Drama Queen Leyla

Her çocuğun ebeveyniyle işe gitmemesi için yaptığı pazarlığın hikayesi benzersiz. Bizimki de başladı. Teklif cazip!

Mart başında işi bırakıp kendime 2 ay tatil şımarıklığı vermem, benden çok Laylu’ya yaradı. Trafikte ben ona kavuşmaya çalışıp onun da hasretle beni beklediği saatleri telafi ettik. Sabahları okula birlikte gittik. Onu da kendime benzettim; çoğu gün yürüyerek gittik yuvaya. İstisnai birkaç gün dışında her gün servisten ben karşıladım, akşamüstlerini birlikte geçirdik. Bu dönemi uzun uzun yazarak nispet yapmayayım ama çocuğuyla istediği kadar vakit geçirebilmek, oyunlarına, hayayl dünyasına dahil olup yüzündeki mutluluğu hafızaya kazımak, eşsizmiş. Hayatınızın bir döneminde bu fırsatı yaratmaya çalışın. İlk ayın nasıl geçtiğini anlamayacaksınız, sonraki her gün baldan tatlı.

Sayılı gün çabuk geçiyor maalesef. Her ne kadar takvime bakmamaya çalışsam da, tatil bu hafta bitti ve ben tekrar işe döndüm. Hem de ne dönüş! Eskiden sabahları yuvaya ben bırakırken, yeni şirketin 8-5 çalışma saatleri yüzünden servise vermem gerekti. Gerçi yol çok kısa, bir şarkı süresi bile değil ama gel de bunu ona anlat!

Önce ay ortasında bir deneme yaptık. Servis kaçta gelecek, yetişecek mi vesaire diye. Allahım, nasıl bir kıyamet! Sanırsın ömür boyu ayrılıyoruz. Benim işe başladığım hafta her şey birden  değişmesin diye de, servise bir hafta erken yazdırdım. Sabahları ben bindireyim, alışması daha kolay olur diye düşündüm. Servise beni öperek bindiği hafta fena değildi. Fakat bu Pazartesi itibarıyla dünyası yerinden oynadı!

Geçen hafta sonu bir anlaşma yaptı benimle. Sabahları benimle aynı saatte uyanıp beni geçirmek istiyormuş. Tamam, dedim. Hem birlikte biraz takılırız hem de ablası yataktan çıkarmak için çıldırmaz. Çocukların dilindeki ve kalbindeki aynı olmuyor tabii. Mantıklı davranmaya çalışsa da duyguları ağır bastı. Sonuç: Ge ve Pazardan beri ağlıyor. O gözyaşıyla ağlarken, ben içimden kan ağlıyorum. Fakat durum bu, değiştirebileceğimiz bir şey değil. Neler neler anlatıyorum. “Üç sene boyunca benimle gittiği için çok şanslı, nerdeyse hiçbir çocuk bunu yapamıyor; Birçok çocuğun anne-babası o daha uyurken kalkıp işe gidiyor vs vs vsBir an sakinliyor, sonra yine çıldırıyor.

Abartılı tepkilerinde geçen hafta geçirdiğimiz kazanın da etkisi var mutlaka. Onu da azımsamamak lazım, ciddi bir şey atlattık.

Sabahları üzerinde pijama ve Hello Kitty sabahlıkla benimle arabaya kadar iniyor, kaldırımdan geçiriyor. Evden çıktıktan 5 dakika sonra da telefonlar başlıyor. Her konuşmada ağlaması artıyor, servis öncesi son telefonda –beşinci arama falan- hıçkırıktan ne dediği anlaşılmaz oluyor. Akşamüzeri okuldan geldiğinde yüzü gülüyor ama biraz buruk diyor ki, “Sabah seni çok özledim.” Bir Drama Queen yetişiyor!

Bütün bu gelişmelerin sonunda annem dayanamadı, Leyla’yı alıp Füsun Abla’ya götürdü. Füsun Abladan birkaç aydır çok bahsetmedim; çocuk-ergen psikologu ve Türkiye’de yaşayan her ailenin yakınında bulunması gereken bir kişidir kendisi! Kazaya fazla girmeden sohbet edip oyun oynadılar. Canın mı sıkkın, sorusuna, “dedemi bu ara çok üzgün görüyorum, o yüzden üzgünüm” demiş. Hani derler ya, “bir çocuklar bir de kediler her şey bilir”, bunu söylemesine inanamadık. Çünkü geçen hafta ailenin en büyüğünü, Laylu’nun Fazlı Dede’mizi kaybettik. Ona söylememiştik güya...

Bir iki rahatlama tekniği, bir ev ödevi ile geldi Füsun Abladan. Haftaya yine görüşecekler. Bu gidişle ben de yetişkin koltuğunda bulacağım kendimi!

Bu haftanın tek tatlı anları, benimle işe gitmemem için yaptığı pazarlıklar oldu. Önce kendisi bir iş kurup sadece 9-1 arası çalışmamı teklif etti. Büyüyünce kendisi öyle yapacakmış. Geç git, erken gel, işten kaç, iskemleye fotoğrafını koy derken bir sürü önerisi oldu. Onu denedi, hayır, bunu denedi, hayır. Sonunda bombayı patlattı: “Bayram paralarımı paylaşalım!”

Teklif cazip. Buradan büyüklerime sesleniyorum: Pamuk eller cebe sayın aile, çok para birikmesi lazım!