'Anne ölenler nereye gider?'

Leyla bu dönem tüm aile bireylerini ve petlerimizi sayarak "O da ölecek mi"? diye soruyor. "Evet, tatlım" diyorum, "Zamanı gelince hepimiz öleceğiz.

Anem: Leyla’cım, gel biraz sohbet edelim.
Leyla: Olur anneannecim, edelim. Zaten sen öldüğünde yapamayacağız bunları.
Annem: …
Hayır, annem ölümcül hasta falan değil. Bir yere gittiği yok. Giden tek şey, Laylu’nun uçan zihni. Bu diyalog, geçen hafta gerçekleşti. Ondan bir iki gün önce de bana “Ölenlerin doğum günü kutlanmaz” demişti. Bir süredir “Ölenler nereye gider, onlarla konuşabilir miyiz?” benzeri soruları olduğu için biraz araştırma, birkaç telefon konuşması yaptım.

Ne kadar bu konudan hazzetmesek de belli bir yaşın üzerindeki çocuklar ölümü gelişimlerinin doğal süreci olarak sorgulamaya başlıyorlar. Zincirlikuyu’nun, her önünden geçişte gözümüze soktuğu “Her canlı ölümü tadacaktır” gerçeğinin hayatta kalanlarında çocuklar da var. Cenaze evlerindeki yetişkinler kendi acılarıyla başa çıkmaya çalışırken, evde bir de çocuk olması işi zorlaştırıyor. Modern zaman masallarını ne kadar filtreleyerek okusak da gazete, TV haberlerini onlardan uzak tutsak da ölümle illaki tanışıyorlar. Bazen evdeki dört ayaklı dostun kaybıyla, bazen bir akrabanın… Ki ben, Leyla yaşında ve algısındaki çocukların bu konudan izole edilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Düşünüyorum ama kör gözüne parmak şeklinde mezarlığa da götürmüyorum tabii.

Şunu da unutmamalı: Ne kadar basit anlatırsak anlatalım, ilkokul öncesi çağdaki çocuklar ölümü tam kavrayamıyor bazen. Ya da kafasındaki bambaşka bir hayali tablonun içine oturtabiliyor. Çocuklar ölüm lafının etrafında beş yaş civarında dolanmaya başlıyor. Somuttan soyuta geçiş dönemi bu. Çocuğun ölümü anlamaya çalışması, onda bir korku veya kaygı yaratmadıkça normal. Ailelerin çocuklarına ölümü anlatış şekilleri, kendi inançlarıyla da yakından ilintili.

Ölümün etrafından kayıp geçmeden, çocuğunuzu endişelendirmeden cevap vermelisiniz bütün sorularına. Yıllarca da sürse, yüz kere de sorsa…

Leyla çok küçükken ‘uzun bir seyahate giden’ birileri oluyordu ara sıra. Cenazeye, yolculuğa çıkan arkadaşıma veda olduğunu söylüyordum. Kızım bir yaşındayken kaybettiğim çok yakın arkadaşım için günlerce ağladığımda, daha çok küçük olduğu için bunu ona göstermemeye çalışmıştım. Ama şimdi açık açık, ağda katmadan söylüyorum; hastaydı, öldü, kaza geçirdi vb… Cenazelerin onlara veda töreni olduğunu anlatıyorum. Ama kalkıp da ölenlerin toprağın altına konduğunu, böceklerin yediğini ve sonunda toprak olduklarını, mezarlık diye bir yerin varlığını kesinlikle dillendirmiyorum.

Ölümü tarif etmenin en kısa ve net yolu, benimsediğim ve uzmanların da hemfikir olduğu şekilde, “X öldü ve artık bizimle değil, bizimle konuşamaz, yemek yiyip uyuyamaz, acı hissedemez” gibi bir tanım. Bir ölüm sebebiyle üzgünseniz abartılı olmadığı sürece bunu çocuğunuzla paylaşın. Ağladığınızı görebilir, açıklayın, duygularınızdan bahsedin.

Ölenler için “Yıldız oldu, gökyüzüne gitti, bizi oradan izliyor, geri gelemez” diyorum. Beş yaş üzerindeki çocuklar ekstrem bir dram yoksa cenazeye de gidebilir, dua evine de. Zorlamadan ama! Onların da bu kayıpla yüzleşmesi ve anlaması gerekiyor. Onların da yas süreci olduğunu unutmamamız lazım. Abartmadan, sakin bir süreçte yaşamalılar ölümü. Yine dört beş yaş üzeri çocuklara ölenler için “Uyuyor, uzun bir seyahate gitti” demenin onlarda yaratacağı yersiz korkular yüzünden doğru olmadığını da eklemek isterim.

Leyla bu dönem sık sık benden ve babasından başlayarak tüm aile bireylerini ve petlerimizi sayarak “O da ölecek mi”? diye soruyor. Hiç acıklı surat yapmadan, “Evet, tatlım” diyorum, “Zamanı gelince hepimiz öleceğiz.” Erken ölümleri sorgulamaya henüz gelmedi Allah’tan, ki hiç şikâyetçi değilim. Kabullenmekte zorluk çektiğim ölümleri ona açıklamam zor tabii.