Çocuk kafasına Bienal kitabı

İKSV'nin çocuklar da İstanbul Bienallerinden nasibini alsın hedefiyle yayımladığı "zaman makinesi ile renkli bir gezinti" kitabı her sanatsever ailede bulunması gereken bir eser.

İKSV için, onlar var oldukça bu ülkede sanatın ve umudun sırtı yere gelmez, derim hep. 7’den 77’ye hitap eden sanat çalışmalarını çok özel bir kitapla zenginleştirdiler bir süre önce.

1987’de yapılan ilk Bienal’den 2013’teki 13.’ye kadar tüm sergilerin çocuklar için ilginç olabilecek işler seçkisini gayet oyuncaklı bir anlatımla “zaman makinesi ile renkli bir gezinti” isimli kitapta derlediler. Kitap, İKSV ve Yapı Kredi Yayınları tarafından, Vehbi Koç Vakfı’nın katkılarıyla yayımlandı.

İstanbul Bienalleri Direktörü Bige Örer, niyetlerini Önsöz’de harika özetlemiş: “Minik okurlarımızın sayfaları çevirirken neler hissedeceklerini, akıllarında nasıl bağlantılar kuracaklarını, bu kitapta tanıştıkları kavram ve düşüncelerin onların hayal dünyalarını nasıl zenginleştireceğini düşündükçe, biz de bir kalemi kağıt üzerinde gezdirince renkli çizgiler çizebildiğini ilk kez gören bir çocuk kadar heyecanlanıyoruz! (…) Çocuklar için güncel sanata dair merak uyandıracak, ilgi çekecek bir kitap hazırlayabildiğimizi umuyoruz.”

Yahu Bienal’de sergilenen işleri ben bile anlamıyorum, çocuk neresinden tutsun, diyenlerden olabilirsiniz. Sıkılmayın, itiraf edin, çoğunluk böyle düşünüyor. Yine de bu kitabı edinin. Zira çocuk kafası, çocuk gözü yetişkinlerden çoook farklı. Mesela, kitabın tasarımı bana çok zorlayıcı geldi. Çok fazla renkli yazı, dönen metinler, çok kontrast sayfa düzenleri var. Bu, benim aksime Leyla’nın çok hoşuna gitti. Daha okuyamıyor ama kontrast renkler ve tipografinin binbir şekli çok dikkatini çekti.

Bir sürü bilgi veriyor kitap. Girişte Bienal’in ne olduğunu, nasıl hayat ve vücut bulduğunu iki sayfalık, hikayeleştirilmiş bir metinle şıp diye anlatıyorlar. Kitabın arkasında bir de mini sanat sözlüğü var. Küratör de var, enstalasyon da. Bana da faydalı oldu sözlük! “Triptik”i, yurtdışından alınan otomobillerin belli aralıklarla ülke dışına çıkması zannederdim. Üç parçadan oluşan işlere triptik dendiğini bu sayede öğrendim.

Laylu’yla kitabı baştan sonra inceledik. Tüm metinleri okudum dersem yalan olur. Birçoğu 5,5 yaş için ağır gözüktü. Daha büyük çocuklar tek başlarına büyük keyif alabilir.

Özellikle bayıldığımız ve üzerine kafa patlattığımız bir eseri anlatmadan önce Laylu’nun en çok sevdiklerini yazayım: Kırık Eşyalar Odası (her şeyin kırılıp yapıştırılmasına hayret etti), Oyuncak Askerler, Sığınak (tepesindeki kısım keşke trampolin olsaymış), Başkasının Arabası (çooook güldü), 1600 sandalye (keşke hâlâ orada olsaymış), Posta Elbise (bayıldı, bayıldı! O da yapacakmış!), Casa Finlandia Futuro (öyle bir şeyle karavan tatiline gidecekmişiz), Serserinin Teki (gerçek miiiii?) ve Bulut Kitaplar. (her İstanbul Modern ziyaretinde altında dakikalar geçiriyoruz. Kitapta da görünce çok hoşuna gitti.)

Ve gelelim yetişkin olsun, çocuk olsun, herkesin metnini okuması gereken bizim favori eserimize: Siyaseten Doğru. Leyla’nın yorumuyla, “Deli Karpuz”a.

“Doğanın karmaşasını bir cetvelle düzene sokmaya çalışmak tamam. Ama bir de eline bıçak alıp sağı solu kesen, düzeltirim ben bunu diyen sanatçılar var. Wilfredo Prieto karpuzu 4 tarafından keserek düzgün bir küp görünümüne sokmuş. Neden karpuzu güzelce ortadan kesmedin de her tarafından kestin diye soranlara da yanıtı hazırmış: Hem sağdan hem soldan, hem yukarıdan hem aşağıdan, hem önden hem arkadan düzgünce kestim ki, her yönden bakanlar derli toplu bir karpuz görsünler.

Wilfredo işinin ismini de o yüzden “siyaseten doğru” koymuş. “Siyaseten doğruculuk”, hem öğretmenine hem müdüre, hem sınıf başkanına hem sıra arkadaşına, hem annene-babana hem de sınıftaki en haylaz arkadaşına düzgün görünmeye çalışmak demektir. Sonuç genelde, Wilfredo’nun da ustalıkla ortaya koyduğu gibi, küpe çevrilmiş bir karpuza benzer. Karpuz sulu bir meyvedir, onu biliyoruz. Zaten Wilfredo’nun işinin etrafına da epey karpuz suyu akıyor her yaptığında. Halbuki küp susuz, sert bir geometrik şekildir. Herkesi memnun etmeye çalışmak zor iş. İnsanın da karpuzun da suyu çekiliyor. Wilfredo acaba kesip çıkardığı karpuz dilimlerini ne yaptı? Yedi mi? Bize niye vermiyor? Biz ne yapalım yani? Yerdeki karpuz sularını mı yalayalım?

Tarkan’dan şarkı sözüyle toparlayalım: “Başkası olma kendin ol / Böyle çok daha güzelsin / Ya gel bana sahici sahici, ya da anca gidersin…” Çocuklarınızı, kendileri gibi olmaları, hissettikleri gibi davranmaları için destekleyin.