Bende bir anne var, benden içeri

Çocuk planlarken, eğitimini nasıl finanse ederim diye değil, sabahları yataktan nasıl kaldırırım diye düşünün!

Kısa bir ara, ve yine merhaba. İş yoğunluğu üstüne gündem depresyonu, onun da üzerine okula giden çocuğun ev hallerinden makineye dönüşmüş anne tipi insan olarak huzurlarınızdayım bugün. İçimde bir yerde kısık bir ses var, “Evriiiiimmmm, bırak bunları, okulu mokulu boşver, bu şehri de boşver” diyor. Henüz yüzeye çıkamadı ama hani halk ağzıyla “Allah sizi inandırsın,” özellikle çocuk başlıklarında çok zorluyor.

Malumunuz, Laylu hanım bu sene adeta bir ağacın dalları arasındaki güvenli ve huzur dolu yuvasından ayrılıp ilkokula gideceği okula başladı. Bu bize şu şekillerde geri döndü:  Sabahları güneş doğmadan kalkış, servise yetişme stresi, okul forması, okulda belli günlerde uyulması gereken düzen, yollarda geçen saatler, ev ödevi ve daha da erken yatma zorunluluğu.

Bir anne olarak maalesef bunların hiçbirinden muaf değilim...

Mesela ev ödevi. Okuldan eve gelen ilk ödevin listesini görünce o, h ve a kelimelerinden oluşan ve pek kibar olmayan sesi çıkardım. Beşbuçuk yaşındaki çocuğa iki farklı kitaptan 20 sayfa ödev vermişlerdi. Tamam, kafa yormayan, başına oturdu mu zevklen yapılan şeyler ama sonuçta “ödev” işte. Bir anne olarak gaddarca bulsak da, akademik eğitime önem veren okul seçmenin tatlı yanları diye kabullendik. Bazen okuldan ebeveyn ödevi de geliyor. En sevdiklerim! Çocuğunuzla birlikte x kişiyi çalışın, fotoğraf seçip print alın vb… Konuları keyifle çalışıyoruz da, fotoğraf seçimiydi, yazıcıdan çıktıydı falan, hiçbirini yapmadım, yapmayacağım, itiraf ediyorum.

Bir de bu ödevlerin yapılma zamanı var tabii. Cuma akşamı babasına gidiyor Laylu, pazar sabahı oradan alıp jimnastiğe götürüyorum direkt. Sonra gün boyunca İstanbul kazan, biz kepçe geziyoruz. Anne-kız olarak okul düzeninden uzak, kaliteli vakit geçirmek için sadece pazar günümüz var bizim. Ödev de koştur koştur eve geldikten sonra banyo ile akşam yemeği arası bir yere sıkışıyor işte.

Gelelim servis konusuna. Yolda geçen süreydi beni isyan ettiren ama bir de o servise yetişmek için hazırlanmak diye bir stres varmış arkadaş. Leyla sabah kalkma konusunda maalesef bana çekmemiş. Babası nasılmış okul yıllarında bilmiyorum ama kardeş kontenjanından öyle birini tanıyorum ki, sabah uyanmamanın piridir kendisi! Canım kızım, nasıl da dayısına benzemiş! Ben gözümü açtıktan 15 dakika sonra evden çıkabilirken, Leyla’yı yataktan kazımam gerekiyor. Tuvalete kucağımda taşıyorum. Ancak dişlerini fırçalarken uyanıyor. Giyinmeyi ona bırakırsak, beş çayına ancak yetişir. Sonra kahvaltı masası var sırada. O seviyeyi de ite kaka geçip, çantasını sürükleyerek servise koşuyoruz her sabah. Birkaç büyük krizi sabahları yaşadık. Geçen gün apartman inlemiş olabilir. Komşularımdan bu vesileyle özür dilerim.

Formadan yana şikayetim yok aslında. Severek giyiyor. Ama onun da elbisesi-eşofmanı ve temiz tutma derdi var. Yedekli de olsa her gün elde bir şeyler yıkanıyor evde. Saçı mutlaka toplu olacak ama hanımefendi karar veremiyor bir türlü: At kuyruğu mu, iki yandan mı, örgü mü, topuz mu. Evet, topuz! Saçına topuz yaptırıyor sürekli.

Sonracıma haftanın 4 günü, çocuklar sorumluluk sahibi olsun diye yapılmış bir uygulama var. Fikir çok iyi de, hayata geçişi zor. Bir gün kitap, bir gün oyuncak, bir gün kutu oyunu gidiyor okula. Bir gün de serbest kıyafet. Bir akşam önceden başlıyorum: Laylu, hangi kitabı istiyorsun? Gidiyor oyuncak getiriyor. Kızım, hangi kutu oyununu istiyorsun? “İstemiyorum, herkes dağıtıyor, toplayamıyorum” diyor. “Yarın ne giymek istiyorsun”da zaten günü kapatıyoruz. Saatlerce seçebilir… Kızım sorumluluk sahibi bir çocuk, yaşasın! Ben de sinir sahibi anneyim, beni n’apçaz?

Sabah kalkmaya geleceğim yine izninizle. Geçen ay şöyle bir şey dedi uyku arasında: “Anne, bir çocuğu bu saatte kaldırmak insanlığa sığar mı? Çocuk haklarına aykırı bu.” Valla haklı. Aylardır hava daha yeni yeni aydınlanırken çıkıyor evden. Gönder semt okuluna, rahat et, di mi? Oldu!!! Mahallemizin devlet okulunda yıllardır boş geçen dersleri ne siz sorun, ne ben anlatayım. Hem de güya pilot okul! Sabah bu kadar erken kalkabilmesi için akşamları iyice erken yatırıyorum. Allahtan işten beşte çıkıyorum da, birbuçuk saat falan görüyoruz birbirimizi.

Çocuklu hayat böyle mi olmak zorunda hakkaten? Birbirini görmeden, hep bir şeye yetişmeye, kurallara uymaya çalışarak?

Benden içeri anne ne istiyor, onunla bitireyim. İlk formülde düzenimiz aynı ama Leyla ödev falan yapmıyor, takip edilmesi gerekenleri kaale almıyoruz. Sonra korkarım kızımı okuldan atıyorlar.

İkincisi daha radikal. Çocuğu okuldan almışım, istediği saatte uyanıyor. Banyosuna falan karışmıyorum, istediği gün yıkanıyor. Canı yemek olarak tatlı isterse, yiyor. Televizyon, Ipad, telefonu hepsi elinde. Saat desen evde yok. Günlük düzen de neymiş… Bak, Erkin Koray ne güzel eğitti kızını evde. Avrupa’da da bir sürü örnek var. Tabii bu duruma ayak uydurmak ve nemalanmak için ben de işsiz kalıyorum. Parasız hayata uyum sağlayabilmek için bu şehirden taşınıyoruz. Ben küçük Ege kasabasında minik işler yapıyorum. Kira parası ancak çıkıyor ama olsun, mutluyuz...

Mutlu muyuz??? Hiç sanmam. O yüzden böyle devam.