Buyurun her kaçağa aynı işlemi yapalım!

Nişanyan'ın sözlerini ve üslubunu beğenmeyebilirsiniz ama binbir emekle tarihe sahip çıktı diye bir insanı hapse atmak nasıl izah edilebilir!

Yargıtay Sevan Nişanyan’ı Şirince’de kaçak inşaat yapmaktan dolayı mahkûm etmiş. 
Nişanyan kendi arazisi üzerine yaptığı bir kulübeden dolayı iki yıl hapis yatacakmış. 
Tabii kulübe ile başlayan dava aslında işin bahanesi. Maksat, Şirince gibi bir harabeyi küllerinden doğuran tarihi Rum evlerini tek tek restore eden ve Şirince’yi baştan yaratan 
Nişanyan’a had bildirmek!

Nişanyan’ın sözlerini ve üslubunu beğenmeyebilirsiniz ama binbir emekle tarihe sahip çıktı diye bir insanı hapse atmak nasıl izah edilebilir!
Bir yanda 16/9 gibi İstanbul surlarının dibinden yükselen ve tarihi siluete giren gökdelenler, diğer yanda küllerinden doğan tarihi köy Şirince.
Birinin yasal kılıfı hazır, kimse dokunamıyor, mahkeme yıkım kararı verdiği halde Başbakan bile sahibine küstüm demekten başka bir şey yapamıyor!

Diğer yanda harap halde tarihi bir Rum köyünü kurtardığı için binbir bahane bulunarak Şirince’yi Şirince yapan adam hapse gönderiliyor!
Acı olan şu: Memleketin neredeyse tamamı kaçak -bakanlıkların bulunduğu kamu binaları dahil-, siz şimdiye kadar kaçak, ruhsatsız, iskânsız bina yaptı diye hapse atılan bir Allah’ın kulu gördünüz mü? Göremezsiniz; çünkü Türkiye, söz konusu olan kaçak binalarsa neredeyse toplumsal suçlu! Tekrar ediyorum, buna kamu binaları dahil!

Ama kimse hapse atılmaz!

Madem Sevan kaçak bina yapıp tarihi bir köyü kurtardığı için hapse girecek, o zaman hodri meydan, tüm kaçak binaları mühürleyip yapanları hapse atalım. Öyle kılıfına uydurarak, emsal ve imar oyunlarıyla gözümüzün önünde tarihi, doğayı ve şehri yok ederek yükselen ucubelere evet deyip Şirince gibi tarihi bir hazineyi yeniden var edenlere ceza kesmek olmaz. Buyurun her kaçağa aynı işlemi yapalım.  Sevan’a üslubundan dolayı kızabilirsiniz ama Şirince’ye gidip görmeden onu yargılamak tek kelimeyle yargısız infaz olur. Dava ilk açıldığında Sevan’la ilgili şunları yazmıştım, yargı kararını vermiş, buyurun okuyun, siz de vicdanınızla verin kararı...

***

“Deli ile dâhi arasında ince bir çizgi var” derler...
Bu yüzden olsa gerek Dali ve Picasso gibi sanatçılara ‘deli dâhi’ sıfatı uygun görülmüş...
Türkiye’de de bu ince çizgide dolaşan sanatçılar var...
Sanat dünyası dışında bana bir kişi söyle deseniz hiç tereddütsüz ‘Sevan Nişanyan’ derim...
Çünkü Nişanyan tam anlamıyla bir kaçık...
55 yaşında, hem bilge hem de haylaz bir çocuk...

***
Kafayı bir konuya takmayagörsün...
Kendisi bile önünde duramaz!
O kadar çok ki örneği...
Kamuoyuna da yansıyan karısıyla yaşadığı ‘boktan’ boşanma mesela...
Tam anlamıyla bir kendi kendisine engel olamama hali...
Cinnetle dehanın tatsız dansı...
Picasso’nun hayatını anlatan en güzel kitaplardan birini Marie-Laure Bernadac ve Paule Du Bouchet yazdı.
Picasso: Dâhi ve Deli.
Çalışırken adeta hayvani içgüdülerle nasıl kendinden geçtiğini, sevdiği kadınları bilerek ya da bilmeyerek nasıl incittiğini okudukça hep şu soruyu sorarsınız kendi kendinize:
Bir insan hem bu kadar olağanüstü yetenekli hem de bu derece berbat nasıl olabilir?
Sevan’ı Picasso ya da Dali ile karşılaştırıyor değilim...
Ama inanın, o da aynı genetik karışımın çocuğu...
Dâhi olduğu için ‘saygıdeğer’, deli olduğu için ‘tenzilatlı’ dinlenmesi gerekenlerden.

***

Yale ve Columbia’da tarih ve felsefe eğitimi gördü.
Latin Amerika siyasal tarihi üzerine de çalıştı, uluslararası şirketlerde yöneticilik de yaptı.
Huysuzdur, inatçıdır...
Ama bir o kadar ehlikeyif ve hoş sohbettir...
Dahası tam bir dil ve seyahat manyağı...
Küçük Oteller Kitabı da Sözcüklerin Soyağacı da alanlarında çığır açtı.
Derdi para olsa çoktan köşeyi dönmüş, akademik unvan olsa çoktan ordinaryüs mertebesine erişmişti.
Fakat o yıllar önce hayatını İzmir’in Selçuk ilçesinde adı gibi kendisi de şirin olan eski, yıkık bir Rum köyüne, Şirince’ye adadı.

***

Kuş uçmaz kervan geçmez Şirince’de bir türlü imar planı çıkmadığı için biraz da bürokrasiye duyduğu öfkeyle imarsız-iskânsız başladı harap haldeki evleri restore etmeye...
Hapis yattı, tehdit aldı, yılmadı.
Başka bir ‘deli dâhi’ olan Ali Nesin ve Şirincelilerle Ege’nin en çok ziyaretçi alan köyünü yarattı.
10 yıl önce 1000 kişinin ziyaret etmediği Şirince’ye şimdi 1 milyon kişi gidiyor.
Ama bir süredir Nişanyan Şirince’de ‘yıkım nöbeti’ tutuyor.
15 yılda delice bir tutkuyla yeniden yarattığı evlerin yıkılmaması için kelle koltukta mücadele ediyor.
Önceki gün yıkım ekipleri hazırlık halindeydi.
Allah’tan Kültür Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı son anda bir müdahale ile yıkımı erteledi.

***

Şirince’nin koruma amaçlı imar planına karşı açılmış bir temyiz davası var.
Bakanlık, Danıştay karar verene kadar ertelemeden yana...
Bu arada mevcut yapılarla mevzuatın uyumlu hale getirilmesi için teknik bir çalışma yapılacak...
Mümkün mü?
Zor ama imkânsız değil...
Yeter ki Şirince’yi Şirince yapan köyün delisinin ‘deha ile cinnet arasındaki ince çizgide’ yürüdüğü unutulmasın.