AK Partili direnişçiden Başbakan'a: Provokatörler çevrenizde

Başbakan'ı seven ve hep ona oy veren bir AK Partili genç neden direnişçi oldu?
AK Partili direnişçiden Başbakan'a: Provokatörler çevrenizde

Başbakan Vekili sıfatıyla Bülent Arınç protestoculardan resmen özür diledi.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Gezi Parkı’nda başlayan ve tüm Türkiye’ye yayılan protesto gösterilerinden sonra “Mesaj alındı” dedi.
Fakat Başbakan Tayyip Erdoğan önceki gün Gül’ün açıklaması sorulunca “Mesajın içeriğinde ne var bilmiyorum” dedi.
Başbakan karşıtlarını dinlemez, bunu çok iyi biliyoruz.
Ama kendi tabanına kulak verir...
Bu yüzden hazır sağduyulu açıklamalar arka arkaya gelirken bugün köşemi kendisini ‘AK Partili bir direnişçi’ olarak tanımlayan Bülent Peker’in kaleme aldığı, Başbakan’a hitaben yazılmış, fotoroman tadında mektuba bırakıyorum.
Yaşananları anlamak için sadece Başbakan değil, AK Partili ya da değil herkesin bu hayli samimi ve mizah dolu mektubu okumasını öneririm.
Başbakan’ı seven ve hep ona oy veren bir AK Partili genç neden direnişçi oldu?
Buyurun...

Biz kimdik, ne olduk?

“Sayın Başbakanım,
Mektubumdaki başlığın mahiyetine bakarak olur da hakkımda ‘provokatör’ yaftası yapıştırmayasınız diye derdimi anlatmadan önce kendimden bahsetmek zorundayım ne yazık ki…
33 yaşında, uluslararası ilişkiler ve siyaset tahsili yapmış, iki yabancı dil bilen, teknoloji dahil dünyadaki tüm gelişmeleri yakından takip eden, hayatının 3’te 1’ini 30’a yakın ülkeyi gezerek ve yaşayarak geçirmiş, aslen Karadenizli ve Gürcü kökenli ama aslanlar gibi bir Türk evladıyım…
Genç yaşıma rağmen ülkem daha 2023 hedefiyle tanışmadan yıllar önce kuşun uçmadığı kervanın geçmediği Pakistan-Afganistan sınırlarında ticaret yaparak bayrağımızı gururla taşımış, bugün hâlâ bu birikim ve deneyimle iş yapmaya çalışan gururlu bir Türk girişimcisiyim.
Beş vakit namazında ve niyazında olan annem ve babam dahil ailemin hiçbir ferdi bugüne kadar hiçbir yasadışı oluşum, toplantı, gösteri vb eylemler içerisinde yer almamış, var gücüyle vatanı ve milleti için çalışmış - yani özetle ötekileştirebileceğiniz hiçbir sosyolojik, ekonomik ve siyasal bir gruba ait olmayan - standart bir Türk aile yapısına mensubum.
Bütün bu söylediklerimi emriniz altında çalışan istihbarat teşkilatımıza teyit ettirebileceğiniz gibi, buna hiç ihtiyaç dahi duymadan -bugün tam bir baş belası olduğunu söylediğiniz- sosyal medyadaki Twitter hesabımdan yıllardır yazdıklarıma ve paylaştıklarıma bakarak da rahatlıkla anlayabilirsiniz… (@bulent_peker)
Bu hikâyenin sıkıcı kısmı… Sizi ilgilendiren tarafı bundan sonrası…
Sayın Başbakanım, bilmenizi isterim ki; iktidara geldiğiniz ilk günden bu yana bir seçmen ve destekçiniz olarak partinizin yanında yer aldım. Oy kullandığım bütün seçimlerde Ak Parti’ye oy verdim. Ak Parti’ye ait yerel yönetimlerin ulusal ve uluslararası ölçekteki projelerine danışmanlık yaptım. Siz, 28 Şubat, askeri vesayet, baş örtüsü, özgürlükler, Mavi Marmara, Ergenekon, Anayasa ve en nihayetinde çözüm süreci gibi onlarca konuyu savunurken aklım ve ilmim yettiğince sizi savundum ve destekledim. O meşhur balkon konuşmanızı gözlerim dolu ve mağrur bir şekilde dinledim. Etrafıma dinlettim.
Biz, hayatımızın baharında yerleşik düzenle mücadele etmeyi, yapılan tüm haksızlıklara ve taşkınlıklara rağmen sabırla direnmeyi, her ırktan, görüşten, milliyetten insanı dinlemeyi öğrendik. Kefeni giyip çıktım dediğiniz yolda gencecik bedenlerimizi, akıllarımızı ve ruhlarımızı size emanet ettik. Eğitimi, ahlakı, kültürü, vicdanı ve tüm insani birikimi ile olsa olsa bu memleketin geleceği bizler idik. Öyle gördük, öyle bildik, öyle inandık… Şimdi ne oldu da bir avuç provakotör, darbeci, çapulcu olduk?
İşte bu bizim hikâyemiz… Sayın Başbakanım. Önce ‘biz’ değildik… Onlar vardı… Bir hafta önce başladı her şey. Önce birkaç görüntü ilişti gözüme televizyonlarda. Yukarıda Allah var, ‘Önemsemedim’. “Tevekkeli zeki insanlar ama bunların da hayatı muhalefet be” dedim, geçtim…
‘Gerçi siz Twitter başa bela dediniz ama biz sizi, cumhurbaşkanımızı ve hatta Melih Gökçek’i bile hep oralardan takip ettik bugüne kadar… Bir gece yarısı ansızın Gezi Parkı’na giren kolluk kuvvetlerimizin nefretine ve şiddetine tanık olduk ekranlarda. Ortalığı nasıl dağıttıklarını, çadırları nasıl yaktıklarını, bilmem kaç bar basınçla insanların kafasına nasıl su sıktıklarını izledik. Üzüldük…

