İki yaş krizi de neymiş!

Soruyorum büyüklerime; iki için 'terrible' (berbat) deniyorsa, dört için 'horrible' (korkunç) demek caiz midir hocam?

Leyla’nın dördüncü yaşını kutladığımız şu günlerde hayatımın pek kolay olduğunu söyleyemeyeceğim. Bir yandan çok aklı başında bir çocuk annesiyken, bir saniyede üzerimden TIR geçmiş gibi oluyorum. ‘Terrible 2’ dönemi vardı, iki yaş sendromu. O dönemi fena geçirmedik. İki haftada bir falan kısa bir kriz gelip geçiyordu. Soruyorum büyüklerime; iki için ‘terrible’ (berbat) deniyorsa, dört için ‘horrible’ (korkunç) demek caiz midir hocam?
;
Dört yıldır yaşadığımızın toplamını birkaç ayda yaşadık. İnatçı, huysuz, değişken ruh halli bir canavar cücesi var evde. Dr. Jekyll ve Mr. Hyde kıvamında. Dünyanın en tatlı kuzusuyken, bir anda Poltergeist yutmuş gibi oluyor. Dün, üzerime boylu boyunca uzanmış çizgi film seyrederken bir anda “Bu kanalı istemiyoruuuuuum” diye çığlık atmaya başladı. Kitaptaki atın ismi Siyah İnci ama, “Haayırrr, İnci Beyazı onun ismi” diyor. Ya da çorbanın tarhana değil, brokoli olduğu konusunda çok kararlı. Uğruna kavga edecek kadar!

Ben ne yapıyorum: “Hııı, peki çocuuum” diyor ya da tepki vermeden konuma devam ediyorum. En zorlu krizlerin birini evvelki hafta yaşadık. Ona çiçekli bir saç bantı aldım. Pek beğendi. Sonra ne oldu dersiniz: “Bir hediye daha istiyoruuum.” Hediyelerin bir şeyi tebrik etmek için alındığından, bunun bir sürpriz hediye olduğundan, ikincisi için paramın olmadığına onlarca şey söyledim, nafile. Nasıl bir tepinmeli ağlama... Son noktada sakinleşebilmesi için sarılmış, “Nefesi burnundan al, ağzından ver” derken buldum kendimi.

Giyim kuşam dertleri apayrı bir konu. Zevksizlikte doruk yapmış durumda. Ama gıkımı çıkartmıyorum, sadece üşümeyeceği şekilde olsun diye bakıyorum. Uzmanlar “Birkaç alternatif sunun” diyor ya. Yalan o! İki, üç takım hazırlıyoruz, yine dolabı talan ediyor.
Geçenlerde babasıyla bu yüzden inatlaştığı için babası kızıp evde bıraktı da peşinden zor koştu sonra. O günkü kıyafeti: Kırmızı-siyah kareli etek, üzerinde yeşil çiçekli bluz, eflatun-pembe-mavi çiçekli külotlu çorap, rengârenk desenli hırka, pembe ayakkabı, kafada prenses tacı… Bırakıyorum, çıksın öyle. İnatlaşıp çıldırmanın âlemi yok. Nerede okuduğumu hatırlamadığım şu lafı söylüyorum sık sık: “Unutmayın, inatlaşmak için iki kişi gerekir!” Krizi tırmandırmamak için yapılacak en iyi şey görmezden gelmek ya da “Peki, tabii” diye geçiştirmek, bildiğimi okumak. Çikolata-şeker konuları için geçerli değil tabii ki!

Yemeğini kendisi yiyor ama sofrada tutamıyorum. “Kalkarsan yemeğin mutfağa gidiyor ve aç kalacaksın” dediğimde üç saniyede oturuyor. Bir yandan da 3-4 yaşın gelişim noktalarını sağlıklı şekilde yaşıyor. Konuşması, ihtiyaçlarını giderebilmesi, kendi kendini meşgul edebilmesi falan süper. Ama ne oluyorsa oluyor, bir anda dünya tersine dönüyor. Kriz bittiği saniye eski haline dönüp, kaldığı cümleyi devam ettiriyor. Çocuğunuz daha küçükse, bu sabra şaşırıyor olabilirsiniz. Dört yıllık tecrübe konuşuyor. Bu günleri iki sene önce yaşama ihtimalimizi düşünemiyorum. Eskiden arada sesimi yükselttiğim olurdu, şimdi hiiiiç. Ağlaması, inadı sinek vızıltısı gibi geliyor. Bu sendrom maratonu beş yaşında bitecek diye okuyorum. Ha gayret, biraz daha sabır.