Zamane çocuğunun zaman ikilemi

Haftada 7 gün, günde 24 saat varken, anne-baba ayrıyken, bu çocuklar neyi / ne zaman / nasıl / kiminle yapacak?

İstatistiklere bakalım: Evliliklerin nerdeyse yüzde 50’si boşanma ile sonuçlanıyor. 

Gelin bunu, bu evliliklerden –ya da beraberliklerden- olma çocuklara adapte edelim: 2 ev, 2 oda, 2 hayat ve “bir tık” ötesi: Ayrı ayrı vakit geçirilmesi gereken, ayrı ilgi bekleyen 2 insan: 1 anne ve 1 baba. 

Onların, aynı soruları, aynı sohbetleri “Groundhog Day” filmindeki gibi duble yaşayan çocukları.

Üzerine kat çıkalım: Bunlar yapılırken ebeveyn ve çocuğun kaliteli vakit geçirmesi ihtiyacı.

Bir kat daha: Çocuğun hafta sonunda kültür, spor ve okul dışı sosyalleşme ihtiyaçlarının doyurulması ihtiyacı.

Nereye geliyorum, anladınız belki.

Haftada 7 gün, günde 24 saat varken, anne-baba ayrıyken, bu çocuklar neyi / ne zaman / nasıl / kiminle yapacak? Nasıl olacak da her şeye vakit yetecek ve herkes mutlu olacak?

Gelin “hafta içi modülü” ekleyerek denklemi biraz daha zorlaştıralım: Her gün sabahın köründe söylenerek okula giden ve akşamüzeri yorgun argın eve gelen çocuk. İşten, çocuğundan sonra gelen ebeveyn. Çocuğun dinlenme ve kendine gelme ihtiyacı, oyun, ödev, banyo, yemek faslı hangi zamanlamada yapılmalı? Annenin iş stresini üzerinden atması için ne kadar süre gerekli?

Hani bir hikaye vardır; bir vazonun içine hayatın iş, aşk, aile gibi farklı parçalarını temsilen taş, kum ve suyu hiç boşluk bırakmadan doldurmaya dair. Önce büyük taşları koyarsınız, sonra kumu, en sonda da su gelip tüm boşlukları doldurur. İşte bizim durumda hangi öğe neyi temsil ediyor, daha onu bile çözemiyorum ben. Aile mi önde, okul mu? İş mi öncelikli, çocuğun sosyalleşmesi mi? Bir sürü şey yapması mı, bana doyması mı?

Bizim evde hayat altıbuçuk civarı başlıyor. Sabahları birlikte geçirdiğimiz vakit yarım saat- hem de ennn kalitesizinden! Laylu okuldan beşte geliyor, ben altıya doğru. Ben gelene kadar banyosunu yapıyor, vakit kalmışsa azıcık oynuyor. Beş-10 dakika falan! Altıda yemek yiyoruz, sofradan kalkması 45 dakika falan sürüyor cadının. Yemek sonrası 15 dakika kadar daha oyun veya televizyon; yedide yatmaya hazırlanıyor. Yedibuçukta yatağa girmiş oluyor. Elde ne var: 1,5 saat. İçinde taş çatlasa yarım saati “kaliteli zaman.”

Hafta sonuna bakalım: Laylu cuma akşamları babasına gidiyor, pazar sabahı alıyorum. Jimnastik, öğle yemeği, tiyatro-müze-sinema benzeri bir sosyalleşme sonrası haldır haldır eve koşturup banyo ve ödev faslına giriyoruz. Cumartesi benimle olsa daha fena, çünkü ben yarım gün çalışıyorum. Spora gitmek yerine benimle ofise tıkılmak zorunda kalıyor. Vicdan azabı…

Ben bunun için mi doğurdum bu çocuğu? Her gün en iyi ihtimalle 2 saat görebilmek için mi? Sürekli bir şeylere yetişmek, hazır kalıpların içinde tornadan çıkmış gibi disipline edilmek için mi? Şüpheliyim… Bazen çocuk mu yetiştiriyoruz, at mı “kırıyoruz” anlamıyorum. Hiçbir şeye vakit yoksa ve her saatleri planlıysa, bu çocuklar nasıl birer özgür ruh olacaklar?

Tek dertli ben değilim. Bir sürü arkadaşım böyle hissediyor. Daha iki gün önce eski bir dostumla, bir bekar babayla karşılıklı dert yandık. Okul düzeni ve yapılması gereken faaliyetlerin üzerine anne-baba paylaşımları eklenince, çocukla bırak kalitelisini, sakin bir vakit geçirmeye imkan yok, diyordu.  Ki bu günlerin daha ergenliği var, Teog’u var…

Bu sistem yanlış.

Sadece ayrı ebeveyn olmaktan öte bir durum bu.

Okul saatleri fazla uzun. Kısa bir süre öncesine kadar, “Okulda ne kadar uzun kalırsa o kadar iyi” derken, artık “Okul benim zamanındaki gibi yarım günden biraz daha uzun olsa, akşamüzerini evde geçirse daha mı iyi” diye düşünmeye başladım. Üçte falan evde olsa keşke. Bizim kriterlerimizi karşılayan eğitim kurumları arasında öyle bir okul yok gerçi. Hadi bunu göz ardı ettik diyelim, bu sefer de birilerine muhtaçsınız. Anneanne-babaanne-dede ve bakıcı farz. Ya da çalışmayan anne olacaksınız. (olacağım-olacaksın-olacak- MI?)

Son zamanlarda pazar günlerine hiç program yapmamaya başladım. Laylu’ya soruyorum ne yapmak istediğini. Çok özel bir gösteri falan yoksa çoğu gün evde, mahallede boş boş takılıyoruz. Saate bakmıyoruz, canımız nereye isterse oraya gidiyoruz. Ruhumuz, yavaşlayan bedenimize ancak yetişiyor.

Bu düzeni değiştirmek lazım. Ama itiraf ediyorum, nereden başlamak gerektiğini bilmiyorum. Hani, ev okula uzak falan gibi tercihlerden kaynaklı bir mağduriyet değil bu. Böyle geçsin kayda.