Cep telefonu, tablet meselesi

Unutmayın; hiçbir tablet gerçek kitabın, kalemin yerini tutamaz. Bunlara gerçekten sınırlı ve kontrollü başvurulmasının iyi olacağına inanıyorum.

acebook’ta dolaşan bir fotoğraf var. Günde X saatten fazla TV seyreden, bilgisayarla oynayan çocuklarla, bunlardan uzak olanların yaptığı çizimler. TV bebeleri çöp adamın çöpünü ancak çizebilmişken, gerçek dünyadakiler harika resimler yapmış. Bunun bir internet efsanesi olması ihtimaliyle, bir çocuk psikoloğuna da doğrulatmıştım.

Çocukların fiziksel+psikolojik gelişimlerinin sekteye uğramaması için dijital dünya nimetlerini hayatımıza çok sokmamaya çalışıyorum. Bir tabletim bile yok hatta! Daha yeni yazdığım, göz bozukluğu konusu da cabası. Bir GSM firmasının reklamı var ya; annesi bebeğin karşısına telefonunu koymuş, çizgi film izletiyor. O benim için kurtuluş değil, kıyamet senaryosu olur ancak. Ben takıntılı, annem benden takıntılı; çok uzun süre Leyla’nın odasına cep telefonu sokmadım desem yalan olmaz.

Ama çok ender olarak o aletler hayat kurtarıcı olabiliyor. Uçakta yüzlerce yolcunun arasında sinir krizi geçirirse mesela. Ya da Türkiye’de maalesef çok sık karşılaştığımız gibi, ortamdaki bütün çocukların elinde bir tablet varsa ve sizinki tek kaldıysa. Yalnızlık bir yandan, kıskançlık öte yandan saldırıyor o anlarda. Vermezseniz dışlanmış hissediyor. Böyle anlarda telefonu eline geçirdiyse, beş dakikadan fazla oynayamayacağını gayet iyi biliyor. Bu konuda çok netim. Ayda ancak iki-üç kere yakalıyor bu şansı (!) Sadece onun için indirdiğim gelişimine yardım ettiğine inandığım birkaç oyuna izni var. Bir de fotoğraflara ve videolara bakmaya.

Bakın ben neleri seviyorum
Hafıza oyunları: Kartları ters çevirip birbirinin aynısı olan iki taneyi bulursunuz. Hello Kitty’li, çiçekli böcekli olanları var. Veya aynı desenli ceket-şapka-eldiven eşleştirmeceli olanları.

Müzik: Piano, davul ve müzik aletlerini, değişik sesleri (hayvanlar, makineler…) öğrendiği oyunlar. Real Piano, Sound TouchLite seviyorum.
Renk seçerek alanları parmak dokunuşuyla boyayabildiği oyunlar. Disney prenseslerinden orman hayvanlarına binbir çeşidi var. Leyla bütün renkleri yaşıtlarından çok daha önce tanıyordu. Kids Paint var bir de.

Harfleri ve kelimeleri öğrendiği birkaç Almanca ve İngilizce oyun indirdim. Gösterilen harfi, altta geçenlerin arasından oltayla avlarken veya ismi söylenen vücut uzuvlarını büyük resimle eşleştirdiğinde bir sürü şey öğreniyor. Kids ile başlayan bir seri, Preschool, Shapesvb… 

Ennnnn çok hangi oyunla eğleniyor derseniz, konuşan papağan Talking Pierre’le! Üzerimize elma çöpü, bulaşık bezi, bardak attıkça gülmekten katılıyor. O serinin ‘Tom Loves Angela’sı da neşeli. Farkındaysanız bunlar hep yabancı oyunlar. Türk menşeililer arasında sorunsuz işleyen, çocuğa bir şey katanı çok görmedim. Onlarca oyunu ve masal uygulamasını denemek için indirdim, indirdiğim gibi sildim. 

Boyoz firmasının Minik Bilge’si güzel. Leyla hem hedefi kolay anlıyor hem de sıkılmadan oynuyor. Bir de MintiKids’in birkaç oyununu fark ettim bu ara. Meyve-sebze oyununda mevsimlere göre seçimle yapboz gibi birleştirme yapılıyor. Yaşa göre zorluk seçiliyor. Leyla, oyunun seslendirmesiyle daha çok eğleniyor gerçi. İsimleri söyleyen çocuğu (yoksa Oya Küçümen mi?) taklit edip gülüyor. DressUp Luca’da giydirdiği ayıyla aynı kadrajda fotoğraf çekmeyi seviyor.

Türkçe oyun yazan başka firmalar da olduğuna eminim ama dedim ya biz bu dünyaya biraz uzağız. Unutmayın; hiçbir tablet gerçek kitabın, kalemin yerini tutamaz. Bunlara gerçekten sınırlı ve kontrollü başvurulmasının iyi olacağına inanıyorum. Her anne-babanın cebinde bulunsun ama mecbur kalmadıkça ortaya sürmeyin. İzin veriyorsanız da hiç değilse vurdulu kırdılıları değil, faydalı olabilecek oyunları seçin. 

Yoksa çocuklarımız büyüdüklerinde bize yüz yüze “Günaydın” demek yerine SMS’le öpücük yollayacaklar.