'Önce, o çığlığı duyacak ebeveynler olmalıyız'

Cinsel istismar üzerine yazdıklarımdan sonra bir okur mektubu aldım. Sözü, ismi bende saklı olan, cinsel suçlular üzerine çalışan psikoloğa bırakıyorum...

Bugünkü yazı, geçen haftanın devamı. Hafta içi okuduk; cinsel istismar suçlarına yönelik cezalar iki katına çıkarılacak falan filan. Uygulamaları ve kafayı bildiğim için “Bunlar benim için falan filan” diye düşünürken bir okur mektubu aldım. Yazan; cezaevinde çalışan, yüksek lisans tezini de cinsel suçlular üzerine hazırlamakta olan bir psikolog. İsmi bende saklı, yazdıkları sizde:

“Eğitim ve aile içi şiddet konusunda söylediklerinize katılmamak elde değil ancak deneyimlediğim bir iki hususu paylaşmak istiyorum. Cezaevlerinde kalan ‘cinsel suçlular’ günah keçisinden başka bir şey değil. Cinsel nitelikte suçlarda, özellikle de çocuğun cinsel istismarında, cezalar yüksek ancak cezaevlerinde olması gereken çoğu pedofil, eylemlerini sürdürmeye devam ediyor. Pedofilik davranış, bir kereye mahsus bir şey değil. Birey, çoğunlukla bunu uzun yıllardır, pek çok çocukla gerçekleştiriyor oluyor.

Ceza almasına neden olan çocuk sayısı ikiyken, gerçekte istismara uğramış çocuk sayısı bunun 10 katı olabiliyor. Bu kişilerin büyük çoğunluğu, çocukluklarında istismara maruz kalmış kişilerdir. İstismar edilmek-istismar etmek döngüsü her durumda doğru değil ama hazır olmadığı bir yaşta cinsel bir davranışa maruz kalmanın çocuğun ruhsal dünyasında yol açacağı hasarı bir anne olarak tahmin edebilirsiniz. Bu hasar, bazı çocuklarda maruz kaldığı davranışı başkalarına uygulamakla neticelenebiliyor.

Çocuklara “Çığlık atmayı öğretmeliyiz” çünkü çoğu çocuk, istismarın ne olduğunu ve buna maruz kalırsa nasıl karşı çıkması gerektiğini bilmiyor. Pek çok çocuk istismara uğruyor ve bunu ancak yetişkinliğinde anlamlandırabiliyor. Yaşadığını anlayamadığı için karşı çıkamıyor. Çoğu, istismarcı onu tehdit ettiğinde (ailesine şikâyet etmek, anne babasını öldürmek vb.) korkuyor, yaşadıklarını anlatamıyor. Çocuklarımıza çığlık atmayı öğretmeliyiz ama önce, çığlık attıklarında bunu duyacak ebeveynler olmalıyız. Bir çocuk, değer verilerek büyütülürse, kendini istismar döngüsünün içinde bulmaz. Başka insanları, ‘penisini sokacağı bir yer’ olarak değil, istekleri, ihtiyaçları, arzuları olan bağımsız insanlar olarak görür, onlara değer vermeyi, sevmeyi öğrenir.

Çalışmalar kimyasal kastrasyonun istismarcıları durdurmaya yetmediğini gösteriyor. Bu bize, rehabilitasyon için başka bir şeyler yapmak gerektiğini gösteriyor.”

Çocuk ve Haklarını Koruma Platformu...

Üyeleri arasında Açık Kapı Sosyal Sorumluluk Derneği, Aile Hukuku Derneği, AKUT Vakfı, Bebek Ruh Sağlığı Derneği, Çağdaş Eğitim Vakfı, Çelikel Eğitim Vakfı, Çift ve Aile Terapileri Derneği, Türkiye Korunmaya Muhtaç Çocuklar (Koruncuk) Vakfı ve Yaratıcı Çocuklar Derneği’nin yer aldığı 14 vakıf ve dernek çocuk sorununa dikkat çekmek, devlet kurumlarına ulaşarak, projeleri hayata geçirmek ve güç birliği yaratmak amacıyla ‘Çocuk ve Haklarını Koruma Platformu’nu kurdu. Platform çocukların eğitimleri, yoksunlukları, yaşam risklerini düzeltmek ve sadece çocukların üstün yararlarını gözetmek üzere siyaset üstü bir platform olarak, bilimsel çalışmalar ve uygulamalar yapmak üzere bir araya geldi.

Araştırmalara göre yoksul fertlerin yüzde 44’ünü çocuklar oluşturuyor. 18’inden küçüklerin yüzde 16’sı yoksulluk riski içinde. Okula gidemeyen kız ve erkek çocukların toplamı yüzde 30, evli çocukların oranı yüzde 28! Toplantıda DİSK-AR’ın ‘Türkiye’de çocuk işçiliği gerçeği’ raporu paylaşıldı. Dünyada beş çocuktan biri çalışıyor, Türkiye’de ise çocuk işçi sayısı 893 bin!