Laylu'nun halleri

Kızı bacağını azıcık açtı bile diye çocuğunu ölesiye döven anne-babaların yaşadığı bir ülkenin vatandaşlarıyız...

Bilmiş cüce!
Kış saati ayarlaması yapıldığından beri Laylu sabahları 7’de hortluyor. Uyanıp güneşi gördüyse tam yandım. Sabah oldu, uykum bitti diyerek oyuna girişiyor. Ve tabii bana… Evvelki hafta sonu Leyla’nın oğullarına da bayıldığı yakın arkadaşımda kaldık. Tatlı da bir kedileri var, Ponpon.
Gece oldu, yattık. Perdeleri, kapıyı iyice kapadım ki sabah olabildiğince geç uyansın. 6’da uyandı, vıdı vıdı konuşmaya başladı. Leyla’nın sesini duyan Ponpon da başladı mı bizim odanın kapısını tırmalamaya.

Sonraki konuşmayı aynen aktarıyorum:

- Anne bu ses ne?

- Sabah çok erken uyanıp bir daha uyumayan çocukları almaya gelen canavar olabilir.

- Saçmalama anne. Canavar manavar yok. Kedidir o. Dur şuna kapıyı açayım da yatağa gelsin.

- (Ben sus pus) Hadi bakiim, bilmişlik taslama da uyu!

Bilmiş cüce sıpası!

Özel yerler
Geçenlerde bütün aile bize geldi. Kuzenlerim, çocukları, diğer yakın aile fertleri. 2-7 yaş arası yedi çocuk falan vardı evde. Gürültü patırtı gırla, yemekler yendi, her şey etrafa saçıldı. Salon, çocuk odası savaş alanına döndü. Yemekten sonra 6-7 yaşındaki üç oğlan Leyla’nın odasına gitti. Arada bakıyoruz, pelüş hayvanlarla, barbilerle oynuyorlar. Leyla da gitti yanlarına. Çocuklar oynuyor, çıt çıkmıyor. Arada bir annelerden biri gidecek oluyor, çocukları kontrol manyağı yapmayalım düşüncesiyle öbürleri engel oluyor.
Sonra aklıma geldi; kameradan bakalım diye. Kamera sistemi televizyona da bağlı. Açtım televizyonu, ayarladım, görüntü geldi. Size 1 saniye geçmeden gördüğümüzü anlatıyorum:

Leyla, odasının köşesinde, üç oğlan karşısına dizilmiş. Leyla suratında muzip bir ifadeyle eteğini kaldırıp donunu gösteriyor! Ve herkesten olabildiğince tiz sesle aynı tepki: “Aaaa!” Ve birkaç saniye gecikmeli gelen kahkaha. İki kardeşin annesi kıpkırmızı yüzle kendini Leyla’nın odasına zor attı. Ama birçok ebeveynin yapacağını yapmadı tabii. Sakin sakin, “Hadi salona, tatlılar yenecek” dedi. Peşinden annem gitti. Odayı toplayalım bahanesiyle. Ben oyalandım ki çocuklar gariplik olduğunu düşünmesin.

En son ben gittim, oğlanlar çıkmıştı. Küçük bir, “Nasıl geçiyor günün, eğleniyor musun?” girizgâhından sonra, “Kulağına bir şey söyleyeceğim” dedim. Kısa ama net bir şekilde (tekrar) anlattım: “Leylacım, senin popon, kukun, memelerin özel yerlerin. Onları hiç kimseye göstermemelisin. Sana göster deseler bile açmamalısın. Kim olursa olsun. İster arkadaşın, ister akraban… Bir gün büyüdüğünde onları kimin göreceğine sen karar vereceksin ama şimdi hiç kimse görmemeli. Hatta canın istemiyorsa bana ve babana bile izin vermeyebilirsin.”
Doğru olmayan bir şey yaptığını tahmin ettiği için, “Ben yapmadım, Herpi açtırdı” dedi. Herpi, bizim görünmez dinozor. Kötü şeyleri hep o yapıyor. “Hatta Herpi popomu da göstermemi söyledi” dedi. Sakin sakin tekrarladım. “Böyle konularda Herpi’yi de dinleme. Bunun kararını büyüdüğünde tek başına vereceksin. Şimdi olmaz.”

Oğlanların annesi anlattı sonra. Küçük olan bu ara kızlardan bir yerlerini açmasını istiyormuş. Kızılacak bir şey değil. Gelişiminin sağlıklı olduğunun bir göstergesi. Biz eğitimli, modern bir aileyiz. Çocuklarımıza kızmadan, bunların normal süreçler olduğunun bilinciyle hareket edebiliyoruz. Ama kızı bacağını azıcık açtı bile diye çocuğunu ölesiye döven anne-babaların yaşadığı bir ülkenin vatandaşlarıyız. Bir de küçük çocuklara orasını burasını açtıran büyükbaş hayvanlar var maalesef. Onların haberlerini okuduğumda başlarına dikilip şu bir türlü mutabık kalınamayan kimyasal kastrasyon ilacını gırtlağından dökmek istiyorum.