Neden, neden, nedennn...

Ara sıra onlara birkaç soru da soramayacaksak ne işe yarar ki Nobel Ödülü sahipleri?

Bir arkadaşım bahsetmese, fark eder miydim bilmiyorum bu kitabı. Oysa ilk basımı 2005’te yapılmış. Çocuklu-çocuksuz herkesin kütüphanesinde bulunması gereken bir kitap bu.

İsmi, ‘Çocuklar soruyor, Nobel’liler cevaplıyor’. İş Bankası Kültür Yayınları’ndan çıkmış. Tek cümleyle özetlesem şöyle derdim: O kadarrrr tatlı bir kitap ki! Neden para kazanmak gerektiğinden ilk insana, klonlanmaktan siyasetin faydalarına onlarca soruya zevkle okunan ama ciddi cevaplar içeriyor. Birçok temel fizik, kimya, coğrafya ve tarih bilgisini de bir çırpıda aktarıveriyor.

Ama bir not: Leyla yaşındaki çocuklardan ziyade, daha büyükler için uygun. Geç ilkokul ya da ortaokul ve sonrası. Ortaokul diye bir mefhum kaldıysa yani. Küçüklere anne-babaları özetleyebilir, bayılacakları bölümler var. Mesela Dalai Lama’nın sevgiye dair yazısı.
Önsözü yazan Alman gazeteci-yazar Axel Hacke ne güzel demiş: “Bu harika kitaptaki bütün sorular büyük; çocukların sorduğu ve yetişkinlerin de çocukların bir şey bilmediklerini düşünmelerinden utanmasalar, soracak oldukları türden sorular. ‘Dünya daha ne kadar dönecek?’, ‘Sevgi nedir?’, ‘Bir Kızılderili neden acı bilmez?’, ‘Hava nedir?’ Böylesine büyük sorulara cevap ararken, en iyisi bunları en büyüklere sormaktır, gerçekten bilenlere, büyük sorular söz konusu olduğunda rakipsiz olanlara. Bunlar elbette Nobel Ödülü sahipleridir, zira alanlarında en büyük olmasalardı Nobel Ödülü alabilirler miydi? Ve ara sıra onlara birkaç soru da soramayacaksak ne işe yarar ki Nobel Ödülü sahipleri?”

Alman gazeteci ve editör Bettina Stiekel, “Bu sefer cevapları anne-babalar yerine, soru sormayı en iyi bilenler versin” demiş ve çocuklardan soru toplayıp çalmış Nobel’lilerin kapısını. Küçüklerin büyük sorularına cevap veren Nobel Ödülü sahibi bilim insanı, yazar ve siyasetçinin arasında tıptan ekonomiye, barıştan edebiyata farklı dallarda tescilli isimler var. Bakın birkaçı:

Şimon Peres (Siyaset nedir?), John Polanyi (Bilim adamları ne işe yarar?), Desmond Tutu (Savaşlar neden var?), Mikail Gorbaçov (Nasıl Nobel Ödülü sahibi olurum?), Gunter Blobel (Bir Kızılderilinin canı neden yanmaz?), Dalai Lama (Sevgi nedir?), Renate Chotjewitz( Tiyatroyu da kim icat etti?) Gönül hepsinden alıntılamak ister ama yerim dar:

(…) Bu bana Nobel Kimya Ödülü verilmesinden hemen sonra aldığım İsveçli bir okul grubunun mektubunu hatırlatıyor: “Sevgili Profesör, ödülünüzden dolayı sizi yürekten kutlarız. Biz bir kimya kursunun öğrencileriyiz ve bir ricamız olacaktı: Bize uğrayıp okulumuzu havaya uçuramaz mıydınız?” Bu çocuklar için ben, onların can sıkıntısını gidermek için okullarını havaya uçuracak bir sihirbaz haline gelmiştim. Fakat ben bilimin sihrinden bahsederken başka bir şey kast ediyordum: Sayıların sihri. (John Polanyi)

(…) Her gün ‘sevgi’ kelimesini bin kez duyarız. Sabah radyoda biri tiz bir sesle “Seni seviyorum” diye şarkı söyler ya da sen öğlen bir kıza ya da oğlana bu sözcüğü söylersin, çünkü âşıksındır. Ve annen akşam bunu kulağına fısıldar ve sana iyi geceler öpücüğü verir. Ve babanın arabasını ya da video koleksiyonunu sevdiğini söylediğini duymuşsundur mutlaka. Ama burada herkes aynı sevgiden mi bahseder? Sanmıyorum. Pek çok insan sevgiyi eğlence ile ya da birine (ya da bir şeye) karşı hissedilen anlık bir çekim duygusu ile karıştırır. Bu tür sevgi geçicidir ve tıpkı hava gibi sağı solu belli olmaz. Birini çok güzel gözleri olduğu için, çok akıllı laflar ettiği için ya da aklımıza gelen bin türlü sebepten dolayı severiz. Ve artık güneş parlamadığında, bu sevginin sadece bir heves olduğunu fark ederiz… Bir anneye duyulan sevgi ile bir karıncaya duyulan arasında fark var mıdır? Hayır! (Dalai Lama)

Çocuklara kitabı okumadan söylemeyin ama Kızılderililer de acıyı hissediyor tabii ki!