'Ağaç Diken Adam' ve umut

Kısacık şimşek çakımları misali ruhu aydınlatıp ansızın kaçan umudu korumak pek kolay değil. Tam da bu yüzden insanlığın böyle sade ve zarif hikayelere de ihtiyacı var.
'Ağaç Diken Adam' ve umut

Ağaç, varlığından ve derin köklerinden öte ne çok resim, koku, hatıra, lezzet, hikaye ve 'direniş' çağrıştırıyor değil mi? Şafak sökerken yapraklardan süzülen incecik çiy taneleri. Sonra sabahın ilk esintisiyle hafifçe titreyen dallar, ilk yumuşak ışıkla birlikte gevşeyip kendilerini merhametli gövdelere teslim eden hayvanlar, çiçeğe durmuş tomurcuklar. Zamanın uzayan gölgeleriyle birlikte değişen renkler. Dünyanın soluğunu temizleyen ağaçların birbirleriyle konuşmaları. Şarkılardan, çocukluk masallarından, rüyalardan, ilk sevda hikayelerinden yükselen hışırtılar, mırıltılar, iniltiler. Yağmurlarla tazelenen toprağın, taşın, ağaç kabuklarının nemli kokusu. Ve onların binlerce yıldır anlatılan, yazılan hikayeleri.

Ağaçların bilgeliği dile gelmez ama kendini derinden hissettirir. Vaktiyle üzerine tırmandığınız badem ağacının kokusu bazen bir ömür kadar genişler. Gölgesine oturduğunuz salkım söğüdün narin dalları usul rüzgarlarla salınan sevgilinin saçları olur. Altın tozlu parıltılarla tebessüm eden huş ağaçları hatırlanamadığı için merak edilen rüyadır. Akağaçların döne döne düşen taç yaprakları beyaz ışıklı geniş bir akşamüstünün sevincini hatırlatır. Erken bahar soğuklarıyla yanan çiçekler erken kaybettiklerimizdir. Leylakların dua kadar tanıdık eski kokuları huzurun kendisidir bazen. Acı mandalina ağaçları güzün koyu gölgesinde ansızın ıstırabın yüzü olur. Kızılağaç tomurcukları kendiliğinden menevişlenen bir akşamın hediyesi belki... İncirin vefasızlığı, cevizin haşmeti, ıhlamurun baygın sadeliği, manolyanın sarhoş eden kibri insana insanı da anlatır. Boğaz'da erguvanların uyanışına tanık olmanın hazzı, hayatın döngüsünü hatırlamaktır. Zeytin zaten hayattır.


GERÇEKLİĞİ TARTIŞILIR MI ?


"Ağacı siyasete alet ediyorlar" diyenlerin nobranlığına bakmayın siz. Ağaç, kıymet bilen, sessiz dilinden anlayan, onun varlığının bir parçası yapabilenler için vazgeçilmezdir. Onu yok edenler içinse bir tür intihar.

Bugün size kısacık bir hikayeden bahsetmek istiyorum. Hikayeyi doğa tutkunu, savaş karşıtlığıyla da tanınan 1895 doğumlu Fransız şair, edebiyatçı Jean Giono yazmış. Peki hayatının son otuz yılını yüzlerce hektarlık bir alanı tek başına yeniden ağaçlandırmaya adayan ve bunu yapabilmiş bir karakterin hikayesi neden kısa sürede ses getirmiş, ünlü olmuştu? Üstelik edebi bir metin olduğu için gerçekliği de tartışmalıydı. Öncelikle yazar, hikayesini daha inandırıcı kılmak için olayın yaşandığı coğrafyaya, köy ve mekan isimlerine, ağaçlandırma çalışmalarına dair gerçek bilgiler vermiş. Sevilen eserleriyle onun tabiat aşığı bir 'direnişçi' olduğunu, romanlarında tabiatın rolünü bilenler yadırgamadılar bu hikayeyi muhtemelen. Ama bence daha da önemlisi, hakikatten beslenen edebiyatın gücüyle insana yıllarca umut vermesi olmuş.

Hikayenin açılış cümleleri, unutulmayan karakteri Elzeard Bouffier ve onun gibilerin hayatla ilşikisini, varlık sebebini iyi anlatıyor: "Kişinin eylemleri bencillikten tamamen arınmışsa, onu eyleme yönlendiren itki eşsiz bir yücegönüllülük örneğiyse, hiçbir ödül beklemediği kesinse ve dahası yeryüzünde silinmeyecek izler bırakmışsa, işte o vakit gerçekten de, hataya yer bırakmayacak bir kesinlikle, unutulmaz bir insandan bahsediyoruz demektir".

