Sportif faaliyetler

Hafta sonları uzun, ekstra bir şey yapmalı! Müze-tiyatro bol geziyoruz, müzik eğitimi için erken... Çözüm: Fiziksel aktivite. Ama hangisi?

Bir, iki ay önce bir tweet attım: “Çocuğunu kursa getirip kapıda bekleyen anneler grubuna katıldım, hayırlı olsun” diye. İşkembeden konuşmanın bedava olduğu günlerde, gülerdim arkadaşlarıma. “Hafta içi her gün asker olduğunuz yetmiyormuş gibi bir de hafta sonunu koşturmacayla geçiriyorsunuz, kendiniz için hiçbir şey yapmıyorsunuz” derdim. Ve eklerdim: “Ben asla böyle olmayacağım!” Kahvaltı bitmeden hadilemeye başlarlardı; “Hadi, futbola geç kalıyoruz; hadi piyano öğretmenin geçen hafta gecikince kızdı; hadi bak ders kaçıyor” vb…

Off ne zor gelirdi onların halleri bana. Hele ki güneşli kanepemde, kedimle-köpeğimle kucak kucak yayılırken. Sonra kızım doğdu. Bu iddialarımı teker teker yaladım. Bir buçuk senedir her sabah milyon “Hadi” uçuyor evde. Hafta sonları uzun, enerjisi tavanda, ekstra bir şey yapmalı! Müze-tiyatro bol geziyoruz, müzik eğitimi için erken, içine pire kaçmış gibi hareketli. Çözüm: Fiziksel aktivite. Ama hangisi? Yüzme mi, bale mi, jimnastik mi?.. Yüzmeyi yaza doğru hallederiz. Baleyi, Leyla bayılsa da ben istemedim. Hayatının sekiz senesini konservatuvarda geçirmiş biri olmama rağmen. Ya da tam da o yüzden! İstanbul’un en güzel binalarından biridir Çemberlitaş’taki Belediye Konservatuvarı. İdi... Gerçi benim yıllarımda buz gibi salonları, dehlizi andıran rutubetli giyinme odaları ve fareleri binadan meşhurdu.

Cimnastik bütün sporların temeli, hem kurtlarını döker hem de vücudunu kontrol etmeyi öğrenir deyip İstanbul kazan ben kepçe araştırmaya başladım. Çocuğu cimnastiğe giden arkadaşlarımın önerdiği Bağlarbaşı Spor Salonu’na gitme şansımız yoktu çünkü orası yıkıldı. Yenisi yapılacak(mış)! Oradan ayrılan hocaların kurduğu bir yer bulduk: Olimpark. Babasıyla toplandık gittik. Bizim için bir tür Haçlı Seferi’ydi, çünkü Anadolu yakasında. Harika bir yer, tertemiz, yepyeni bir salon. Aletler cillop, Leyla bayıldı. Fakat birkaç gidişten sonra mesafe ve saati bizi zorladığı için devam edemedik. Bir de, Nadja Komanacigillerden alışık olduğumuz, “Cimnastik hocası öğrencisine sert ve kötü davranır” geleneği biraz irrite etti bizi. Hadi çocuk büyüktür, olimpiyatlara hazırlanıyordur da ölümüne disiplinli çalışıyordur, o beni aşar. Ama küçücük çocuklara daha yumuşak davranılması gerektiğini düşünüyorum.

Biraz daha aranınca, Mecidiyeköy’de bir ilkokulun spor salonunu kiralayan bir cimnastik okulu buldum. Koca bir salona minderler dizilmiş, üstlerinde otel halısı gibi büyük parça halılar, bangır bangır müzik, salon sevimsiz. Ucuz da değildi. Son olarak benim sıpanın sınıfını çalıştıran öğrenci kız, kulplu beygirin adını bilemeyince vazgeçtik. Bakırköy’deki okulu yine mesafe yüzünden eledim.

Yahu BJK’nin açılımı ‘Beşiktaş Jimnastik Kulübü’ değil mi, deyip araştırınca onların da bir sınıfları olduğunu öğrendim. Ama ilanlarındaki telefon numarası bir kere bile açılmadığı için aradığım kulübe ulaşılamıyordan öteye gidemedim. “Karşıya mı gitsek” diye dertlenirken Avrupa yakasındaki devlet üniversitelerinden birinin çocuk spor okulları ilanını gördüm. Eve yakındı, saati de uygundu! Bekledik, bekledik, bekledik, kasımda sınıf açıldı ve denemeye gittik. Salonları büyük değil ama tertemiz; diğer salonların hepsinde olan aletler-trambolin falan yok ama harika bir öğretmen var! Çocukları sadece hoplatıp zıplatmıyor, bir sürü sosyal bilgi veriyor, hayvanların davranışlarını falan anlatıyor. Bayıldım tabii! Üstelik fiyatı en makul olandı! Hemen kaydolduk. Leyla her cumartesi-pazar birer saat cimnastik yapıyor şimdi. 

Özetle arkadaşlar, ben de çocuğu spordayken kapıda diğer annelerle laklak yapanlardan oldum. Tek farkla: Çocukluğumda herkes örgü örerken şişlerin yerini tabletler, akıllı telefonlar almış. Bir de artık babalar da bekliyor. O da güzel di mi? En azından bir alanda eşitlenebilmişiz.