Forestanbul

Sağlıklı çocuk büyütmek için bolca özveri ve biraz da Fraulein Rottenmayer geni lazım.

Pazar günleri denize mi gidelim, klima açıp evde mi kalalım, parkta piknik mi yapalım arasında dönenirken, geçen pazar hayatımıza yeni bir eğlence katıldı. Yaklaşık 4 saatte, hiç unutmayacağımız bir gün geçirdik.

Forestanbul diye bir yer açıldı İstanbul’da. Çocuklar ve büyükler için macera parkı. Dünyada “yüksek ip parkı” olarak adlandırılan trendin İstanbul ayağı. Belgrad Ormanı’nın içinde, Kemerburgaz tarafından giriliyor.

Birkaç aydır haberim var aslında ama hafta içinden rezervasyon yapmak gerektiği ve biz hiçbir zaman bu kadar planlı olamadığımız için gidememiştik ilk birkaç denemede. Sıcak havalar ve tatillerin boşalttığı halkımız sağolsun, geçen pazar yine çoluk çocuk rezervasyonsuz gidip girdik bu sefer.

Bir kere şunu söyleyeyim; hava sıcak diye gitmeyenler büyük hata yapıyor. Çünkü ormanın içinde olduğunuz için şehrin gerisine göre çok daha serin. Ağaçların tepesinde hoplayıp zıplayıp ciddi efor sarf etmemize rağmen fenalık geçirmedik.

Forestanbul, Forest (orman) ve İstanbul kelimelerinin birleşmesinden oluşmuş. İsmin okunuşu zor, duyanın ancak üçüncü seferde açıklamayla anlayabildiği bir kombinasyon. İsme takılmayın, içerisi çoook güzel. İçerisi derken, yanıltmayayım, tamamıyla bir dış mekan aktivitesi bu. Yerden 2 ila 16 metre yükseklikte dolandığınız 10 kadar parkur var. Bunların 4,’ü çocuklar için de uygun. Her bir parkur, geçilmesi gereken birkaç görevden oluşuyor. Yani hiçbiri “başladı-bitti” değil. Nerden baksanız 10 ila 30 dakika sürüyor, iyi bir konsantrasyon gerektiriyor. İlk adım genellikle tırmanmak. Bazen her biri ayrı yana oynayan tahtaların üzerinde dengede yürüyorsunuz, bazen de 16 metrede asılı lastiklerin etrafından dolanıyorsunuz. En zevklisi de çelik halat üzerindeki uzun kaymalar.

Ben korkarım yüksekten diyorsanız, korkmayın. Güvenlik en üst düzeyde. Büyük-küçük ayırt etmeden, herkes çift kademeli bir emniyet sistemine bağlı. Zaten parka adım atmadan önce eğitim almak zorundasınız. Sistem, insan hatasına fırsat vermeyecek şekilde kurulmuş. Bağlı olduğunuz kancaların biri açıksa, diğerini açamıyorsunuz mesela. Mutlaka birinin halata takılı ve kilitli olması gerek. Ha, çok isterseniz inadına kancayı boşa takıp sistemi kandırır mısınız? Evet. Ama emin olun, 10 metrede yapmak istemezsiniz bunu.

“Çocuk bunu nasıl kavrayacak” gibi bir endişeniz de olmasın. Sistem çok basit ve gördüğüm bütün çocuklar büyük bir sorumlulukla hareket ediyordu. Hatta kendi sorumluluklarını almaları, kendi kararlarını vermeleri özgüvenleri için de çok olumlu.

Parktaki alt boy sınırı 110 santimetre. 110-130 cm. arasındaki çocuklar kendilerine uygun parkurları bir yetişkinle beraber yapabiliyor. Küçüklere mutlaka destek lazım, çünkü boyları çelik halata yetmiyor. 130 santimin üzerindekiler, cesaretlerinin izin verdiği her şeyi yapabilir. Yalnız söylemem lazım, birkaç parkurda benim bile boyum zor yetti. Bir tanesinde de en az 150 cm. olan bir kızı kucağımda aşağı indirmek zorunda kaldım. Yani pek öyle, “saldım çayıra, mevlam kayıra” bir yer değil. Çocuğunuza sahip çıkın.

Disneyland’de atlıkarıncaya bile binmeyen Laylu, buradaki uçmalı kaymalı Tavşan ve Panda parkurlarını tekrar tekrar yapmak istedi. Korkmak bir yana, orman bizimkinin kahkahalarıyla çınladı. Ki, çocuk parkurlarında da nispeten yüksek sayılabilecek yere paralel kayışlar var.

Çocuk turlarını bitirdikten sonra 3 çocuğu ikizlerin annesiyle park edip, babaları ve ben zorca bir parkura koşturduk. İtiraf ediyorum, bir bölümünde bağlı olduğumu falan unutup bacaklarım titredi. Sonrasında da iki gün her yerim ağrıdı.

Gün soru raporu: Uzun zamandır bu kadar eğlenmemiştik. Azıcık kondisyonu olan, adrenalin sevenler, “çocuğum maymun gibi yaramaz” diyenler burayı kaçırmasın. Giriş-çıkış saatleri, seanslar ve bilet ücretleri www.forestanbul.com adresinde.

UYUTULMAYAN ÇOCUKLAR

Zaten Türk çocuklarının genelinde uyku düzeni iyi değil, yaz aylarında iyice mahvoluyor. Akşam saat onbirde, gece yarısında bile sokaklar küçük çocuktan geçilmiyor. Havalar azıcık ısındı mı başlıyor bu tablo. Parkta oynayan, dondurma, mısır, waffle yiyen, uykusuzluktan enerjisi patlamış, feleği şaşmış çocuk cenneti (cehennemi?) gibi memleket.

Evet hava sıcak, evet insanlar yazın daha çok sokakta olmayı, sosyalleşmeyi seviyor. İyi de neden çocukları mağdur ediyoruz?

Büyüme hormonu, sadece uykudayken ve hava karardıktan sonraki birkaç saat salınıyor vücutta. “Uyusun da büyüsün” boş yere denmemiş. Uyuyacak ki, hem dinlenecek hem de büyüyecek. O saatte yatakta olması gereken çocuk sokakta, elinde de kesinlikle ihtiyacı olmayan katkılı ve şekerli yiyeceklerle cirit atınca, iki katı zarar vermiş oluyorsunuz. Hadi dondurma içlerinde en masumu. Ama ya o her tanesinden ayrı GDO fışkıran mısırlar, içinde ne idüğü belirsiz katkılı wafflelar?

Düzen bir kere bozulunca çok zor toplanıyor. Okul başladığında yatmak bilmiyor, sabah uyanmaları için yataktan kazımak gerekiyor. Yazın geç yatan çocuklar, sabah da geç kalktığı için annelerin işine geliyor olabilir. O zaman sorayım: İşinize gelen midir doğrusu, yoksa çocuğun uzun vadede sağlığını olumlu anlamda etkileyecek olan mı?

Tamam, çıkın yine sokaklara ama makul saatte eve dönün. Çocuğunuz küçükse işiniz çok daha kolay. Beş yaşına kadar falan pusette gayet rahat uyuyorlar. Parka mı gidiyorsunuz? Alın yanınıza bir battaniye, çimenlerde uyutun. Oh mis gibi.

Ha bir de, siz rahatça iki çift laf edin diye eline tutuşturduğunuz o telefonu, iPad’i  alın. Sağlıklı çocuk büyütmek için bolca özveri ve birazcık da Fraulein Rottenmayer olmak lazım maalesef.