Bir İzmir klasiği

İzmir'in gastronomi potansiyeli gerçekten muhteşem. Yeme içme konusu şehrin genlerine işlemiş adeta. İşte bir klasik, Ristorante Pizzeria Venedik

Sene 1993'tü, Depeche Mode Songs of Faith and Devotion albümünü yeni çıkarmıştı ve ben kafayı yemiş şekilde onu dinliyordum (hala da en çok dinlediğim albüm olabilir). Tevfik Fikret Lisesi'nde öğrenci iken, her sene olduğu gibi yine okul tiyatrosunda yer alıyordum. O seneki oyunumuz, daha öncekilerden farklı olarak ilk defa İzmir Tevfik Fikret'te de oynanacaktı ve İzmir'deki akşamlarımızdan birinde, o zamanın en meşhur pizzacısı olan Ristorante Pizzeria Venedik'te oturmuştuk. Bir yemeksever olarak, yemek yediğim yerleri ve yediğim yemekleri hatırladığım onlarca hatıramdan bir tanesi de bu.

Onca yıl geçti aradan, geçenlerde tekrar yolum bir İzmir'e düştüğünde yine aynı yerde buldum Ristorante Pizzeria Venedik'i. Farklı olarak, bu sefer mekanı açan aileden Osman Sezener ile birlikte sohbet etme şansımın olmasıydı.

Osman bey, ailenin ikinci kuşağından. Venedik 1979'da yurtdışında mühendislik okumuş babası Ahmet Günter Sezener tarafından açılmış, 1982'de doğan Osman da hayatını yeme içme üzerine kurmuş. Bilkent Üniversitesi Turizm ve Otel İşletmeciliği mezunu olan Sezener, daha sonra ABD'de French Culinary Institute'ta eğitim görmüş, İtalyan mutfağı ve şarap eğitimleri almış, Michelin yıldızlı şefler ile çalışma fırsatı bulmuş, genç yaşına rağmen büyük tecrübe kazanmış bir şef. İyi yemeğe adanmış hayatında, güzel bir yemek için kilometreler aşmayı göze alan biri. Bence oldukça büyük ses getirecek gelecek projeleri de var., onlar şimdilik bende kalsın.

Venedik karakterli bir restoran, hafta içi bir öğlen vakti gittiğimde bile neredeyse tüm masaların dolu oluşu çok mutluluk verici. İzmir'lilerin böyle bir değere sahip çıkması çok güzel. Günümüzde tarihi bu kadar eskiye giden mekanlar bulmak giderek daha zorlaşıyor. Yeni mekanlar benim de hazzetmediğim instagram pazarlamacılarına verdikleri paralarla bir anda saman alevi gibi parlayıp, başarıyı yakalamaya çalışıyor ancak sürdürülebilir kaliteyi tutturamadıkları için, kısa sürelerde kapılarını kapatıyorlar. Venedik'te örneğin tiramisuyu 30 senedir aynı kişi yapıyor. Garsonların çoğu 15-20 senedir aynı.

Venedik, elbette pizzası ile meşhur. Hamur oldukça ince, kenarı neredeyse hiç yok, sırf malzeme ile dolu bir yüzey geliyor önünüze. Denediklerim içinde sebzeli pizzayı çok beğendim, dengesi ve tazelik hissi çok keyifli. Az önce bahsettiğim tiramisu da iyi bir tarif ile yapılıyor. Osman bey şu anda bu tiramisuyu sadece kendisinin ve tatlı şefinin yapmayı bildiğini söylüyor.

Osman Sezener'le tanışmaktan ve sohbet etmekten büyük keyif aldığımı söylemem gerek. Bizim ülkemizde genç, işini seven ve sürekli gelişmeye çalışan şeflerin, marka olmalarını görmek istiyorum. Bunlar sadece İstanbul'da değil, farklı şehirlerde de olmalı. İzmir gibi etrafı muhteşem Ege malzemeleri ile dolu bir şehirde örneğin, gastronominin çok daha fazla gelişmesi gerektiğine, bunun belediyelerce desteklenen bir proje haline getirilmesine gerek olduğunu düşünüyorum.

Sonuç olarak Ristorante Pizzeria Venedik, İzmir'de uzun yıllardır başarıyla hizmet veren bir İtalyan lokantası olarak her türlü övgüyü hak ediyor. Yemek fiyatları böyle bir işletme için gayet normal, pizzalar 20 ila 33 TL arası fiyatlara tadılabilir.

Bu sırada yine İzmir'de

İzmir'in gastronomi potansiyeli gerçekten muhteşem. Yeme içme konusu şehrin genlerine işlemiş adeta. Belediyelerin de bu konuda destek vermesi gerektiğini söyledim, genellikle de yapıyorlar. Ancak geçtiğimiz hafta içerisinde, Konak Belediyesi Kıbrıs Şehitleri Caddesi civarında bir çok işletmeye yaptıkları tente ve benzeri yapılar için ciddi cezalar kesmiş ve işletmelerin söz konusu bölümlerini kullanıma kapatmış.

Durumu fark ettim çünkü oralarda akşam yemeği için gittiğimde denediğim 3 farklı restoranda kapıda kalınca sorma ihtiyacı duydum. Belediyenin bu konuda ön bilgilendirme yapmaksızın, gelip ceza kestiği şeklinde bilgi aldım. Söz konusu binaların sit alanı sınıflandırması olduğu için, tentelerin binalara montajının yapılmış olması dolayısıyla ceza kesildiği söyleniyor.

Eğer sit alanı değeri var ise, mekanların montajlarını direkt olarak bina üzerine yapması doğru bir uygulama değil, buna katılıyorum. Ancak belediyenin bu hususlarda daha yol gösterici olması gerekirdi diye düşünüyorum. Bölgedeki bir çok işletme, müşterilerin büyük bölümünü bu tür sonradan kapanan alanlarda ağırlıyor. Hal böyleyken, birden o alanların kapanması, oralarda çalışan bir çok emekçiyi de zor durumda bırakabilir. Mekan sahipleri de, cezalardan çok, daha önceden uyarılmamış olmalarından dolayı üzgünler. Şu anda konuyla ilgili ne yapacaklarını bilmiyorlar, ancak böyle giderse çoğu mekan azalan kapasite sonucunda masraflarını çıkarmayı başaramayacak. Bu nedenle, belediyenin en kısa zamanda işletme sahipleriyle bir araya gelerek konuya bir çözüm üretilmesi için onlara yol göstermesini diliyorum.

Mutlu haftasonları dilerim.