Neyse ki...

Geçenlerde, nefis bir insanla tanıştım. Selin Ekim, ilk olarak instagram'da gördüğüm, sonra blogu ile karşılaşınca adeta şok geçirmeme sebep olan bir şef-gezgin-yeme ve içme meraklısı-anne.

Bugünlerde çok ama çok zor bir Türkiye'de yaşıyoruz. Her gün şehit haberleri alıyor, cenazelerde yaşanan olayları izliyoruz. İnanın bana, hayatımda yemekle ilgili yazı yazmakta hiç olmadığı kadar zorlanıyorum.

Ama neyse ki, bunu benden çok daha iyi yapan sevgili Radikal yazarları var, onlar benden çok daha iyi anlattıkları için, ben üstüne söz söylemiyorum bu kez.

Haydi, biraz kafanızı dağıtacak şeyler yazayım, belki benim kafam da dağılır.

Geçenlerde, nefis bir insanla tanıştım. Selin Ekim, ilk olarak instagram'da gördüğüm, sonra blogu ile karşılaşınca adeta şok geçirmeme sebep olan bir şef-gezgin-yeme ve içme meraklısı-anne.

Herşeyden önce, neden şok geçirdiğimi söylemeliyim. Birincisi, gezginliği, 80'in üzerinde ülke görmüş. Ayrıca, Cordon Bleu ve Institut Paul Bocuse gibi son derece saygıdeğer okullardan mezun bir şef kendisi. Ama bir restoranda çalışmıyor, sırf kendi mutluluğu için bu eğitimleri almış.

Selin, eski bir bankacı, kriz zamanı batan bir bankadan ayrıldıktan sonra, bir kırılma yaşıyor, kendisini mutlu etmeyen işlerle uğraşmak yerine, bir süre ara vermeye karar veriyor. Sonrasındaysa, yemek tutkusu ve İstanbul'a açılan Cordon Bleu bir araya geliyor, yaklaşık bir buçuk sene süren bir eğitim alıyor. Sonrasındaysa Institut Paul Bocuse'den kabul alıyor, ve çok saygın bir okulda harika bir eğitim görüyor.

Kendisini bildiği tüm zamanlar boyunca en büyük tutkularından biri olan, gezmeye zaman ayırmayı da asla ihmal etmiyor. Ama gezmek demek, gittiği yerlerin lezzetleriyle de buluşmak, iyi restoranları araştırıp, onlara rezervasyon yapmak, şarap üreticilerine yapılacak turlar, hepsi seyahat öncesinde ayarlanmış oluyor.

Bütün maceralarını da www.selinekim.com adresinde yazıyor. Fotoğraflarını instagramda paylaşıyor. İnstagram demişken, öyle reklam hesaplarından değil, hani şu her gittiği yerde yediği yemekleri nefis bulup (en saçmasından fastfood zincirine bile gitse diyeyim) ayıla bayıla anlatan modern zaman "gurme" tiplerinden değil. "Bana asla gurme demeyin" diyor zaten.

Lezzet algısının ve lezzet yaratmanın matematik zekası gerektirdiğini konuştuğumuzda, şarap tutkusunun boyutlarını dinlediğimde ve Santiago'da aynı şarap mağazasına girdiğimiz ortaya çıktığında, neyse ki diyorum. Neyse ki, bütün bu abukluklarla dolu hayatlarımızın içinde, kendi tutkularımızın arkasından gidebilecek enerjiyi hala zor da olsa bulabiliyoruz.

Teşekkür ederim Selin, çok keyifli bir sohbet ve hayata dair umut veren hikayen için.