Olağan şüpheliler

Laylu'nun atlattığı hastalıkta şunu anladım: Ateş iki günde geçse bile sıradışı yüksek olduğunda doktorun bilmesi gerekiyor.

eçen hafta sonu yanı başımda adam bıçaklanmasından trafik kazasına acayip olaylar yaşarken, üzerine Laylu hastalandı. Cumartesi sabahı anane-dedesi ile vakit geçirip öğlen bana geldiğinde uyuyordu. Yanakları elma gibi kıpkırmızıydı, “Herhalde sıcaktan” dedim. Uyurken vücut da ısındığı için başka bir şey dikkatimi çekmedi. Sonra uyandı ama nasıl bir huysuzluk! Yanımızdaki, çok sevdiği arkadaşlarım bile eğlendiremedi. “Ateşi mi var acaba?” diye ensesinden elimi sokmamla, “Bu evde derece var mı” dedim arkadaşıma. Ölçtük, 38,5. Olabilir, çocukta ateş normaldir. Fakat başı da çok ağrıdığı için karşı eczaneden ilaç alıp verdim.

Ebeveyn kısmı için hikâye şimdilik çok sıradışı değil aslında. Ateş gece birkaç kere 40’ladı. Bütün geceyi ılık duş, soğuk kompres, cıscıbıl ve dönüşümlü alınan ateş düşürücüler ile geçirdik. Beni şaşırtan, aşırı titremeli nöbetler ve ilaçla düşmesi gereken ateşin 38,5’ten aşağı inmemesi oldu. Pazar öğlen ateşi yine 40 olunca doktoru hızla hastaneye gitmemizi söyledi. Acilden Amerikan’a giriş yaptık. 

Ben ateş konusunda çok serinkanlıyım aslında. 38,5’i geçmeden ilaç vermeyi düşünmem bile. Yüksekse de misal uykudaysa ve rahatsız değilse, yine vermem. Ancak başı, eklemleri ağrır, çok rahatsız olursa veririm ilaç. Duşla, kompresle, soyarak hallederim. 

Doktorlar ilk muayenede Beta’dan şüphelendiler. Fakat hızlı test negatif çıktı. Adenovirüs olabilir dediler. Sıradışılık burada başladı benim için. Çünkü “Asena mı, adana mı?” diye sora sora beşinci seferde anladım virüsün adını. Benimle birlikte bir sürü arkadaşım da ilk defa duydu.

Alınan örnek üç günlük kültüre yatırıldı, sonuç çarşamba çıktı. Beta değil, başka bir boğaz enfeksiyonu yok. Ama Adeno olup olmadığı da kesin değil. Bir test varmış ama 500 lira civarıymış ve sigorta ödemiyormuş. Tedavisi olmadığı için gözlemle devam etmeye karar verdi doktor. Zira pazartesi ateşi tamamen düştü, RedBull kazanında doğduğunu düşündüren enerjisi geri geldi. Fakat bir garip öksürük peydah oldu. Seyrek öksürüyor ama boğmaca mı desem, astım krizi mi… Öyle acayip. İzlememiz gereken ateş ve öksürük gidişatı. Önemli, çünkü Adenovirüs de birçok benzeri gibi zatürreeden menenjite uzanan bir sürü şeye çevirebiliyor. Ateşi veya kötüleşen durumu görmezseniz yandınız!

Şunu anladım bu hastalıkta: Ateş iki günde geçse bile sıradışı yüksek, dirençli olduğunda mutlaka doktorun bilmesi gerekiyor. Annelerin tanımadığı için fark edemeyeceği binbir virüs olabilir ki bunlar hiç masum değiller. Misal, Beta tedavi edilmezse eklem romatizması, kalp romatizması gibi korkunç sonuçları var. Özellikle Beta’nın tedavisi zor; ya depo Penisilin yiyecek çocuk ya da 10 gün kesintisiz antibiyotik. Adenovirüs’ü ise biraz Google’ladıktan sonra hemen vazgeçtim. İnternet o kadar anormal hikâyeyle dolu ki kafamı bulandırmamaya, sadece doktoru dinlemeye karar verdim.

Bu hastalığın komik yanları da yok değil. Leyla ateşli saatlerde sayıklarken sürekli Almanca konuştu. Almanca ve uyduruk dillerde şarkı söyledi, bol bol söylendi. Ateşi düşsün diye küloduna kadar soyduğumda hiç mutlu olmadı, bikini giyeceğim diye tutturdu. Sonuç, iki gün evde Hello Kitty bikiniyle dolaştı. Vücut pertti ama dile enerji lazım değil sanki; yattığı yerden hiç susmadan konuştu. Gerçekle hayal arasında gidip gelen bir sürü sohbet ettik.

Bir de nasıl kuzuydu, kibardı anlatamam. Ne versem yemeye çalıştı, direnmedi. Her kustuğunda üzüldü, üstümü başımı batırdı diye. “Hiç üzülme ve utanma, hastayken her şey olur, canın nasıl istiyorsa öyle yap” dedim. İki günde üç makine çamaşıra, birlikte duşlarımız eklendi. İyi oldu, koltuk kılıfından halıya, perdeden yorgana her şey bahar temizliği geçirdi. Ve tabii yavru koala gibi bana yapışık gezdi günlerce.
Annelik öyle bir duygu ki günlerdir geçmeyen bel ağrısına bile şükrediyor insan. Çok şükür. Her şeye şükür!