Atatürk devlet katından şimdi halka indi!

Atatürk'ün manevi mirası ve kimliği üzerinden ortaya çıkan çok katmanlı sevgi seli Türkiye'nin geleceğini de ilgilendiriyor.

Çok mu iddialı oldu başlık?..
Bence değil...
Aksine, geç bile kaldık...
Dün Genelkurmay Başkanlığı açıkladı...
Ölümünün 75. yılında cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü anmak için Anıtkabir’e giden ziyaretçi sayısı 1 milyonu aşmış.
Tam rakam; 1 milyon
89 bin 615.
Oysa geçen yıl 10 Kasım’da Anıtkabir’e giden ziyaretçi sayısı 413 bin, yani bu yıl gerçekleşen katılımın neredeyse üçte biri.

* * *

Ayrıca bu sevgi gösterisi sadece Anıtkabir’le de sınırlı değil.
Yıllarca yukarıdan aşağıya empoze edilen ve daha çok devletin ‘baskıcı-otoriter’ yüzünü sembolize eden Atatürkçülük ya da Kemalizm ideolojisi ile de sınırlı değil.
Öyle ki bu yeni durum dünya basınının da dikkatini çekmiş.
Dün İngiliz Guardian gazetesi ölümünün 75. yılında ‘Atatürk modern Türkiye’de nasıl yaşıyor’ başlıklı bir fotoğraf galerisi yapmış.
Rekor ziyaretin yanı sıra o fotoğraflar da Atatürk’ün artık devletin değil ‘halkın sevgilisi’ olduğunu açıkça gösteriyor.
Berber dükkânından inşaat alanına...
Tarladan manava...
Halı fabrikasından kahvehanelere...
Madenden hastaneye, sakallıdan küpeliye, başörtülüden başı açığa, Türk’ten Kürt’e uzanan her türlü etnik ve dini kimliği, ideolojileri aşan çok katmanlı bir Atatürk sevgisi bu... 

Farklı bir 10 Kasım


* * *

“Eskiden de vardı bu sevgi” diyebilirsiniz...
Evet, vardı ama hem bu oranda değildi hem de bu şekilde değildi.
Ne ‘Cumhuriyet Mitingleri’ ne askeri vesayet ne de devletin hamasi nutukları Atatürk’ü bu halka bu kadar sevdirebilmişti.
Elbette içinde dogmatik olanlar da askeri vesayet özlemiyle yaşayanlar da var...
Am bu kez daha sivil, daha samimi, daha katmanlı ve daha tabandan...
O zaman şu soruyu artık yüksek sesle sormamız
gerekiyor:
Ne oldu? Ne değişti?
Benim iki cevabım var.
Bir, devletin soğuk ve baskıcı yüzü çekilince aradan muhafazakârı, milliyetçisi, dindarı, laiki, her kesimden insan yani halk kendi Atatürk’ü ile baş başa kaldı.
İki, yaşam tarzı tartışmaları Atatürk’ün bıraktığı mirasın daha iyi anlaşılmasını sağladı.

* * *

Onu hâlâ ‘sığınacak liman’ olarak gören de var, “Kıymetini bilemedik” diyen de.
Ama bir de onu ve mirasını daha iyi anlama çabası içinde olanlar var.
Bu yüzden bence bu soruya inkâr ve kutsama sarmalına kapılmadan, hamasi nutuklar atmadan, sosyoloğundan psikoloğuna, siyasetçisinden sivil toplum kuruluşuna hepimizin sağlıklı cevaplar bulması gerekiyor.
Çünkü Atatürk’ün manevi mirası ve kimliği üzerinden ortaya çıkan bu çok katmanlı sevgi seli Türkiye’nin geçmişi kadar geleceğini de ilgilendiriyor.
Yanlışları kadar doğrularına da ışık tutuyor.
Evet, ne oldu?
Ne değişti?
Bugünden itibaren Radikal’de bu soruyu tartışmaya açıyoruz...
Evet, ne oldu, ne değişti?
Cevaplarınızı bekliyorum...