Kimliksiz bebekle uçağa binmek

Uyuşturucu dizisinin Leyla'ya faydası...

Leyla doğduğundan beri başımıza ne geldiyse bürokrasi yüzünden geldi. Önce nüfusa kaydettiremiyorduk az daha. Benim yabancı ülke vatandaşlığım, babasıyla nikahlı olmamamızla birleşince akla karayı seçtik. Nüfus idaresi illa ki bekar olduğuma dair belge istedi, vatandaşı olduğum ülke, “Biz sadece evli olma halini belgeleriz. Yok böyle bir belge” dedi. İki ülke itişirken benim cin fikirliliğim sayesinde hallettik işi. Nasıl, sormayın.
O güzelim kimlik alınır alınmaz kasaya kalktı. Kaybolur, maybolur… Çok iyi saklamışız, bir daha aklımıza bile gelmedi Leyloş’un bir nüfus kağıdı olduğu. Ta ki bayramın ikinci günü havalimanında ‘hatırlatılana’ kadar.
Aylardır uçakla seyahat edilebilecek bir yerlere gitmek istiyor, son anda vazgeçiyorduk. Bayramın ilk gecesi telefonlaştığımız arkadaşlarımız “Antalya’dayız, burası harika” deyince cesaretlendik, 15 dakika içinde yerleri ayırttık. Plan kolay, hazırlık zordu ama ertesi sabah kendimizi koca bir bavulla Sabiha Gökçen’de bulduk.
Bebeğiyle ilk defa uçağa binen annenin gururuyla check-in bankosunun önüne dikilip “Antalya, 2,5 kişi” dedim. Görevlinin “Bebeğin de kimliği lütfen” demesiyle kanım çekildi. En pişkin sesimle “yooook” dedim. “O zaman uçamazsınız” dedi. Büyük bir utanç tsunamisi üzerime çullanırken, sesim küçüldü, bize nasıl yardım edebileceklerini sordum. Kimliği fakslatabilirsiniz dedi. Fakslatırız tabii de, nasıl… üstelik saat daha sekizbuçuk.
Aramalara evimize en yakın komşularımızdan başladım. Dördüncüde telefon açıldı. Oley, dedim, çok şanslıyım! Çünkü telefondaki komşu ralliciydi! Uçarak bize gitti, apartman görevlisinden anahtarı aldı, kasayı açtı. Kimliği aldıktan sonra faks aramaya uçtu. Sabah rallisi tam bu aşamada orientiering yarışına dönüştü. Mahallemizdeki fakslı esnaf bayram tatiline gitmiş! O, Bebek-Ortaköy arasındaki bütün dükkanlara girerken uçağımızın son çağrısı yapılıyordu.
Ümitsizlik içinde aklıma başka bir şey geldi. “Doğum sertifikası olur mu” dedim. Olurmuş. Halimize acıdılar. Amerikan Hastanesi’ni aradık, Leyla’nın doğum sertifikasını fakslamalarını rica ettik. Sağolsunlar, yaptılar. O sayede uçtuk.
Peki bu çözüm aklıma nerden geldi dersiniz? O kadar absürd ki! Digitürk’te Weeds diye bir dizi var. Kocası öldükten sonra finansal krize düşen ve uyuşturucu ticaretine başlayan Nancy ve ailesinin komik hallerini anlatıyor. Bir bölümünde Nancy rakip uyuşturucu baronunun bebeğini kaçırıyor ve ülke dışına çıkarmaya çalışıyordu. Sınırda yaşadıklarının bir kısmı bizim check-in maceramızla aynıydı.
Sınır polisi: “Bebeğin kimliği?”
Nancy: “Aaa unutmuşuz. Hay Allah, ne yapsak acaba?”
Polis: “Size bir kerelik yardımcı olabilirim, hastaneden doğum sertifikası fakslatın.”
Tabii Nancy Botwin bunu yapamıyordu, gerisinde de ben uyuyakaldım ama bu kadarını bile seyretmemin bir sebebi varmış demek ki! O sayede Leyla uçağa binebildi.
Şimdi Antalya’dayız. Leyloş çok mutlu. Bütün gün çimenlerde ve açık alanda emekliyor. Üzerinde bir body, bir şapka.
Siz siz olun, çocuğunuzun bir kimliği olduğunu unutmayın, uyuşturucudan da uzak durun.