Çocuğun adı yok

Leyla'ya 'annecim' dersem, alacağım cevap: Ben senin annen diilim! Niye çocuğa annecim-babacım denir ki?

Spottan anlamışsınızdır, bugün yine mayınlı bölgede dolaşacağım. İstediği kadar patlasın o mayınlar, çünkü bu duruma tahammül edemeyenlerdenim. Anladınız siz beni; çocuğunu ‘annecim-babacım, babaannecim’ diye çağıranlar ve çocuklarına ‘aşkım-sevgilim’ diyenler.

Yakın çevremde ve çok sevdiğim arkadaşlarımın arasında da var. Çocuklarına her ‘annecim’ deyişlerinde tüylerim diken diken oluyor, o lafı kulağımdan söküp atmak istiyorum. Öyle böyle diil, çok fena uyuz oluyorum. Onlar da bana tabii. Bazılarına söylüyorum. Çok yakın arkadaşlarımdan biri bir diğerinin çocuğuna ‘ablacım’ deyince hır çıkmıştı. “Üç yaşındaki erkek çocuğa ablacım denir mi kızım, kafayı mı yediniz” diye girişmiştim. Benim ailemde bu söylem yok Allaht’an, sadece dedesi birkaç kere beni kızdırmak için demişti. Kızıma benim yanımda ‘annecim’ deme şuursuzluğunda bulunmuş birkaç kişiye çok kaba çıkışmışlığım var maalesef.

Birtanem deyin, hayatım deyin, balım deyin, canım deyin…
Hani bu öyle sosyo-ekonomik-statüyle de alakalı değil. Alt SES gruplarında daha çok olmakla beraber, her kesimde var. Biraz abartsam, aile içi şiddetle aynı kategoriye girer mi acaba? Ne de olsa o da her çevrede yaşanıyor.

Tamam, bir sürü anne bunu hiç düşünmeden, içgüdüsel olarak yapıyor. Çocuğunun onu nasıl çağırmasını diliyorsa, o şekilde sesleniyor. İyi de bir de düşünsenize kardeşim. O çocuk sorgulamaz mı içten içe, “Ben bu kadının oğlu muyum, anası mıyım, bu adamın babası mıyım, neyim” demez mi? Tam da bu noktada alerjimi bilimsele dönüştürmek için çocuk ve ergen psikoloğunun kapısına dayandım.

“Tabii ki kafa karıştırır” diye başladı Füsun Abla. “Çocuğa kendi vasfını yansıtıyor, projeksiyon yapıyor ve ebeveyn-çocuk arasındaki hiyerarşik düzeni değiştiriyor, aidiyet karışıyor” diye anlattı. Biraz daha özetlersek, bu şekilde hitap edilen çocukların sınır algıları değişiyor. Sınırları belirlenmemiş çocukların nasıl zorlandığını benden değil, uzmanlarından okuyun.
Hızımı alamayıp, “Peki dedim, çocuğunu aşkım-sevgilim diye çağıranlara ne diyorsunuz” dedim. Bir sordum, bin işittim. ‘Annecim’den
çok bu yüzden doluymuş meğerse.

“Yahu” dedi, “Çocuğa sevgilim-aşkım denir mi hiç? Küçük bir insana bunu söylemek, farkında olmadan erotize etmektir, bağımlılık ve tanımı belli olmayan aidiyet yaratmaktır” diye devam etti.

Düşünsenize, bir kadın oğluna ‘aşkıııım’ diye sesleniyor. Aynı zamanda 7/24 kocasına da aynı şekilde hitap ediyor. Ama çocuk babayı görüyor; annesiyle aynı yatakta yatıyor, çocukların öpüşmediği gibi öpüşüyor. Yanlışlıkla onları sevişirken bile görmüş olabilir. E kendisi de aynı şekilde çağrılıyor, ne olacak şimdi? Eşine-dostuna, ‘yavrum-bebeğim’ diyenler de çocuklarının kafasında benzer şekilde karmaşa yaratıyor.

Hiç abartıyorsun demeyin, bu böyle valla. Sevgililik, âşıklık, içinde cinsel ilişki olan halleri da kapsar. Hatta biraz daha ileri gideceğim. Bu çocuklar farkında olmadan erken yaşta cinsel uyaran alıyorlar bu söylemle. Cinselliklerinin ancak yaşları kadar farkında iken, gelişimlerinin ötesinde yükleniyorlar. Kendini bir anda anne-babasıyla eş görüyor. Sonra sorun bakalım, cinsellik yaşı neden 13’lere, 14’lere düştü diye.

Biliyorum, birçoğunuz benden şu an nefret ediyorsunuz ama gerçek bu. “Benim çocuğumun kafası falan karışık değil, o harika” diyebilirsiniz. Ama en basitinden şöyle düşünsenize, o çocuk sizin çocuğunuz mu, ananız-babanız mı? Ben Leyla’ya birkaç kere komikliğine “Gel annecim” dedim, “Ben senin annen diilim, ne biçim konuşuyorsun” dedi. Ama ara sıra rolleri değiştirip ‘Leyla’cım-Annecim’ oynuyoruz. O Evrim oluyor, ben Leyla. O zaman sorun yok. Çok da eğleniyoruz.
Bu duruma en güldüğüm zamanlar da tiyatro, gösteri gibi çok çocuklu yerler. Yüzlerce çocuk, hiçbirinin ismi yok, hepsi ‘annecim’ diye çağrılıyor. E niye çocuklarınıza isim koydunuz ki o zaman?