Bin doz Atatürk

Çocukluğumdan bugüne kafamda yer etmiş bir resim var: Yaşlı kadınlar, kağnılara top mermisi yüklemiş, savaş meydanına götürüyor... Çok Atatürk, çok din ve baskı arasına sıkışmış, kafası karışık bir yazı...

Bu bir itiraz yazısı değil, kafası karışık annenin duygularını paylaşması ve kendine, geçmişe yönelik eleştiri sorusudur. Bolca ikilem içermekle beraber kesinlikle şikayet değildir.  Okuyun, düşüncelerinizi yazın, birlikte konuşalım.

Önce kendi çocukluğuma bakayım…

Atatürk’ün günlük hayatımızdan eksik olmadığı Cumhuriyetçi bir ailede büyüdüm. Anıtkabir’den Dolmabahçe’ye hepsini gezdik gördük. Atatürk devrimlerini ezberledik. Mustafa Kemal’in hayatımıza ne kadar önemli bir etkisi olduğunu idrak ettik. Saygı, minnet duyduk. Abartmazdık diyeceğim ama, babam daha 7-8 yaşlarındayken beni ve kardeşimi kucağına oturtup Kurtuluş Savaşı Destanı’nı okuduğunda biraz fenalık geçirmiştik çocuk halimizle.  

Çocukluğumdan bugüne kafamda yer etmiş bir resim var: Yaşlı kadınlar, kağnılara top mermisi yüklemiş, savaş meydanına götürüyor.

Bir taraftan Atatürk yücelirken, öte tarafta din de vardı hayatımızda. Oruç tutan, namaz kılan bir ailede büyümedim ama İslam hayatımızın önemli bir kısmıydı. Ramazan’da saygısızlık edilmez, mutlaka zekat, fitre verilirdi. Beylik cümle ama, benim ailemde de kapalılar var. Günü gelince dualar hep birlikte Atatürk’e okunurdu.

Uzatmayayım, denge vardı işte. Atatürk ve din karşı karşıya gelmez, yan yana yürürdü.

Ulusal bayramlarda okulumuzda tören olurdu. İstiklal Marşı, kısa konuşmalar, şiirler, şarkılar, bayramın içeriğine uygun gösteriler. Uzun sürmezdi, eğlenirdik. Sonrası tatil.

Gelelim bugüne…

Laylu Atatürk’ü küçücüklüğünden beri tanıyor. Bayramlarda mahalledeki çelenk törenine katılıyoruz yıllardır. Özel günlerde pencereye bayrak asıyoruz birlikte. Üç yaşındayken, Atatürk kim, diye sorulduğunda, “bizi kötü hayvanlardan kurtarmış” diyordu. Çocuk kafası, düşmanı nasıl bilsin? Düşmanı, tehlikeli hayvan olarak kodlamış kuzum.

Kızım bu sene köklü bir eğitim kurumunun anasınıfına başladı. Okulun repütasyonundaki dengeli Atatürkçü duruşunun sağlamasını dünkü Cumhuriyet Bayramı töreninde yaptık. Törende okulun tüm kampuslarındaki öğrenciler bir aradaydı. Anne-babalar da davetliydi. Okulda değil, büyük bir gösteri merkezindeydi tören.

Sağlamasını yaptık diyorum ama kafamda binbir soruyla izledim töreni. Birbuçuk saat sürdü bir kere. Konuşmalarda emperyalizmden girildi, Atatürk’e duyulan tutkulu aşktan çıkıldı. Benim çocukluğumda da böyle miydi diye düşündüm. Genel olarak okulumuzun duruşunu takdir etmekle beraber, “Bin doz Atatürk fazla mı acaba” diye sordum kendime. Törende önümüz arkamız sağımız solumuz kırmızı-beyaz, herkeste bir bayrak, çocuktan yetişkine herkesin gözleri yaşlı (ben dahil)… Genç beyinler bu doktrin kendilerine dayatılıyor gibi hissediyorlar mıdır diye düşünmeden edemedim. Bu kadar yoğun duygu, fanatizme sebep olmaz mı?

Sonra öteki mahalleyi düşündüm. Oradaki tablo, bizdekinin tam tersi. Türkiye’nin birçok okulunda Atatürk’ün adı zoraki anılıyor, sınıflarda portresi idareten duruyor. Törenlerde hürriyet şarkıları söylemek yerine “Günde 5 kere namaz” temalı şovlar hazırlıyorlar. Atatürk örnek lider değil, düşman gibi aktarılıyor. Kabul edilemez.  Bu durumların oluşmaması için konulmuş Atatürk’ü Koruma Kanunu işlevsel değil, özü değişmiş, bu aralar bir başka Türk’ü koruyor.

Özetle, Leyla’nın okulunun Cumhuriyet Bayramı törenini anlamlı ama abartılı ve uzun buldum. Ama hiç yapılmamasındansa, kesinlikle böylesini tercih ederim. Üstelik durum maalesef şuna işaret ediyor: Cumhuriyet, demokrasi, hürriyetimiz ve seçeneklerimiz elimizden bu hızla alınmaya devam ettikçe, bu törenler gittikçe daha abartılı hale gelecek.

Ülkede bu kadar laiklikten uzaklaşma, baskı ve cehalet varken abartılmış Atatürkçülükten şikayet edebilecek durumda değilim. Sıkıntı, ikonlaştırmadan anlamayı ve anlatmayı beceremememizde yatıyor. Çocuklara Atatürk’ün temsil ettiği değerleri dikte etmeden anlatabildiğimizde bu tip törenler yararlı olacak. Üzüntüm, çocuklarımız bu ikilem içerisinde sağlıklı öğrenme ve kendi değer yargılarını oluşturmayı bir arada yürütmeyi beceremeyecekleri için. Filler tepişecek, çimenler ezilecek.