Okul konuları

Okula hangi sınıftan başlamalı sorusuna cevap ararken kendime şunu sordum: Laylu poposunu kendi silebiliyor mu?

İki tip anne var: Bebeği büyüdü diye üzülenler ve bebeği büyüdü diye sevinenler. Ben ikinci gruba aidim. Leyla’lı hayatımın ilk senesi, mümkünse hafıza kaydımdan silinmesini istediğim dönemdir benim için. Yaşarken böyle hissetmiyordum tabii. Sürekli koynumda bir bebek, yapışık yaşadık. Leyla’nın post-it ve koala lakapları o günlerden kalma zaten. Bebeklerin hem sepet gibi her yere taşınabildiği hem de en tekinsiz zamanları. Ne zaman paçasından fışkırtarak kaka yapacağı belli olmuyor. Sahil yolunda bir bankta eliniz kolunu kaka içinde bez değiştirmek zorunda kalabiliyorsunuz. Ya da Büyükada pazarında kaldırım kenarına oturup emzirmek… Geri dönüp bakınca anlıyorsunuz bu, bağlanma için en kymetli dönemin, annenin gönüllü rehinliği olduğunu. Tabii o senenin kötü anısı da, işe geri dönmek. Büyük travma valla.

Herneyse; ben kızım büyüdükçe varlığından, birlikte geçirdiğimiz zamanlardan daha çok keyif almaya başladım. Fakat bunu ne zaman dile getirsem, daha büyük çocuklu arkadaşlarım itiraz ettiler: “Büyüdükçe dertleri de artıyor. Hele bir okul başlasın, sen o zaman göreceksin…”


Yuvada bazen arkadaşlarıyla anlaşmazlığa düşüyor, bir şeylere sinirleniyor falan ama bunların hepsini bir şekilde atlatıyoruz. Ama sanırım ufaktan el sallamaya başladı o hayat bize de. Üstelik şuan tarif etmeye çalışacağım ruh halinin hiçbir yerinde Laylu’nun sebep olduğu bir şey yok.

*

Konumuz, okul seçimi.

Daha önce de yazmıştım. Almanca eğitim almaya devam etsin istiyoruz. Fakat İstanbul gerçekleri ve seçenekler bizi çok zorladı. Bizim için Almanca, Avrupa yakası ve akademik eğitime önem vermeleri olarak özetleyebileceğim, “3A” olarak kodladığım tercihlerin karşılanabileceği bir okul aradık.

En çok isteyeceğim okul, ALEV (Avusturya Liseliler Eğitim Vakfı), Ömerli’de olduğu için kesinlikle söz konusu olamadı. Sonra bir ara bocaladık; acaba İngilizceye mi geçmeli diye. Öğretmenleriyle ve bu köşedeki titri ile tanıdığınız, “aile dostu çocuk ve ergen psikologu” Füsun abla ile görüşmelerimiz sonunda Almancaya devam dedik. Birkaç okul vardı ama bizim için gerçekten alternatif olduklarını düşünemedim maalesef. Konumu, eğitim kalitesi veya şusu busu yüzünden. Sonunda tek bir okulla görüşüp babasıyla orada karar kıldık.

*

Tabii burada bitmiyor iş. Hatta yeni başlıyor. Çünkü bu okullara “biz geldik, ciddi düşünüyoruz” diyerek kayıt olamıyorsunuz. Çocukları mülakata alıyorlar. Evet, bildiğiniz mülakat. Öyle 5-10 dakika da diil. Bizimki 1 saate yakın sürdü. Çeşit çeşit psikolojik testten ve deneyden geçiyorlar. Bakalım çocuğunuz o okulun standartlarına uygun mu? Bunlar kısmen oyun ortamında yapılıyor Allahtan, çocuklar çok arıza çıkarmıyor. 