İlk bakışta böyle 'idealize' edilmiş karakterler ancak filmlerde, romanlarda olur diye düşünüyor ancak hemen sonra yazarın hayatın gerçekliğini kıskandıran anlatımıyla Bouffier gibi birinin varlığına inanmak istiyorsunuz. Giono, az konuşan, kusursuz meşe palumutlarını çatlak parmaklarıyla ayıklayan, seneler boyu yüzbinlerce ağaç tohumu eken, tabiatın engellerine rağmen sabırla onların filizlenmesi için uğraşan, ailesinin ölümünden sonra inzivaya çekilmiş çobanı öyle incelikli anlatıyor ki ikna olmamak hayata haksızlık olur sahiden.

Hikayenin sessiz kahramanı iki savaş yaşamış ama savaşın vahşetine rağmen ağaç dikmekten hiç vazgeçmemiş. Tıpkı direniş fikri ve tabiat hakkında yazmaktan vazgeçmeyen yazarı Jean Giono gibi.

Anlatıcı insanın yıkıcı kıskançlığına da değiniyordu: "Fakat değişim o kadar yavaş olmuştu ki bölgedeki değişiklik kimsede şüphe uyandırmamıştı. yaban tavşanlarının peşine düşüp yükseklere çıkan avcılar, çok sayıdaki fidanı fark etmiş ama doğanın işidir diye düşünmüşlerdi. Bu nedenle bu adamın şahaserine dokunmamışlardı. Bilselerdi bozarlardı".

Tabiatın yıkıcılığı kendini bir biçimde yeniliyor. Her şey bir biçimde özüne dönüyor ve tekrar 'yerini' buluyor. Ve bunun için kuruyup giden, insanın kıyımına rağmen yok olan ağaçlar için umutsuzluğu yenmek gerekiyor. Kısacık şimşek çakımları misali ruhu aydınlatıp ansızın kaçan umudu korumak pek kolay değil. Tam da bu yüzden insanlığın böyle sade ve zarif hikayelere de ihtiyacı var.

Yıkıntıların üzerine yükselen şırıltılı çeşmeler, neşeyle şakıyan kuşlar, kırların, ormanların zevkini çıkaran kadınlar, erkekler, tabiata uyumlu yaşamayı öğrenerek hayata tutunan bütün varlıklar, hepsi insanca yaşamanın ve bunun için direnmenin farklı yüzleri.

Aslında tabiatın kaosu tuhaf bir biçimde müthiş bir iç tutarlılığa sahip. O dinginliğe dokunabilmek için yalnız ve suskun bir çoban size yol gösterebilir. Onun sayesinde canlılığın seslerini duyabilirsiniz. Yeryüzünün ritmini onun kelimeleriyle hissedebilirsiniz. Yaprakları andıran insanın hücrelerini bile görebilirsiniz. Evet iyi yazarlar okura böyle el uzatır bazen. Ve inanın, bu hiç de az bir katkı değildir.

*Kitaba dair notlar

Alplerin eteklerinde yaşayan birinin otuz yıl içinde hektarlarca alanı tek başına ağaçlandırcığına inanmayan ve karakterin izini süren Readers Digest hikayeyi yayımlamamış. Giono yazıyı Amerikan Vogue'a, hiçbir ücret talep etmeden vermiş. İlk İngilizce baskının adı, 'Umut Ekip Mutluluk Biçen Adam'. Daha sonra ücretsiz basılıp kitap olarak yüz bin tane dağıtılmış. Daha Anavatanı Fransa'ya 1973'de gelebilmiş.

İçinde harika illüstrasyonları da olan hikayeyi Türkçeye kazandıran Didem Nur Güngören'in son sözüne içtenlikle katılıyorum: "1970'de hayatını kaybeden Jean Giono bugünkü ekolojik hareketleri görebilseydi, belki de bizim gibi dünyanın gidişine hayıflanmak yerine bu karşı çıkış için de bir öykü kaleme alırdı: Yeniden cesaret vermek ve sebatkarlığın daima meyve verdiğini hatırlatmak üzere".

* Ağaç Diken Adam - Jean Giono / Çev. Didem Nur Öngören / İllüstrasyon Oğuz Demir - Everest Yayınları

* Jean Giono'dan yine tabiatın başrolde oynadığı esaslı bir roman okumak isteyenler için öneri; 'Sevincim Eksilmesin Yeter ki' - Çev. Orçun Türkay / Yapı Kredi Yayınları