Beden soğuduğunda ölür mü insan?

Nurkan Çam'ın cesedinin o mezarlığa gömüldüğünü yıllar sonra öğrenen Ayten Öztürk anlatıyor...

Önceki gün sizlerle bir haber paylaştım.
Bir soru eşliğinde: "Babanın mezarında bir PKK’lı yatsa ne yapardın?" Bazı okurlar itiraz etti: "Bir PKK’lı değil başka bir insan yatsa ne yapardın?"
Haklılar.
Zaten yazımın amacı buydu.
Çünkü siyasetin diline bakarsanız ne tasada ne de kıvançta ortak olabiliyoruz. Mezarda bile insanlık ortak paydasında buluşamayanların ülkesiyiz sanki.
Oysa babalarının mezarında PKK’lıların gömülü olduğunu öğrenen ailenin itirazı yatanların kimliğine değil.
Kendilerine bilgi verilmeden aile mezarlıklarına bir başkasının gömülmüş olmasına.
Kim olsa bu sakil işleme itiraz eder. Kusur mezarlık müdürlüğünde.
Yıllarca önce çatışmada öldürülen 32 PKK’lıyı ailelerine bilgi vermeden gömüp sonra da o mezarları boşmuş gibi başkasına satmışlar.
Ailenin itirazı buna.
Peki ya hikâyenin diğer yüzü…
Onu da ablası Nurkan Çam’ın çatışmada öldürüldükten sonra cesedinin o mezarlığa gömüldüğünü yıllar sonra öğrenen Ayten Öztürk anlatıyor…
Her hikâyenin en az iki yüzü var.
İki tarafın da acısı ortak ve büyük.
Çözüm süreci her türlü eksikliğine rağmen bu yüzden kıymetli.
Hâlâ anlayamayanlar varsa buyurun bu da yıllarca görmezden geldiğimiz öteki yüzü…

Sayın EYÜP Can,
Bugünkü yazınızın taraflarından biri olarak bizi anlama çabanızı çok samimi buluyorum. Acılarımız ve önyargılarımızla yüzleşmenin özetini bir de bizim gözlerimizden görmeniz için yazıyorum size. 18 yıl ablam Nurkan Çam’ın giderken bana bıraktığı şiirle Konstantin Simonov’un 'Bekle Beni' şiiriyle beklemenin ne demek olduğunu anlatmalıyım size. Kimseler beklemezken beklemenin paslı tadıyla yaşamayı, her telefon çalışıyla irkilmenin 18 yıldır bir haber yoksa diye... eksiltili cümleler kurmayı, yıllarca tüm gazetelerin arşivlerini taramayı, ölü ele geçirilen gerilla haberlerindeki istatistiksel sayılardan birinin ablam olacağını düşünmeyi, savcılık savcılık dolaşıp parçalanmış bedenlere ait fotoğraflarda ablamı aramanın yıkımını, her fotoğrafta ruhumun kanamasını anlatmalıyım size...
Ya da acıyı tarif etmeliyim en yalın en insansı yönüyle...
Acı, 18 yıldır özlemle beklediğim ablamın savcılıkta ölüyken çekilmiş fotoğrafındaki açık gözlerini gördüğümde kanımın çekilmesi, yüreğimin ağırlığını taşıyamamamdı.
Mezarlıktaki kazıda kepçeden elbiseleri ile gömülen gerillaların kemikleri  etrafa saçıldığında annemin çığlığıydı acı…
Bir annenin bir babanın çocuklarının kemiklerini elleriyle toplamasıydı acı.
Annemin tabuttan aldığı ablamın gömülürken ayağında olan çorabı eve getirip 'Gül kokulu kızım eve geldi' demesiydi acı...
Bari bir mezarı olacak diye annemi avuturken boğazımda düğümlenendi acı… 
Ablam Nurkan Çam ve arkadaşları haberdeki gibi Divriği’de değil Kangal ilçesindeki çatışmada hayatlarını kaybettiler. Haberde bahsedildiği gibi morgda bekletilmediler. Alay komutanlığında cenazeleri yerlere atılıp kulakları kesilip gözleri oyuldu, kolları kopartıldı. Hâlâ doktor unvanı taşıyan bir doktor tarafından soyulup yerlere atılarak yapılmış otopsi raporunda gözlerin oyulması, kulakların kesilmesi önemsiz bir ayrıntı gibi rapor edildi. Hiçbir dinde hiçbir vicdanda kabul görmeyecek şekilde elbiseleri ile ayaklarında ayakkabıları ile gömüldüler.
İnsan düşünsel bir varlıktır Eyüp Bey; ablamın anıları hâlâ canlıyken yazdığı yazılar şiirler sımsıcakken kocaman gülüşü hâlâ duvarlarda asılıyken beden soğuduğunda ölür mü insan? Sorular sormak istiyorum Eyüp Bey…
Bu genç bedenlerin toprak altında olma nedenlerini sorgulayamayanlara, ölü bedenlerine yapılan işkenceyi her türlü hakareti meşrulaştıran vicdanlara sormak istiyorum. Bir insandan leş diye bahseden zihniyetleri ölünün kemiklerine bile tahammülsüzlüğü görün istiyorum. Ancak böyle yüzleşeceğiz acılarımız ile ancak böyle anlayacağız insanlığın bu topraklarda 30 yıldır her gün yeniden öldüğünü...
AYTEN ÖZTÜRK