açıklamalar geliyor.

SETI Projesi kapsamında, son 4 senedir gözlenen bu yıldızın çevresindeki gelişmelerin, uzaydaki medeniyetlerin keşfi konusunda bizlere birçok bilgi vereceği tahmin ediliyor.

Bilim adamlarınca evrende var olabilecek yaşam düzeylerini anlayabilmek amacıyla geliştirilen Kardashev Skalasına göre, uzaydaki medeniyetler üç farklı kategoride sınıflandırılabiliyor.

TYPE I Medeniyetler: Gezegenler, yıldızlar ve hatta galaksiler arasında uzay yolculuğu yapabilen, uzayda koloniler kuran medeniyetler olarak tanımlanıyor.

TYPE II Medeniyetler: Uzaydaki gezegenleri, yıldızları değiştirebilen, yeni yıldızlar, gezegenler yaratabilen, kara delikler oluşturabilen daha ileri medeniyetler olarak düşünülüyor.

TYPE III Medeniyetler: Boyutlar arasında geçiş yapabilen, evrenin ötesine geçebilen, fiziksel vücutlara ihtiyaç duymayan, uzayda her an her yerde bulunabilecek, uzayı dilediği gibi değiştirebilen, evrenleri yok edebilecek güce sahip, yarı-tanrı formunda medeniyetler olarak tanımlanıyor.

Sahip olduğumuz teknoloji ile bizim onların diyarlarına gitmemiz mümkün değil. Ama ya onlar gelirse?

Bu onların bizden daha ileri bir medeniyet olduğunu gösterir.

Uzay hep bir cazibe alanıdır. Ama uzaylılarla iletişim söz konusu olursa bizimle kuracakları ilk temas Amerika’ya ayak basan Avrupalıların ki gibi olacağı kesin. Çünkü bu defa yerliler biz olacağız.

Düşünün lütfen, bu dünyada insana en yakın canlı olan maymunlarla DNA’larımız arasındaki fark sadece yüzde 1. İşte bu yüzde 1 fark sayesinde insanoğlu medeniyet kurabildi ve dünyaya hükmetti.

Haydi diyelim ki; dünya dışı varlıklarla temas kurduk ve onlar da teknolojileri bizden daha ileri olduğu için çıkıp geldiler. Çıkıp gelebildiklerine göre demek ki bizden üstün bir medeniyete sahip olacaklar.

Haydi yine diyelim ki, başka dünyalardan gelenler de bizden sadece yüzde 1 olsun. Bu sefer de biz mi onların karşısında birer maymuna dönüşmeyecek miyiz?

Uzaylılar ile iletişim kurarken, eğer bizimle iletişim kurmak için bir kanal tesis etmezlerse, onlarla kurmaya çalışacağımız ilk iletişim teması, aslında maymunların bizimle iletişim kurarken kullandıkları ses ve işaret dilinin ötesine çok geçemeyecektir? Yoksa taş atarak onlarla iletişim kurma şansımız olamaz değil mi?

Bugünün üç maymununu oynayanlara ithaf olunur…