Yeni ev, yeni okul, yeni hayat

Baz istasyonu mücadelesinde GSM firması 1 - Evrim-Laylu 0. Anayasal haklara sahip olamayan ortalama bir Türkiye insanı olarak bazı kaldırtamadık. Mecburen evden taşındık.

Önce bir özür. Birkaç haftadır yazmadığım, yazamadığım için. Kilitlendim çünkü. İş ve hayat şartlarından kaynaklı bir fiziksel blokaj değil, tamamen duygusal.

2 Eylül doğumgünümdü. Malum gündem sebebiyle o gün hiçbir gazete ve sosyal medyaya bakmama kararı almıştım. Öğlen yemeğinde para öderken yanımdaki kişinin iPad ekranına kaydı gözüm. Aylan vardı o ekranda. Sonraki günlerde, haftalarda gözümden, aklımdan, uykularımdan çıkmadı Aylan. Ve onunla aynı kaderi paylaşan yüzlerce çocuk, evinden göç etmek zorunda kalan milyonlarca aile. Bizim de onlara ne kadar yakın olduğumuz gerçeği çarpıp durdu her dakika yüzüme. Gizli gizli ağlamaktan bitap düştüm. Yazamadım. Haberlere, gündeme baktıkça, ben neyi yazayım ki, dedim.

Ve fakat hayat devam ediyor. Etmek zorunda. Görüşmeyeli Leyla 3 senelik yuva macerasını tamamladı ve Eylül başında ilkokula gideceği kurumda anasınıfına başladı. Servisinden ev ödevine çoook yazı kaldıracak bir konu!

İyi haber; 3 sene yaşadığımız sabah krizlerini yeni okulda bir gün bile görmedik. Artık çok daha erken kalkmasına ve okulda daha uzun vakit geçirmesine rağmen hem de. Bazen arkadaşlarım sorunca “Okul çok sıkıcı” diyor ama adetten, çünkü akşamları ne kadar eğlendiğini anlatıyor her gün. Satrançtan bilgisayara bir sürü şey girdi hayatına. Bizim sıpa 2 senedir dedesinden satranç öğreniyor gerçi ama okulda da olması müthiş.

Ve taşındık. Bir kez daha! Son altı senede 3. kere! Sebebini tahmin edersiniz belki. Leyla’nın odasının karşısındaki baz binası ile mücadelemiz sonuç vermedi. Doğumla edinilen anayasal haklara sahip olamayan ortalama bir Türkiye insanı olarak bazı kaldırtamadık. Mecburen kendimizi kaldırdık oradan. Bütçemizi belinin ortasından kıran masraflarla tabii ki.

Taşınmak bu yaşlardaki çocuklar için önemli bir olay. Alıştıkları düzeni kaybedeceklerinden korkuyorlar. Bütün süreçte içimden gelen doğrularla hareket ettim. Yeni eve bakacağım ilk gün onu da götürdüm. Ve sonraki ölçü alma vesaire fasıllarının hepsinde benimle birlikte geldi. İlk, onun odasını planladık. “Her şeyim pembe olsun” buyurdu hanımefendi. Duvar rengini kendisi seçti. Odasına dolap almak gerekiyordu, pembe kapakları görünce havalara uçtu. Eve daha taşınmamışken orada vakit geçirip hayaller kurduk. Salona koyduğum dev bir döşek ve minderlerde kudurduk. Minik masasını ve iskemlelerini bir pazar günü birlikte taşıdık. O gün bir de en sevdiği yemekten sipariş verdik, daha taşınmadan yeni evin keyfini tattı.

Taşındıktan sonra ufak tefek sorunlar yaşamadık dersem yalan olur. Maalesef itiraf etmem gerek, bayramdan beri Laylu’yla geçirdiğimiz kaliteli vakitler gerçekten çok az. Kızım da yemek, uyku faslı ve sabah uyanmalarında işkence yaparak öcünü alıyor sağolsun. Sakin durmam lazım, o daha çocuk, diyorum. Fakat bir sürü limitinin sonuna yaklaşmış anne olarak arada deliriyorum.

Uyku düzeninde ben kaşındım aslında… Evin tamamıyla birlikte Laylu’nun odası da kolilerden girilmez olduğu için ilk gece benim yatağımda yattı. Sonraki günler koli hareketlerine paralel, kendi odasıyla benimki arasında gitti geldi. Etraf boşalıp odasına taşınınca kriz çıktı. “Kendi yatağımı hiç sevmiyorum, hem seninki daha yumuşak, ayrıca ben bu evde korkuyorum” gerekçeleriyle. Sakin sakin anlattığım ikna yollarıyla başlayıp benim başka bir insana dönüşmemle biten uyuma krizlerinin üstesinden 3-4 günde geldik neyse ki.

İki haftadır bol bol yeni eve, yeni hayata ve taşınmaya dair bir sürü şey anlatıyorum. Birlikte çok oyun oynayamasak da ben iş yaparken mutlaka yanımda takılıyor. Ve onu dinliyorum. Dinlemek önemli! En kel alaka cümlenin arasında öyle bir duygu ifadesi çıkabiliyor ki! Yiyorsa kayıtsız kalın!

Sonuç; bir taşınmayı daha kazasız belasız atlattık diye düşünüyorum. Onu bu değişikliğe hazırladım, son dakika golü atmadan sürece katılmasını sağladım ve odasına dair kararlar vermesini destekledim. Uzmanı büyük ihtimalle, “taşınmasaydınız daha iyiydi” der ama n’apalım, durum bu…