Bir yuvaya başlama hikâyesi

Yuva, çocuklarımızı kendimizden koparmanın ilk adımı (mı)?
Bir yuvaya başlama hikâyesi

Leyla çok iyi konuşabiliyor, gayet sosyal, bezi çoktan bıraktı, bağımsız, özgüveni yüksek… Bütün bunların sonucu; yuvaya başlamaya hazır.
Dedik. Dedim. Çocuk psikolog’u dostumuz destekledi.

Bir yaz günü babasıyla birlikte Laylu’yu da alıp onu kaydettirmek istediğimiz yuvaya gittik. Eve de iki adım, harika!

Bizimki bahçeye girdiği an kendini kaybetti. Oyun aletleri, salıncaklar, bisikletlerle dolu dev bir bahçe. Bahçenin ucundaki tavşan evini görünce iyice delirdi. Tavşanlar önde, Leyla peşlerinde koşturup durdu.

Biz müdürle konuşurken, o etrafı keşfetti. Görüşmemiz bitip de onu ararken nerede bulduk dersiniz? Bir sınıfa dalmış, diğer çocuklarla birlikte minik masaya kurulmuş şapır şupur karpuz yerken.

İki ay sonra, evvelki hafta öğretmenlerle tanışma randevusu vardı. Ona da birlikte gittik. Yine aynı heyecan. Okulun ilk günü hoş geldin partisi vardı, ona babasıyla gitti, durum aynı.

Biz, tahmin edeceğiniz gibi, zevkten dört köşe, oldu bu iş, diye keyiflenirken ve öğretmenlere sürekli “Leyla çok hızlı adapte olabilen, uyumlu ve özgüveni yüksek, bağımsız” diye papağan gibi tekrarlarken her şey tersine döndü. Hani Mazhar Alanson’la Cem Yılmaz’ın şarkısı var ya, “Beş dakkada değişir bütün işler”…

Okulun ikinci, gerçek başlama gününde anne-kız el ele girdik bahçeden içeri. O da ne! Ağlayan, zırlayan, kıyameti koparan bir sürü çocuk! N’oldu şimdi bunlara? Gece hepsine ağlama-arıza chip’i mi taktılar?Leyla on dakikaya kalmadan katıldı kervana. “Anne beni bırakmaaaa, annecim gitmeeeee, anneeeeeaaaaa…”

O güne kadar defalarca deliler gibi koşup eğlendiği, bizi yok saydığı yuvada birdenbire eski post-it günlerine döndü. Bacaklarıma yapışıp peşimden sürüklendiği günlere. İki dakika uzaklaşayım, eti kopmuş gibi ağlayarak gelip bacaklarıma sarılıyor, kendini yere atıyor.

Sınıfa giriyoruz, yanında durmamı istiyor, tuvalete benimle gidiyor… Yanında yokken arıza, etraftayken süper.

İlk hafta durum hiç değişmedi. Ben, annem ve Zehra ablası dönüşümlü olarak nöbet tuttuk, bahçeden çıkmamıza izin vermedi. Tabii çocuk psikologuyla da konuşuldu. Aslında Leyla’nın uyum sorunu yaşayacağını düşünmediğini ama bu seneki anne-baba ayrılığı ve bakıcının değişmesi yüzünden ayrılma korkusunun depreştiğini tahmin etti.

Bu haftayı daha yavaş geçirmemizi önerdi. İlk gün saat birdeki servisi beklemek yerine on birde annem aldı. İkinci gün biraz daha geç. Çarşamba, yine peşimizden ağladı ama daha çabuk sakinleşti. Annem on ikiyi çeyrek geçe almaya gittiğinde bahçede hop zıp oynuyormuş. Dün, alma nöbeti bana denk geldi. Keyfi yerindeydi.

Tabii alma saatine kadar her gün defalarca arandı okul. Napıyor, ağlıyor mu, oynuyor mu?..

Bir yandan kızımın okula alışması için çaba gösterip onu desteklerken, bir yandan da gizlice üzülüyorum. Çocuklarımızı kendimizden koparmanın ilk adımını attığım ve hiç vicdan azabı çekmediğim için. Bağımsız bir birey olması ve gelişimi için doğru yaptığımı biliyorum ama bu da başka bir duygu. Bana katılmayan anne var mı?