Sonra okulun rehberlik servisinin raporu geliyor önünüze. Tanıdığınız çocuğunuzun, bilmediğiniz yanları gösteriliyor size. “Ha, ne, pardon, gerçekten mi, evet olabilir, bazen, yok artık, mümkün diil” kelimelerini içeren birisürü cümle kuruyorsunuz genelde bu görüşmelerde. (bunun bir benzerini BaBaBaBa kitabında Gökalp Gökulu yazdı, okuyunuz!) Bu aşamayı da geçince “hangi sınıf” sorusu Everest 9. Kampa çıkış yolu gibi yükseliyor karşınızda.

Bu aslında herkes için bir konu değil. Ama Laylu özelinde çok git-gelli bir dönem yaşadık tam da bu sebepten. Leyla, Eylül’de 66 aylık olacak ama mülakatta 1. sınıf için yeterlilik aldı. Hatta birçok başlıkta yaşının oldukça üzerinde performans gösterdi. Ama o durumla çelişen özellikleri de çıktı mesela.

Düştü mü içimize kurt! Ana sınıfına giderse sıkılır mı? Birinci sınıfa giderse ortama uyum sağlayabilir mi?

Tabii bunu konuştuğumuz her kafadan –aile dahil- ayrı ses çıktı tahmin edersiniz:

- Kesin 1’e verin, hemen alışır.

- Sakın 1’e vermeyin, ergenlikte büyük çocuklar ezer.

- Aman verin işte 1’e. Okullar daha çok para almak için alt sınıftan başlatıyor.

- Sakın 1’e vermeyin, 5. sınıf civarında çok zorlanır.

- Verin gitsin ya, Laylu zehir gibi akıllı, üstelik cadının teki, kendini korur…

Bir ara bir baktım, gecem gündüzüm, uykum uyanıklığım bu konu olmuş. Şaka diil, bu çocuk Eylül’de sadece 5,5, yaşında olacak. Zor karar çünkü kızımın bütün eğitim hayatını bu karar şekillendirecek…

Birinci sınıfların yaş ortalamasının hangi aylar olduğundan tutun da (70-74 ay en yoğunmuş), sınıf dağılımlarına kadar onlarca soru sordum okula. Sonunda baktım işin içinden çıkamıyorum, kendime 2 soru sordum:

- Leyla kendi poposunu silebiliyor mu?

- Leyla 40 dakika boyunca bir sırada oturup ders dinleyebilir mi?

Birincisi çok net: Hayır. Hiç de istekli değil bu konuda. Size saçma gelebilir ama benim için önemli bu. İlkokula giden çocuk, poposunu temizleyebilmeli gibi geliyor bana.

İkincisinde ise yapabilir gibi de gelmekle beraber, içsesim bunun Laylu’ya sert geleceğini söyledi.

Kararı vermemdeki vurucu etken ise, anasınıfı öğretmeni ile yaptığım konuşma oldu. Zırdeli anne yaftası yeme ihtimaline rağmen, anasınıfı müfredatını, tek tek, gün gün neler yaptıklarını sordum. Birçok anasınıfından ve yuvadan kesinlikle farklı olduğunu öğrendim. Şimdiki yuvasında da ciddi bir okuma-yazma ve matematik altyapısı veriliyor ama bunun daha fazlası olması gerekiyor. Akademik eğitimin temellerini oturtmaya ciddi önem verdiklerini söylemeleri ve örnekleri benim için can alıcı bilgilerden biriydi mesela. Ve konu karara bağlandı: Leyla anasıfından başlıyor. İçimi rahatlatan bir başka konu da, çok sevdiği 2 arkadaşının da orada olması.

*

Biz sadece tek okulla görüşerek yaşadık bu süreci. Çevremdeki hiçbir anne 3’ten aşağı okul gezmedi. Ve çocuklar her okulun mülakatına, sınavına girdiler. Düşünün, onlar nasıl ruh hallerinden geçtiler. Öyle anormal hikayeler duydum ki bu süreçte, ara ara burada paylaşacağım sizle. Bunları söyleyenler eğitimci olamaz, diyeceğiniz kadar absürtleri var.

Sınıf kararıyla daha rahat uyuyorum artık. Şimdi kurbanlık koyun misali, 2015-2016 senesi eğitim ücretlerinin belli olmasını bekliyoruz. Neyse halimiz, çıksın falımız…