"Mış gibi" günler

Çocukları gündemden uzak tutup, etrafta her şey normalmiş gibi yaşamaya çalışırken...

PEMBE PANTER

Laylu’nun uyku ritüelinde yatakta kitap okuma faslı var. Bizim cingöz masal faslını bazı günler başka bir şeyle değiştirmeyi önerdi bir iki ay önce. Hoşuma da gitti aslında. İşe her gün aynı yoldan gitmek bile sıkıcı geliyor bana, değişiklik olur dedim. Haftada bir kere falan, kitap okumak yerine iPad’den kısa bir şey izliyoruz. Hemen dövmeyin, biliyorsunuz tabletgillere hepinizden daha uzağım fikir olarak.

Ne izliyorsunuz diye sorun onun yerine. Öyle vurdulu kırdılı ya da enerjisini patlatacak şeyler değil tabii ki. Doktor McStuffins Korsan Jack, Sofia falan da diil. Söylüyorum, gülmeyin! Kafası göğsümde kıkır kıkır gülerek Pembe Panter izliyoruz! Hayır, Peter Sellers’lıları değil. Bildiğimiz çizgi film olanları.

Yazın tesadüfen fark ettim çocukluğumun Pembe Panter’lerini. Youtube’da yüzlercesi var. Bir kere, birkaç tanesi dışında hiçbiri sesli değil. Dolayısıyla Türkçe, İngilizce, Almanca diye fellik fellik aranmıyoruz. Çıkana basıyorsunuz, oynuyor. Sonracıma, hepimizin kulağının kirini alan meşhur Pembe Panter müziği var. Ben de izledikçe fark ettim, cazmış. Bölümden bölüme farklı yorumlanan tema müziğinde sıpanın kulağı farkında olmadan caza alışıyor.  Bölümler 6 dakika civarı olduğu için zaman kontrolünde de sıkıntı çıkmıyor, kitap süresinde yakın bir zamanda hallediyoruz. Şiddet yok, bolca şapşallık, sakarlık ve biraz hinlik var, o kadarı da olsun zaten.

O mutlu, ben mutlu. Bir taşla iki kuş!

YAZ SAATİ - KIŞ SAATİ

Hayatım boyunca “yaz saati-kış saati” ayrımı benim için pek bir şey ifade etmemişti. Saati ileri al, geri, al, bir saat az uyudun diye söylen, bir saat fazla uyudun diye sevin... Ta ki Leyla yeni okul düzeninde sabahın köründe kalkmaya ve ben de sekizde başlayan iş düzenine geçene kadar. (Empati neydi pardon?)

Özetle, yakın zaman kadar “karanlıkta kalkmak” denen şeyin ne kadar berbat olduğunu unutmuşum. Artık bizim evde sabah 6.30 dendi mi hayat başlıyor. Kış hızla üzerimize geliyor, güneşin doğuşu gecikiyor, yeni ev zemin katta olduğu için ışıktan nasibimizi üst kattaki gibi alamıyoruz. Benim bile ruhum karardı, o nasıl korusun kendini…

Sonuç; her sabah, “beni karanlıkta kaldırmayın demedim mi size” diye ağlaşan bir çocuk. En bomba lafı geçenlerdeydi. “Çocuk dediğin karanlıkta uyuya uyuya büyür. Bir çocuğu bu kadar erken uyandırmak insanlığa yakışır mı anne,” dedi bizim bilmiş cüce. Haklı. Yakışmaz.

Peki, seçim var diye kış saatinin devreye alınmasını geciktirmek yakışır mı bize? Burası Türkiye, ne taksa yakıştırır hükümetim kendine. Üç hafta sonra saatler düzenlense bile yine karanlığa kalacaklar. Yeni Türkiye karanlığına hoşgeldiniz!