Bu ülkenin gerçek sahibi kim?

Adeta milliyetçilik üzerinden erkek çocuklarına özgü sidik yarışı. Kim daha uzağa işerse ülkenin gerçek sahibi o!

Ben bir Türk milliyetçisiyim. Hayatımı gözümü kırpmadan feda edeceğim kutsal değerler arasında mensubu olduğum Türk milleti de var. Gurur duyduğum tarihim benim kimliğimi, kişiliğimi oluşturuyor. Bu günleri borçlu olduğumuz ceddimizi, katlandıkları fedakârlıkları her dem şükranla anıyorum. Bütün bu duygu, bilinç ve bilgiyi göz önünde tutarak söylüyorum: Türk milliyetçiliği bir fikir, bir hareket ve bir ideoloji olarak tarihi misyonunu tamamladı...”

Bu satırlar bana değil, geçmişte ülkücü hareketin içinde yer almış ve kendisini hâlâ ‘bir Türk milliyetçisi’ olarak tanımlayan Mümtaz’er Türköne’ye ait.

Siyasi duruşuyla ilgili Mümtaz’er Türköne’ye çok şey söylenebilir.

Ama o milliyetçiliği hem teori hem de pratiği ile Türkiye’de en iyi bilen isimlerden.

Bu yüzden dün Zaman’da yayımlanan makalesinde Türk milliyetçilerine çok esaslı sorular sormuş...

Kendisini milliyetçi olarak tanımlayanların mutlaka kulak vermesi gereken sorular bunlar...

Ey Türk milliyetçileri...

“Milletinizi yüceltmek sizin asli göreviniz. Türkçülük yaptığınız zaman Türk milleti yüceliyor mu? Türk devletinin beka sorunu çözülüyor mu? Türkiye Cumhuriyeti’nin birliği ve bütünlüğü sağlanıyor mu? Türk milliyetçilerinin açık ve dürüst cevaplar vermesi gereken sorular bunlar.”
Sormakla kalmıyor, bir Türk milliyetçisi olarak kendi cevabını da veriyor:

“Türk milliyetçiliği dün emperyalizme, Balkan milletlerine, Ruslara karşı bir direniş tahkimatı oluşturdu. İmparatorluğun külleri arasından ancak bir millet olarak yeniden doğmak mümkün olabilirdi. Anadolu’nun bütün Müslüman milletleri bu tahkimata destek verdi. Sonra köprünün altından çok sular geçti. Bugün Türk milliyetçiliği sadece Kürt milliyetçiliğinin antagonizması olarak hüküm sürüyor. Türkçülük, tıpkı Kürtçülük gibi ülkeyi bölüyor. Dikkat edelim: Kim, kime karşı milliyetçilik yapıyor?”

Ve bugün geldiği noktayı şöyle özetliyor: “Türk milliyetçiliği, görevini layıkıyla tamamladı. Bize düşen artık sadece onun tarihi mirasına saygı göstermek ve ‘Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı’ etrafında bu ülkenin birliğini ve bütünlüğünü temin etmektir.”

Dün Abdullah Öcalan’ın silahlı ayrılıkçı devlet mücadelesinden ‘silahsız demokratik ulusçuluğa’ nasıl geldiğini anlatan bir yazı yazdım. Öcalan’ın Kürtler için bir ulus devlet fikrinden neden ve nasıl vazgeçtiğini anlatan satırları bazılarını çok rahatsız etmiş.

İlginç olan ne biliyor musunuz?

Kimi Türk milliyetçiliği adına “Hayır, olamaz!” diyor Öcalan’ın sözlerine, kimi de Kürt milliyetçiliği adına. Zaten sorun tam da bu değil mi? Günlerdir CHP milletvekili Birgül Ayman Güler ve BDP’li Sırrı Sakık’ın ‘kim daha üstün/kim bu ülkenin gerçek sahibi’ sözlerini tartışıyoruz.
Oysa zihinlerimiz öylesine mefluç ki milliyetçilik ideolojisinden...

Aslında yok birbirimizden farkımız.

Mesele kimin daha üstün olduğu değil aslında...

Kimin daha güçlü olduğu...

Çünkü gücü ele geçiren şu ya da bu şekilde diğerini ezmek konusunda en küçük tereddüt göstermiyor. Ha Türkçü ha Kürtçü...

Güler bir Balkan göçmeni olarak mealen “Bu ülkenin gerçek sahibi benim ey Kürtler, yerinizi ve haddinizi bilin” diye tehdit savurdu...

Sakık “Hadi oradan, dağdan gelip bağdakini mi kovacaksın, asıl sen haddini bil, bu ülkenin esas sahibi biziz” dedi.

Gerçi sonra özür diledi ama maalesef Türk/Kürt ortalamamızın bilinçaltı bu...

Bu olduğu için Türk milliyetçisi Türkçülük yapmaya devam ettikçe bu ülkeyi bölünmeye sürüklediğini görmüyor Kürt milliyetçisi Kürtçülük yaparak...

Dedim ya, yok birbirinden farkı...

Yapılan açıklamalara bakıyorum... Adeta milliyetçilik üzerinden erkek çocuklarına özgü sidik yarışı... Kim daha uzağa işerse o bu ülkenin gerçek sahibi!

Oysa ne diyordu bu topraklarda birlikte yaşamanın sembolü olmuş Yunus:

Mal sahibi mülk sahibi
Hani bunun ilk sahibi
Mal da yalan mülk de yalan
Var biraz da sen oyalan