Dil farkı

Karşınızda, kızı artık yatağına uğramadığı için üzülen anne.

Geçenlerde Amerika’da yaşayan bir arkadaşım geldi İstanbul’a. Onun da ilkokulda bir çocuğu var. Sohbet üçüncü dakikada illa ki eğitime ve iki ülke arasındaki farklılıklara gitti. Öğretmenler, okul binaları, yemekler, servisler derken dil eğitimi konusu açıldı.

Bizim ülkede çocuklara hangi yabancı dilleri öğretiyoruz? İngilizce, Almanca, Fransızca, az biraz İtalyanca, İspanyolca, nadiren Rusça…  Bütün dünyada kullanımı yüksek diller olarak genelleyebiliriz. Biz hangilerini öğrendik peki?  Aynılarını. Rusçayı, İspanyolcayı saymayın tabii. Ben yurtdışında üniversitedeyken Rusça ve Rusya ile ilişkiler yükselişteydi. Birçok arkadaşım bu yüzden ek ders ile Rusça öğrendi. Bazı arkadaşlarım Rusça’yı hâlâ çok önemsediği için Rus oyun ablasıyla falan Rusça’ya alıştırıyor çocuklarını. Tek tük okulda seçmeli dil olarak var.

Biz burada en fazla Rusça vizyonundayken,  Amerika ve Avrupalı almış başını gitmiş yine. Yurtdışında, özellikle de Amerika’da şuan “moda lisan” Çince ve Arapçaymış. Belki bizde de buna uyanmış birileri vardır ama ben kendisi Çince okumuş bir arkadaşım dışında kimseyi tanımıyorum. Bir kişi duymadım ki, böyle bir vizyondan bahsetsin.

Özellikle Çince yurtdışında ortaokul ve lise düzeyinde birçok okula girmiş. Bir sürü aile de çocuklarına Arapça öğretiyormuş. Hadi Çince tamam da Arapça büyük bir ikilem değil mi Amerikalılar için? Tarihlerinin en büyük felaketini Araplar yaşattı.  İsmi Arapça kökenli arkadaşlarım hâlâ vize alırken ve giriş çıkışta binsürü sıkıntı yaşıyor. Belki de, “düşmanına yakın ol, aralarına gir, gözünün önünde tut” düşüncesiyle bakıyor Amerikalılar bu konuya.

Her neyse… Beni en çok şaşırtanı sona sakladım. Arkadaşımın oğlu Çinceyi, mahalle kilisesinde öğreniyormuş. Evet, bildiğiniz kilisede! Hiçbir dini ajandası olmayan bir eğitim; mahallelinin en kolay ve rahat şekilde bir arada bulunabileceği kilisede veriliyor. Kâr amacı da yok. Tek amaç, çocukları geleceğe, yükselen trendlere hazırlamak.

Hadi gelin şimdi bunun bizde olup olamayacağını düşünün! Çocuğunuz hafta sonlarında semt camiinde Müslümanlıkla alakası olmayan bir dil öğrenecek. Falan!

YATAK BANA KALDI

Laylu, 3 haftalık olduğundan beri kendi odasında, kendi yatağında uyuyor. İlk 3 sene geceleri sık uyanmakla beraber, geceyi ağırlıklı olarak kendi yatağında tamamladı. Birkaç istisna dışında. Bir tanesini hatırlıyorum, korkunç bir geceydi. 9-10 aylık falandı sanırım, bir Cuma akşamıydı ve uyumamak için direndi. Nasıl bir ağlama, nasıl bir kriz. Yatağına yatmıyor, bizim yatağa koyup yanında duruyorum, olmuyor. Sonunda nasıl oldu bilmiyorum ama babası da yatağa gelince sakinleşti. Akşamın sekizinde hepimiz yatakta bulduk kendimizi. Aramızdaydı güya ama uykusunda fırıldak gibi döne döne ayakucuna kadar gitmiş. Güm diye bir sesle uyandık. Zavallı, yatağın ayakucundan aşağı düştü. Bir şey olmadı ama çektiğim vicdan azabını anlatamam. İki sene önce, yine benim yatağımda uyurken olan fena bir yatak kazasından sonra çok şükür bu defter kapandı.

Nereye geleceğim, ebeveyn yatağında uyumaya. Benim yatağımda uyusun da, sonra taşıyayım falan yapmadım hiç. Ama bir sürü gece- bir dönem her gece- sabaha karşı ya da daha erken saatte yanıma geldi. Ben de bir kere bile kalkıp onu yatağına geri götürmedim. Bir sürü konuda disiplinliyim ama galiba uykuyu çok sevdiğim için yapamadım bunu.

Bu sene yatağıma gelmeler azaldı. Bende kaldığı 5 gecenin ancak yarısında gelir oldu. Eskiden yorganını, yastığını ve oyuncaklarını da taşırdı. Aramızda adı bile vardı bu odalararası nakliyenin: “Deprem yapmak.” Minik ayaklarını pata küte yere vura vura yürüdüğü için ev sallanıyordu çünkü. Önce ıvır zıvırı azalttı, sonra kendini. Seviniyorum, çünkü olması gereken bu. Büyüdükçe bağımsızlaşacak, bizden kopacak ki, sağlıklı olsun.

İki ay çalışmadığım dönemde iyice azaldı yatağıma gelmeleri. Gündüzleri çok güzel ve kaliteli vakit geçirdiğimiz için ihtiyaç duymuyor diye düşündüm. Bir sürü çocuğun gece ebeveyn yatağına gelmesi, uyanıkken anne-babasına doyamadığı için oluyor çünkü.

Ne zaman işe döndüm, işte o zaman yatak ziyaretleri bıçak gibi kesildi! İki ay yapışıklıktan sonra nasıl krizlere girdiğini yazmıştım geçende. İtiraf edeyim, bu süreçte yatağıma çarşaf olacağını düşünmüştüm. Üç haftadır yatağım bana kaldı. Sağ, sol, orta, hepsi benim.  Şimdi işin içinden çıkmaya çalışıyorum. A) İşe dönmem onda travma etkisi yarattı, bana kızgın ve hızlı bir olgunlaşma yaşadı. B) Her şey normal, kızım büyüyor. Cevap? Genel hali tavrı sakin olduğu için ikinci şıkkın doğru olduğunu hissediyorum.

Bu, buruk bir mutluluk. Büyüdükçe post-it kuzum olmaktan çıkıyor, ayrı bir insan oluyor.  Artık gece uyansın da yatağıma gelsin diye yolunu gözlüyorum valla. Ama en fazla tuvalete gidip yatağına geri dönüyor. Bir de eski izni bozmadım: Hafta sonu babasına gitmediyse benim yatağımda uyumasına izin var. O akşamların uyku ritüeli bayram gibi geçiyor.

Bu annelik çok oksimoron bir iş. Sevineceğimiz şeye üzülüyoruz.  Çöz çözebilirsen.