Foton kuşağına girince sevginin adresi de değişti

Hepimiz gözlemlemiyor muyuz? Küçücük kızlar prenslerle evlenip hayatlarını değiştirme hayallerinde. Bugünün prensleriyse kral çocuğu falan değil, sidikli Justin Bieber'lar, kolu en altınlı pırlantalı tencere saatli, kıroyum ama para bendegiller...
Foton kuşağına girince sevginin adresi de değişti

Malefiz'de başrolde ünlü oyuncu Angelina Jolie yer alıyor.

21 Aralık 2012’yi hatırlıyor musunuz? Hani dünyanın malum foton kuşağına girdiği günü. Ne diyorlardı? “Aydınlanma, insani değerlerin yükselişe geçmesi, evrimleşmenin tamamlanması, zihinsel uyanış…” vs.

Gerçi benim için öncelikli olarak zihinsel aydınlanmayla değil, tam da o akşam leğen kemiğimde bir kırıkla geldi foton kuşağı. Foton yerine futonlardan faydalandım birkaç hafta. O arada biraz aydınlaydıysam ne mutlu bana.

Biraz sarkastik girdim konuya ama diyeceğim şu; acaba bu foton kuşağı hakikaten var mı, insanlığı etkiliyor mu? Bir grup İsviçreli bilimin sanından tamamen bağımsız bir girişimle, iki sinema filmi üzerinden yaptığım derin gözleme dayanarak soruyorum bunu.

Söz konusu filmler, Karlar Ülkesi ve Malefiz. Biri çocuklar, diğeri büyükler için iki muhteşem animasyon film.

İki filmin de hikayesi apayrı ama bir noktada birleşiyorlar. Ki o bir nokta, filmin kıssadan hissesi olabilecek mesaj. Gerçek aşk, gerçek sevgi kavramının kaynağı, aidiyeti.

Aslında İngilizce ve Almancada, Türkçedeki gibi net ayrılmayan bir kavram, aşk ve sevgi. Sevgiyi aşka yaklaştıran sıfatlar tabii ki var ama yabancı dil bilenler biliyor ne demek istediğimi.

Karlar Ülkesi, Arendelle prensesleri olan kız kardeşler Elsa ve Anna’nın hikayesi. Elsa’nın peşinden giden Anna’nın, talihsiz bir kaza ile kalbinden başlayarak yavaş yavaş donmasını izlerken, Leyla ha ağladı ha ağlayacak diye çok korktum. Neyse ki ölmek üzere olan Anna’nın ilacı vardı: Gerçek sevgi. Peki onu kim kurtardı? Hayır, aşık olduğu erkek, Hans değil, özbeöz kızkardeşi Elsa! İki kardeşin arasındaki güçlü sevgi, küçük kardeşi kurtarıyor filmde. Hatta bu sevgi, abla Elsa’nın sihirli gücünü nasıl kullanabileceğini de öğretiyor, bir anlamda asi ve asosyal ablayı ıslah ediyor.

Gelelim Malefiz’e… Angelina Jolie’nin canlandırdığı peri, aslında kötü kalpli bir büyücü falan değil, kalbi bir erkek tarafından kırılmış bir kadın. Canı o kadar acımış ki, adamın başka kadından olan çocuğunu lanetliyor, Uyuyan Güzel’i yaratıyor.

Orijinal hikayede Uyuyan Güzel’i kimin kurtardığını hepiniz hatırlarsınız. Yakışıklı mı yakışıklı, zengin mi zengin, asil mi asil prens tabii ki! Pekiii, filmi izlemeyenler için sorayım, Malefiz’deki kurtarıcı kim? Hayır, Aurora’nın ormanda karşılaşıp aşık olduğu oğlan değil. (Evet, o da prens ama şuan önemli değil.) Kurtarıcı, “gerçek, saf sevgi”nin ta kendisi. Kaynağı ise onu lanetleyen kişinin ta kendisi. Olmaz demeyin, oldu. Aurora’nın ölüm uykusuna daldığı yatağının başucunda ağlayan Malefiz’in bir damla gözyaşı, 16 yaşındaki kızın yüzüne geliyor ve tatlı Aurora uyanıveriyor. Çok da güzel oluyor.

Bu hikayede Malefiz’in bebek Aurora’nın varlığından nefret edip, büyüdükçe tarifsiz şekilde çok sevmesine bayıldım. Nefretin içinden nasıl bir saflık olabileceğini harika anlatmışlar. Tamam, biliyorum, masal ama ben bir kadınım sonuçta.

Özetle, iki hikaye de, çocukluğumdaki masalların “kadın-erkek sevgisi” mitini kırmış durumda. Gerçek sevginin kaynağı illa karşı cinsten bir aşık olmak zorunda değil artık. Gerçek sevgi, 360 derece çevreden gelebiliyor.

Beni uzun zamandır okuyanlar bu masallarla büyüdüğümüz için aşka dair parametrelerimizin bozukluğundan şikayet edip durduğumu bilir. Leyla’ya anlattığım masalların çoğunda kadınlar güçlü, kimseye bağımlı ve kurtarılmaya muhtaç değil.

Hepimiz gözlemlemiyor muyuz? Küçücük kızlar prenslerle evlenip hayatlarını değiştirme hayallerinde. Bugünün prensleriyse kral çocuğu falan değil, sidikli Justin Bieber’lar, kolu en altınlı pırlantalı tencere saatli, kıroyum ama para bendegiller… Aman diyim!

Sevgiyi kadın-erkek ve dolaylı olarak cinsellikten çıkarma trendi yayıldığında, sevgi ve aşk tanımlarının dünya çapında esneyeceğine, zenginleşeceğine inanıyorum. Çocuklarımızın ise bu durumdan çok yönlü, kutunun dışında düşünebilme yetileriyle çıkacağına eminim.
Neymiş; foton kuşağı gerçekten işe yarıyor olabilirmiş.