Ankara neden iyimser, ben neden kötümserim!

Kâğıt üstünde her şey iyi görünüyor. Ama yine de taraflar risklerin farkında. Bu yüzden de kimse temkini elden bırakmak istemiyor.
Ankara neden iyimser, ben neden kötümserim!

PKK bu yıl silah bırakabilir mi?

Ankara’da ‘temkinli’ bir iyimserlik var. Hem hükümet cephesinde hem de BDP kanadında.

Herkes temkinli çünkü daha önce çok iyi niyetle çok deneme oldu hepsi de sonuçsuz kaldı.

Özellikle Oslo görüşmeleri hükümetin ağzında ‘acı bir tat’ bıraktı.

Bu yüzden hiç kimse “Bu iş oldu bitti” havası yaymak istemiyor.

Tam tersi; hükümet, bu kez yoğurdu üfleyerek yemeyi tercih ediyor.

İki anlaşılır sebeple…

Bir, gereksiz beklenti yaratmama kaygısı.

İki, sorunun çok katmanlı ve çok aktörlü olması.

* * *

Peki o zaman 2013’te barış umutlarını yeşerten süreçte yeni olan ne?

Devlet, sürecin merkezine en önemli aktör olarak Abdullah Öcalan’ı koydu.

Daha önceki müzakerelerde de Öcalan önemli bir aktördü ama bu kadar merkezi bir rolü yoktu. Sürecin bir kez daha PKK içindeki güç mücadelesine kurban gitmesini istemediği için hükümet Öcalan’ın örgüt üzerindeki liderliğini pekiştirecek adımları özenle attı.

Açlık grevlerinin Öcalan’ın bir sözüyle son bulması bu sürecin bir parçasıydı.

MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Öcalan ile uzun bir görüşme trafiğine yayılmış karşılıklı bir güven ilişkisi kurdu ve tüm bu görüşmeler sonucunda PKK’nın silah bırakmasıyla sonuçlanacak çok kapsamlı bir yol haritası çıkardı.

Süreci pişiren bizzat MİT Müsteşarı Hakan Fidan oldu ama her defasında atılacak adımlar MGK’da onaylandı.
Böylece süreç bir kurum veya kişinin üzerine değil devlete mal edildi.

Başbakan Erdoğan, PKK ve BDP’ye dair en sert açıklamaları yaparken bile İmralı’ya yani Öcalan’ın varlığına ve rolüne ilişkin özenli bir dil kullandı.

Bu da Öcalan’la müzakere süreci yürüten Fidan’ın elini güçlendirdi.

* * *  

Müzakerelerin amacı çok net.

Bir yanda ‘Kürt Sorunu’nun çözümüne dönük somut adımlar diğer yanda PKK’nın silah bırakmasıyla sonuçlanacak bir yol haritası.

Hükümet, ikisini birbirinden ayrı götürmek istiyor ama; bu, o kadar kolay görünmüyor.

En kritik konuların başında af var.

En son Talabani Başbakan Erdoğan’a “Eğer genel bir af çıkarsa ve Kürtlerin talepleri yeni anayasada güvenceye alınırsa PKK silah bırakmaya hazır” demişti.

Talabani’nin Hasan Cemal’e anlattığına göre Erdoğan “Bu koşullarda genel af olmaz” demiş.

İçerde binlerce KCK tutuklusu varken ve hükümet genel affa sıcak bakmazken bu sorun nasıl çözülecek?

Ankara’da Adalet Bakanlığı aylardır adeta bir mühendislik çalışması yapıyor. İlk aşamada çözüm yeni yargı paketi ile gelecek.

Her önüne geleni terörist kapsamına sokan düzenlemeler yeni pakette birbir ayıklandı.

Yeni yargı paketi geçer geçmez KCK ve Ergenekon dahil birçok davada uzun ve gereksiz tutuklama halinin ortadan kalktığını göreceğiz.

Hükümet, bu adımla taraflar arasında yeniden bir güven ilişkisinin doğmasını amaçlıyor. Sadece Kürtlerin değil Ergenekon davasında yaşanacak tahliyelerle ulusalcıların da yapılan düzenlemeye karşı çıkması engellenecek.

Hem de genel af gibi çok tartışmalı bir yola girmeden.

Anayasal sorunlar zaten BDP’nin de dahil olduğu komisyonun önünde ve iki taraf da birbirinin beklentisini çok iyi biliyor. Etnik tanımlandırmadan arındırılmış bir anayasa Kürtlerin kabulü. Yani illa yeni anayasada Kürtlere atıf yapmak gerekmiyor. Kucaklayıcı bir vatandaşlık tanımı herkesin ihtiyacını karşılıyor.

* * *

Bu iklimde Öcalan’ın kendisini ziyarete gelecek bir heyete silahların bırakılmasıyla sonuçlanacak yol haritasını açıklaması planlanıyor. Bu görüşme her an olabilir…

Heyette yer alacak isimler belli ama şimdilik spekülasyon olsun istenmiyor.

Öcalan hem BDP’ye hem Kandil’e hem de Avrupa Kürtlerine bu sorunun artık silah değil siyasetle çözümlenmesi gerektiğine dair çok net mesajlar verecek.

Tıpkı 1999’da tutuklandıktan sonra yaptığı gibi silah bırakma sürecinde öncü bir rol oynayacak.

Bu mesajlar onu Türkiye kamuoyunda da farklı bir konuma taşıyacak.

Öcalan’ın konumu ve genel af işte bu noktadan sonra yani silahların bırakılacağına dair somut adımların atıldığı bir ortamda gündeme gelecek.

Bir de bu defa hükümet şeffaf gitmekten yana.

Öcalan’ın siyasi bir heyetle çok yakında yapacağı görüşme kamuoyu ile hemen paylaşılacak. Sürece kamuoyunun da dahil edilip sahip çıkması sağlanacak.

Kâğıt üstünde her şey iyi görünüyor.

Ama yine de taraflar risklerin farkında…

Bu yüzden de kimse temkini elden bırakmak istemiyor.

Tüm bu anlatılanlara rağmen ben şahsen pek iyimser değilim.

Çünkü 2013 zor bir yıl ve her şey fazlasıyla pamuk ipliğine bağlı.

Ama Ankara’nın havası bu.

Ankara’da 2013 temkinli bir iyimserlik yılı olarak görülüyor.

Ya da birileri öyle görmemizi istiyor!

Görelim Mevlam neyler…