Ağaçlar ayakta ölür

Mehmet Ali Birand hakkında söylenecek çok şey var...

Mehmet Ali Birand hakkında söylenecek çok şey var.

Uluslararası standartlarda çok iyi bir gazeteciydi. Mesleğimizin duayeniydi.

Okuldu o… Türkiye’de gazeteciliği dünyaya açtı.

32. Gün’le her hafta dışımızda bir dünya olduğunu hatırlattı bizlere, inat ve ısrarla başka hayatları getirdi önümüze. Solo çalmaya, haber atlatmaya bayılırdı… Ama aynı zamanda takım oyununa inanırdı.

Çok sayıda öğrenci yetiştirdi. Ama söz konusu haberse babasını bile tanımazdı… 

Ne askeri takardı, ne de iktidarları. Bu yüzden yapabildi kimsenin cesaret edemediği onca programı…

Bu yüzden yazabildi herkesin titrediği dönemde orduyu titreten kitapları. En sorulamaz denilen soruları da sordu…

En basit hataları da yaptı. Dürüsttü, samimiydi.

Devlet başkanlarının karşısında ayak ayak üstüne attı. Ekranın karşısına geçip kendisiyle dalga da geçti.

Çocuk gibiydi…

Hem muzip, hem masum. Her daim neşeli…

Hiç bitmeyen bir enerjisi vardı.

Oğluna, çok sevdiği eşine ve işine aşıktı.

‘Ağaçlar ayakta ölür’ derler… Mehmet Ali Birand mesleğimizin çınarıydı.

Çınarlar kolay yetişmez… Kolay kolay da devrilmez…

Devrilmedi Birand… Ne fırtınalar yaşadı.

Ne sarsıntılar geçirdi. En son amansız bir kanseri yendi.

Ama dayanamadı kalbi, çok yoruldu.

Bir çınar gibi ayakta kaldı…

Bir çınar gibi ayakta öldü.

Ölüm hak…

Bir çınar gibi Hakka yürüdü…

Yolun açık, ruhun şad olsun sevgili Mehmet Abi…