Çocuğumun arkadaşı...

Leyla'nın yakın arkadaşı olarak kabul ettiği çocukların hepsine ayrı bayılıyorum. Fakat tahmin edersiniz ki işin bir de ebeveynler arası ilişkiler kısmı var.

Şöyle devam etmesini beklediniz değil mi cümlenin: …benim de arkadaşımdır.

Teoride tabii ki evet. Leyla’nın yakın arkadaşı olarak kabul ettiği çocukların hepsine ayrı bayılıyorum. Fakat tahmin edersiniz ki işin bir de ebeveynler arası ilişkiler kısmı var.

Ben uyuz annelerdenim. Kızımın okuldan arkadaşı diye tanımadığım birilerinin evine gitmekten pek hoşlanmıyorum. Çünkü o ebeveynlerin de benimle aynı eğreti duyguyu paylaştığını düşünüyorum. Çocuklar mutlu olsun, hepimizin önceliği ama bizim de bir hayatımız var. Hafta içi iş koşturmasında, on yüz bin toplantıda süründükten sonra, çocuk odaklı da olsa, sevdiğim şeyleri yapmayı, tanıdıklarımla iki çift laf etmeyi istiyorum. Dolayısıyla bazen iki gün üst üste gelen çocuk doğumgünleri ruhumu sıkıyor. DU. Zira artık durum farklı.

Laylu yuvadaki ikinci senesinde sınıftaki çocukların bir kısmıyla daha yakın olmaya, daha çok birlikte olmak istemeye başladı. Biz ebeveynler de iki senelik yüz aşinalığını aşıp sürdürülebilir arkadaşlıklar kurmaya başladık. Ve fark ettim ki Leyla’nın en sevdiği arkadaşlarının anne-babaları da benim kafada. Düşününce mantıklı; benzer tarzlardaki insanların çocukları da benzer. Böyle bir genelleme yapılabilmekle beraber, 180 derece tersi olduğu vakalar da gördüm. O yüzden temeli geçen sene atılarak bu sene kurduğum dostluklar benim için çok kıymetli. Kızımın okulundaki bazı arkadaşları ve aileleriyle istediğimiz kadar sık olmasa da yakinen görüşüyoruz, bir sürü program yapıyoruz. Hele bir de çocuktan önce arkadaş olanlar var ki onlar iyice harika.

Sonuç: Çocuğumun arkadaşının annesi, benim de arkadaşımdır.

Doğa harikaları
Bir reklam kampanyası var, siz de haftalardır görüyorsunuzdur. Doğa Koleji, en başarılı öğrencilerini kullanarak yoğun iletişim yapıyor. Gazeteden outdoor’a her yerde varlar. Fotoğrafların altındaki başarıları okuyunca gurur duymamak elde değil. Bazıları gelecekte eminim çok daha parlak olacak.

Gel gör ki, bu kampanya hakkında gel-gitli düşüncelere sahibim. Hem çok beğeniyorum hem de eleştiriyorum. Herkesin şapkasıyla 360 derece düşünmeye çalışıyorum.

Çocukların hepsi ergen; birkaç istisna dışında eminim bayılmışlardır fotoğraflarının, isimlerinin ulusal medyada yer almasına. Anne-babalar, çocuklarının başarıları ülke çapında duyulduğu için gurur duyuyor. Okulunki zaten çok net, “Bu kadar çok başarılı öğrenci yetiştirdim” diyor. Bunların hepsi olumlu. Şimdi tersten bakıyorum: Bu çocuklara ‘doğa harikası’ diyerek bir tür nesli tükenen hayvan mı desem, eşsiz tabiat varlığı mı desem, saçma bir titr takılıyor. Sanırsın sirkte gösterime çıkmış özel bir tür. Okul, çocukları kullanarak daha çok öğrenci kazanmak suretiyle ticari kâr sağlıyor. Sonuçta kimse sadece sosyal sorumluluk için okul kurmuyor. Ebeveynler, çocuklarının kamuoyuna afişe olmasına izin vererek aslında kendi egolarını besliyor ve hatta olası tacizlerin önünü açıyor.

Siz ne düşünüyorsunuz? Ama lütfen mesajlarınızda orası cemaatçi okul vb. demeyin, konumuz o değil.

İki anektot

1. Saat 07.00, annenin yatağı:

- Anne, bu evde yeteri kadar çocuk yok.

İç sesim: Allahhh, bizimki kardeşe doymadı, bir tane de benden mi istiyor? Cool kalmalıyım!

- Bu konuda ne yapmam gerekiyor Leyla’cım?

- Arkadaşlarımı daha sık eve davet etmelisin.

İç sesim: Ohhhh, çok şükür.

- Ederim tabii Leyla’cım, parti bile yaparım sana her gün!

2. Sabah 08.30, topuklu ayakkabılarımı giymeye çalışırken.

- Anne, ayakkabının bandını bağlar mısın?

- Bağlarım canım.

- Sen zaten heeerrrr şeyin en iyisini bilirsin ve yaparsın akıllı annem benim.

Anne mest, çocuk tükürüklü tükürüksüz şapır şupur öpülür.