Bu İngilizler krallığı neden devam ettiriyor?

Demokrasisi hayli gelişmiş ülkelerin sembolik de olsa krallıkla yönetilmesi hâlâ tuhaf gelir bana. Belki de gelirdi demem lazım.

Türk eğitim sisteminin tornasından geçmiş herkes gibi ben de öğrencilik yıllarımda ‘demokrasinin beşiği’ olarak tarif edilen İngiltere’nin neden hâlâ krallıkla yönetildiğini bir türlü anlayamazdım.
Ortaokulda inkılap tarihi hocamla yaptığım tartışmayı dün gibi hatırlıyorum...
Bize ha bire cumhuriyetin faziletleri, krallıkların sefaletini anlatıp duruyordu...
Cumhuriyet kategorik olarak iyi; saltanat ve krallık büyük bir felaket...
Çocuk aklımla bir gün dayanamayıp sordum...
“Hocam, Suudi Arabistan da krallık, İngiltere de. Ama ilki diktatörlük, diğeri demokrasi, bu nasıl oluyor?”
Önce soruyu duymamış gibi yaptı...
Israr edince ‘oluyor işte’ diyerek kestirip attı.

Allah’tan üniversitede Prof. Niyazi Öktem’den Siyasi Düşünceler Tarihi dersi aldım.
Rejimin adının ne olduğundan çok, içinin nasıl doldurulduğunu, anayasal monarşiden demokrasiye geçişin, bir ülkenin adı krallık bile olsa mümkün olduğunu Niyazi Hoca’dan bol bol dinledim.
Geleneğin önemini, illa da modernleşmeye ve demokratikleşmeye engel olmadığını Niyazi Hoca’nın analitik bakış açısıyla üniversite yıllarında öğrendim.
Fakat yine de ne zaman İngiltere’ye gitsem, kraliyet ailesiyle ilgili haber ve törenlere rastlasam ‘Bu İngilizler krallığı niye devam ettiriyor?’ diye kendi kendime sormadan duramam.
Geleneğin önemini kavrasam da bu çağda kraliyeti yaşatmanın ne işe yaradığını bir türlü anlayamam.

Ne de olsa alternatif her türlü rejimi baştan tu kaka ilan eden Türk eğitim sisteminin tornasından geçmişim.
İngiltere’den Hollanda’ya, Danimarka’dan İspanya’ya demokrasisi hayli gelişmiş ülkelerin sembolik de olsa krallıkla yönetilmesi hâlâ tuhaf gelir bana.
Belki de gelirdi demem lazım.
Çünkü önceki gün Timothy Garton Ash’in makalesini Radikal’de okuyunca bir an için o kadar da tuhaf olmayabileceğini fark ettim.
Avrupa’nın en önemli entelektüellerinden biri olarak kabul edilen tarihçi Ash, artık her hafta Guardian’la birlikte Radikal’de yazacak.
Tüm dünyanın merakla izlediği düğünü vesile edip yıllardır zihnimi kurcalayan soruyu Ash’e sordurttum...
Sağ olsun kırmadı ve hayli ufuk açıcı bir makale gönderdi.
Günlerdir İngiltere’de olup bitenleri benim gibi şaşkınlıkla izleyenler için çarpıcı bulduğum kısımları aktarıyorum.
İşte ‘Monarşi ve demokrasi neden olmasın?’ diyen o makale...

“Eğer işler böyle giderse genç çift, 2040 civarında Kral V. William ve Kraliçe Catherine olacak demektir. Bir sakıncası var mı? Teoride hayır, pratikte muhtemelen evet.
Eğer William ve Kate, akıllı uslu yaşarlarsa ve modernleştirilmiş, etkisi azaltılmış bir anayasal monarşinin gelişmesine katkıda bulunurlarsa böylesi muhtemel
alternatiflerden daha hayırlı olabilir. Avrupa’ya şöyle bir baktığımda, hepsi monarklara sahip İsveç,
Hollanda, Danimarka ve İspanya gibi ülkelerin, siyasetçilerin doğrudan veya dolaylı olarak devlet başkanlığına seçildiği ülkelerden daha kötü durumda olduğunu düşünmüyorum.
Yoksa siz Tony Blair’in devlet başkanı olarak ikamet ettiği bir Buckingham Sarayı’nı mı tercih ederdiniz? Dünya medyasının kraliyet düğünü için Londra’yı istila etmesiyle bir kez daha gördüğümüz üzere, bu tarih, bu efsane ve bu mistisizm, aynı zamanda Britanya’nın yumuşak gücüne ve turizm gelirine de önemli bir katkı sağlıyor.
Çin’e ihraç etmek için bir sürü BMW, Mercedes ve üretim aracı yapıyorsanız amenna. Britanya yapmıyor. Bunun yerine Kraliçe’si, William’ı ve Kate’i var. Anayasal bir monarşinin varlığı, demokratik işleyişi ciddi biçimde bozsaydı, herkese hayat hakkı tanıyan açık bir toplumu imkânsız kılsaydı ve ülkeyi hiyerarşi ve imtiyazın boğucu mazisine geri götürseydi, tarihten, şiirden ve yumuşak güçten mülhem bu argümanların bir karşılığı olması gerekirdi.
Britanya’nın siyasi sisteminde elbette sakıncalı antidemokratik unsurlar var; en başta da seçilmemişlerden oluşan Lordlar Kamarası. Ancak monarşi, bu unsurlar listesinde en son sıralarda yer alıyor. Seçilmemiş bir bireyin gücünden söz ediyorsak, medya imparatoru Rupert Murdoch, Britanya demokrasisi için kalıtsal devlet başkanımızdan daha büyük bir tehdit.
William ve Kate’in aklı varsa, modern bir Avrupa monarşisi için gerçek bir model olmayı hedeflerler. Aksi takdirde ya da Charles ve Camilla onlara izin vermezse, 2040 civarında (muhafazakâr İngiltere’de bile) artık miras alacakları bir taht ve taç kalmayabilir.”

.