Allah karışmıyor mahkemelere ne oluyor?­

Hani ifade özgürlüğü sadece hoşa giden, zararsız, tepki yaratmaz fikirler için değildi?
Allah karışmıyor mahkemelere ne oluyor?­

Geçen ay Ankara’da ‘Türkiye’de İfade Özgürlüğü’ başlıklı çok önemli bir toplantı yapıldı.

Toplantının açılış konuşmasını yapan Adalet Bakanı Sadullah Ergin aynen şunları söyledi:

“Hoşa gitmeyen, rahatsızlık veren, hatta şoke eden fikirlerin, en az zararsız ve etkisiz gibi görülen, makul ve makbul sayılan fikirler kadar hoşgörüyle karşılanması gerekir.”

Ergin’den sonra kürsüye çıkan Yargıtay Başkanı Ali Alkan devam etti:

“İfade özgürlüğü sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız görülen veya ilgilenmeye değmez bulunan haber ve düşünceler için değil aynı zamanda aleyhte olan, çarpıcı gelen ve rahatsız eden düşünceler için de uygulanmalıdır. Bunlar, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleri olup, bunlar olmaksızın demokratik toplum olmaz.”

* * *

Aslına bakarsanız hem Adalet Bakanı hem de Yargıtay Başkanı’nın sözleri birebir ‘Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) içtihatları.
Çünkü ifade özgürlüğünün sınırları konusunda AİHM kararları çok net…

Bir, “İfade özgürlüğü, sadece hoşa giden veya zararsız ya da tepki yaratmaz sayılan haberler veya fikirler için değildir.”

İki, “Düşünce açıklama özgürlüğü devlete veya halkın bir kısmına ters düşen, rahatsızlık veren, inciten, hatta şoke edenler için de geçerlidir.”

Üç, “Çoğulculuk, hoşgörü ve yeniliğe kucak açma bunu gerektirir ve bunlar olmadan demokratik toplum olmaz.”

* * *

Peki AİHM içtihatları bu kadar netken Adalet Bakanı ve Yargıtay Başkanı daha bir ay önce ifade özgürlüğünün sınırlarını AİHM’ye yaslanarak anlatırken İstanbul 19. Sulh Ceza Mahkemesi hangi akla hizmet Fazıl Say’a sosyal paylaşım sitesinde başkalarından alıntı yaptı diye 10 ay hapis cezası verdi?

Buyurun hâkimin kararını aynen aktarıyorum:

“Sanığın eylemi sabit olup suçun işleniş şekli, sanığın kastı, suç işlemesindeki ısrarı, suçun işlendiği zaman ve yeri, sanığın güttüğü amaç ve saiki nazara alınarak halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama suçundan hapisle cezalandırılmasına karar verildi...”

‘Sanığın eylemi!

Suçun işleniş şekli!

Suç işlemesindeki ısrarı!

Suçun işlendiği zaman ve yer!

Sanığın güttüğü amaç ve saikı!’

* * *

Akıl alır gibi değil. Gören de mesaj değil bomba atmış sanır!

Hani ifade özgürlüğü sadece hoşa giden, zararsız, tepki yaratmaz fikirler için değildi?

Hani rahatsızlık veren, devlete ve halkın inançlarına ters düşen, inciten, hatta şoke eden fikirler de özgürce ifade edilebilirdi?

Hani 2004 yılında anayasanın 90’ıncı maddesinde yapılan değişiklikle temel hak ve özgürlükleri ilgilendiren başlıklar söz konusu olduğunda,
uluslararası sözleşmelerin ulusal yasaların üzerine çıkacağı hükmü getirilmişti?

Hani TCK 216 AB reform paketleri çerçevesinde 2006 yılında geri değil ileri demokrasi için değiştirilmişti?

Hani Türkiye artık vatandaşlarını, sanatçılarını ifade hürriyetinden dolayı yargılayan bir ülke olmaktan çıkmıştı?

* * *

Fazıl Say Twitter hesabından Ömer Hayyam’a ait olduğu iddia edilen “Irmaklarından şaraplar akacak diyorsun, cennet-i âlâ meyhane midir/Her mümine 2 huri vereceğim diyorsun cennet-i âlâ kerhane midir. Bilmem fark ettiniz mi nerede yavşak, adi, magazinci, hırsız, şaklaban varsa hepsi Allahçı” bu ve benzeri mesajları paylaşmıştı.

Bunun üzerine birileri harekete geçmiş ve demokrasi tarihimize yeni bir ‘kara leke’ olarak geçecek süreç böylece başlamıştı.

Fazıl Say’ın attığı tweetler rahatsız edici, incitici hatta şoke edici olabilir.

Birileri çok samimi bir biçimde incinmiş, üzülmüş olabilir.

Ne yalan söyleyeyim ben bu sözleri okuduğumda dinim ya da inancım adına değil Fazıl Say ayarında önemli bir sanatçının düştüğü seviyeye üzüldüm.

Ama bugün üzülmemiz gereken Türkiye’de ifade hürriyetinin seviyesi.

Yargı yoluyla Türkiye’de demokrasinin düşürüldüğü durum!

İki şeyi birbirinden ayırmak niye bu kadar zor.

Fazıl Say’ın retweet ettiği mesajların içeriğine kızmak, demokratik yoldan tepki koymak başka bir şey onu rahatsız edici mesajlar attı diye önce mahkeme karşısına çıkarıp sonra da 10 ay hapse mahkûm etmek başka.

Birincisi rahatsız edici bile olsa demokratik tepki…

İkincisi ise ifade hürriyeti açısından Türkiye’de demokrasinin yargı eliyle tüketilişi.

Toplum tarafından benimsenen bir fikrin/inancın yasalarla korunmaya ihtiyacı yok.

Hele de söz konusu dinse.

Allah karışmıyor kimin ne söylediğine, mahkemelere ne oluyor?

Korunması gereken tek bir din ya da fikir değil, farklı fikirler.

Yüzyılın başında Almanya’da çağdaşlarına nasıl sesleniyordu Rosa Luxemburg: “Özgürlük daima farklı düşünenlerin özgürlüğüdür.”