Ya kardeşim olsaydı?
Ben bunlara bakarken, memlekette olan eli öpülesi anam aradı telefondan. İstanbul’a gittiğimi biliyordu. Dikkatli olmamı salık verdi. Dua edip kapattı. Bir resimlere baktım, bir de kendime… Düşündüm… Dedim, ya bu kızcağız benim kardeşim olsaydı..?
Ve bir kardeşimiz daha ilişti gözüme… Memlekette adam kalmamış gibi sanki, dikilip tek başına bir TOMA’nın karşısında göğsünü siper eden… Büyüklerimden öğrenmiştim. Parayla “imanın” kimde olduğu bilinmez diye. Sizce de öyle değil mi Sayın Başbakanım? (Bilmenizi isterim ki; ben bundan sonra katıldım bu direnişe…)
Hani hep diyorlar ya bunların derdi üç beş ağaç değil diye… Doğrudur, ne yalan söyleyeyim. Karadeniz’in yeşilliklerinde büyümüş, yeşile doymuş bir evlat olarak doğa için canımız feda ama soruyorum size ‘insan’ olmadıktan sonra, doğa neye yarar?
Siz yanlış biliyorsunuz Sayın Başbakanım… Biz eli kanlı şuursuzlar değiliz… Gezi Parkı’ndaki barakaları, kamu mallarını yakanlar bizler değiliz… Maşa ve piyon HİÇ değiliz…
Biz on binlerce olsak da polisini her fitneden sakınan bir milletiz… Mizacımız biraz ‘kaba ve sert’ de olsa kurallarımız var… Birlikte yaşamak nedir iyi biliriz… Yardımseveriz… Merhametliyiz… Özetle biz; bu ülkenin düşünen, okuyan, üreten sağduyulu evlatlarıyız. Ülkemiz ve milletimiz kadar özgürlüğüne düşkün, hakkını aramasını bilen, aslında apolitik yetişmiş ama yeri geldiğinde politikanın âlâsını yapabilen fikri genç, kimliği genç beyinleriyiz.
Biz; Ak Parti, CHP, MHP, BDP, TKP, İP değiliz. Biz apolitik yetişmiş bir neslin yine apolitik kitleleriyiz. Örgüt değiliz, örgütlü de değiliz. Şiddet ve provokasyon taraftarı şerefsizlerden hiç değiliz. İlla bir provokatör görmek istiyorsanız lütfen önce kendi çevrenizden başlayınız.
Bizlerin arkasına geçmiş provokatif tipler olamaz mı? Elbette olabilir. Ama siz de iyi bilirsiniz ki; bir devlet kendi halkının arkasını kollamadığı zaman o halkın arkasına geçen çok olur. Gençliğimiz sizi yanıltmasın, biz elimizde telefonlar, kucağımızda laptop’larla ‘pasif ve barışçıl direnişi’ ve ‘orantısız zekâ kullanımını’ benimsemiş, ‘teknolojik devrimi’ yaşamış yeni jenerasyonuz. Biz; yeri geldiğinde kendiyle dalga geçen, en sıkıntılı zamanlarda bile gülümsemesini bilen, gündüz ekmek parası peşinde ama iş çıkışı davasını gütmeye gidenleriz. Şiddet anlamında değil ama duygusal dünya olarak bizler dengesiz tipleriz vesselam. Duygularımız patlamayagörsün yeter ki…
Sayın Başbakanım. Biz sadece demokratik hakkımızı kullanıyor ve iletişim kurmak istiyoruz. Dinlenmek, anlaşılmak ve saygı duyulmak istiyoruz. Derdimiz, meselemiz sizin istifanız değil. Haa ben bu ülke için faydalıyım, ille de ben olacağım diyorsanız o zaman biz de ‘Balkon konuşmasındaki Recep Tayyip Erdoğan’ı istiyoruz, bugün bize sunulanı değil. Bir sürü danışmanınız varken, ne yapmanız gerektiği konusunda bizden size tavsiye vermek düşmez Sayın Başbakanım. Ama illa somut bir şey söylememizi isterseniz, size yine sizin kullandığınız bir cümleyle cevap verelim. ‘Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı…’ Bilmem anlatabildim mi? Saygılarımla.
(Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı / Gezi Parkı Direnişçisi )