Cenazelerin gölgesinde barışın fotoğrafı

Biri Türkçe anlatıyor, diğeri Kürtçe. Ama ikisi de aynı şeyi söylüyor. İşte Ahmet Baki ve Rukiye Aslan'ın hikâyesi.
Cenazelerin gölgesinde barışın fotoğrafı

Herkes yarın Diyarbakır’da yapılacak cenazelere kilitlenmiş durumda.

“Aman ha barış umudunu baltalayacak bir provokasyon olmasın!”

Mesela Başbakan’ın başdanışmanı Yalçın Akdoğan Star’da yayımlanan köşe yazısında “Paris’te öldürülen üç kadının cenazesi üzerinden Habur benzeri bir görüntü oluşturulması, olayın kendisinden daha büyük bir sabotaj anlamına gelir” dedi.

Yazısında ‘barış dilinin’ önemine vurgu yapan Akdoğan haksız mı?

Haklı.

Bu noktada BDP kadar hükümete, güvenlik güçlerine ve biz medya mensuplarına da büyük sorumluluk düşüyor.

Kutuplaşma üzerine kurulan Türkiye siyasetinin hırçın dili ‘barış diline’ çok kolay evrilmiyor ama yine de ‘barış dili’ yolunda alınan mesafe ve tarafların birbirini her türlü sabotaja karşı uyarması önemli.

Nitekim BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş dün açıkça “Halkımız müsterih olsun, partimiz gerekli tedbirleri alıyor, cenazelerde hiçbir sıkıntı olmayacak” dedi.

Provokasyon uyarılarının dillendirilmesini bile gereksiz hassasiyet yaratabileceği için eleştirdi.

Fakat bence dünün en önemli çıkışını Başbakan Tayyip Erdoğan yaptı.

Açık bir biçimde “Yapayalnız da kalsak geri adım atmayacağız” dedi.

“Silahı da sıkılı yumrukları da aradan çıkaracağız” dedi.

İlk defa “Bu süreç BDP için son derece önemli ve değerlidir” dedi.

Ankara’dan Diyarbakırlılara ‘barış ve kardeşlik’ mesajı verdi.

Mersin’e, Dersim’e cenazelerini almaya gelecek ailelere “Kurşun hangi adrese giderse gitsin ağlayan analar oluyor, acı aynı ocağa düşüyor” dedi.

Şu kritik günlerde bir kez daha çok güçlü bir biçimde ‘analar ağlamasın çağrısı’ yaptı.

Bazıları ‘analar ağlamasın’ lafını çok klişe bulabilir.

Ama değil.

Bu sorunun çözüm sürecinde her defasında hatırlamamız gereken en kilit cümle ‘analar ağlamasın’.

İster PKK’lı olsun isterse asker fark etmiyor...

İki taraf da evlat acısı çekiyor.

Dikkatlerden kaçtı.

Önceki gün Van’da İmralı mutabakatına destek vermek için sivil toplum örgütleri çok önemli bir toplantı yaptı.

Çok şey söylendi o toplantıda ama bir fotoğraf karesi var ki verilen tüm mesajlara bedel.

Bir yanda kırmızı eşarbıyla PKK’lı 3 çocuğunu dağda kaybetmiş Barış Anaları İnisiyatifi Başkanı Rukiye Aslan.

Diğer yanda çatışmalarda kardeşini kaybeden Şehit ve Gazi Aileleri Yardımlaşma Derneği Başkanı Ahmet Baki.

Sadece yan yana durmuyorlar...

Her ikisinin de bağrı yanık ve her ikisinin de çağrısı aynı:

‘Barış Gelsin...’

Lütfen şu fotoğrafa dikkatli bakın...

Çünkü ağlayan sadece analar değil...

Abiler, kardeşler, babalar, çocuklar, teyzeler, halalar...

“Ben bir şehit abisiyim” diyor Ahmet Baki...

Ve cenazeler üzerinden barış sürecinin baltalanmaması için şu önemli çağrıyı yapıyor:

“Bu acının ne olduğunu çok iyi biliyorum. Benim anam 16 yıldır ağlıyor. Dağda öldürülenin anası da ağlıyor. Ana anadır. Ana yüreği birdir. Artık herkes bu taşın altına elini koysun. Biz bugün burada bu taşın altına elimizi koyduk. Herkes sorumlu davransın.”

O susuyor, bu kez yanı başında oturan Rukiye Aslan konuşuyor...

Biri Türkçe anlatıyor, diğeri Kürtçe. Ama ikisi de aynı şeyi söylüyor:

“Dağdaki gerillanın da askerin de ölmesini istemiyorum. Anneler ağlamasın, ölen asker de gerilla da bizim çocuğumuz...”

Analar ağlamasın, doğru...

Peki ya babalar, kardeşler, ablalar, ağabeyler, halalar, teyzeler, çocuklar...

Çoğaltın bu fotoğrafı, yakınını kaybeden herkesi ekleyin...

Bakın ne çıkacak ortaya...

Acılı bir coğrafyadan başka.