Memelerin kamuya açılması!

Bir memenin erotik objeyle hayat pınarı olması arasındaki fark...

Yeni doğum yapmış bir kadınsanız ve evde hapsolmayı istemiyorsanız bazı tavizler vermeniz gerekiyor. Mesela mahremiyetiniz ilk gidenlerden. Doğurana kadar sadece eşinizin gördüğü göğüsleriniz, bir anda kamu malı oluyor. Doğum sancısı çektiğim 15 saat boyunca bu halka arza çok güzel hazırlandım aslında. Doğumhanede ve takip eden iki gündeki manzaralardan sonra sadece memelerimin ortalıkta olması bir lütuftu bile diyebilirim. Plajda bornozla gezmeye benzer bir duyguydu.
Modern ve rahat anneyim ya; saat başı bebek beslemeye eve koşturamayacağıma göre, memelerimi kamuya açmaya razıydım. Oramı buramı açmaya meraklı değilim ama emzirmenin çok masum, çok doğal bir çıplaklık olduğunu düşünenlerdenim. O memenin üzerinde bir el yerine bebek kafası olduğu an cinsel objeden, kutsal bir şeye dönüşüyorlar. Sokakta emziren, emzirmek zorunda kalan annelerin memelerine cinsel obje gözüyle yaklaşanların akıl sağlığından şüphe ediyorum.
Leyla doğduktan sonraki tablo düşündüğümden farklı oldu. Sokakta emzirme tecrübelerim mevsime göre değişen duygularla ve kısmi mahalle baskılarıyla bugüne kadar geldi. Önce rahattım, sonra utandım, sonra yine açıldım. Bir ara sıcakların da etkisiyle o kadar sıtkım sıyrıldı ki, eşimin “Biraz arkanı dön bari” dediği günler oldu. Şimdi yerine göre karar veriyorum.
Leyla’nın doğumunda hastane geceliğini ters giydim, emzirirken rahat edeyim. İlk gün belden yukarım nerdeyse tamamen çıplak, Leyla mememde öyle durakaldık. İkinci gün, benimle konuşurken gözünü kaçıranlar dikkatimi çekti. Aa! Nasıl yani? Bunun nesi ayıp ki? Odaya girdiği gibi çıkanlar, ay dur ben sonra geleyim diyenler oldu. Ha bir de burnunu mememe kadar sokan ekstremler vardı, o ayrı hikaye.
Sonra eve çıktık. Eve çıkmamızla kendimizi sokağa atmamız bir oldu. Leyla daha bir haftalıkken Kırıntı’da takılmaya başladı. Ve tabii orada beslenmeye. Hava serinken bir emzirme örtüsü kullanıyordum, sıcaklar basınca zor attım. Örtünün altında anne-kız birlikte terleyip acı çekmek hiç hoşuma gitmedi. Ooh ne güzel emziriyordum havadar havadar… Zaten Leyla kafasını göğsüme gömdüğü an gözüken bir şey kalmıyor ki!
Sokakta emzirmeye dair ilk tespitim, kalburüstü semtlerdeki mekan çalışanlarının bu konuda son derece rahat ve edepli olduğu. Ne memenize bakıyorlar ne de işlerine engel oluyor bu durum. Ama halkımız pek öyle çıkmadı. Şehvetle bakana rastladım diyemeyeceğim ama yadırgayan ifadeyle bakan kadınlar, inanın erkeklerden daha fazlaydı. “Ayyy ne edepsiz kadın” der gibi bakıyordu çoğu. Sanki onun memesini açmışım.
En medeniler Ege’de çıktı. Ailecek çıktığımız Bozcaada ve Güney Ege seyahatinde her köşede emzirdim Leyloş’u. Bir Allahın kulu kafasını çevirip bakmadı. Emzirdiğim en absürt yerler neresiydi derseniz, Büyükada Rum Yetimhanesi’nin kapısının önündeki orman yolu ve yine Büyükada’da pazar yerinin bitimindeki kaldırım kenarı. Orada çamların altında altını açmışlığım da var Leyla’nın.
Gelir seviyesinin nispeten yüksek olduğu semtler rahat ama şehir hatları vapurları, deniz otobüsleri veya çok kalabalık yerler hiç öyle değil. Bandırma feribotunda mesela… Çok utandım herkesin içinde emzirmeye. Nasıl utanmayayım! Etrafımdaki kadınların yarısı türbanlı. Uygun bir köşe arayıp, tek yerin mescit olduğu öğrendiğim anda “hadi leyn” deyip arka koltukların birine geçiverdim emzirmeye. Diğer toplu taşıma araçları da pek rahat değil uluorta emzirmek için. Ya örtü kullanacaksınız ya da saklanacaksınız.
Leyla’yı emzirmeye devam ettiğim sürece halkımızın utanç duygularını tetiklemeye devam edeceğim, üzgünüm. Peki uluorta emzirirken en hoşuma giden nedir biliyor musunuz? Etraftaki çocuklar. Hemen dibimde bitip, o çocuklara özgü rahatlıkla bizi seyretmelerine bayılıyorum.