Demet Sağıroğlu haksız mı?

Galiba Demet Sağıroğlu 'Sanatçıların siyasi görüşlerini açıklamaları bana hoş gelmiyor' derken haklı.

Bizim muhabirlerin huyundan mı suyundan mı yoksa Radikal markasının yaydığı havadan mı bilmiyorum ama Radikal’e konuşan sanatçılar genelde konu ne olursa olsun araya bir politik mesaj sıkıştırırlar.

Kimi sakil kaçar, kimi cuk oturur.

Kimi sahicidir, kimi yapay.

Dün yeni albümünden dolayı arkadaşımız Ece Çelik’e konuşan Demet Sağıroğlu tam aksini yapmış.

“Sanatçı inandığını söylemelidir ama sanatçının siyasetinin olacağına inanmıyorum. Sanatçıların siyasi görüşlerini açıklamaları bana hoş gelmiyor” demiş.

Müzisyenlerin ‘yaşasın şu parti’ diyerek ortaya çıkmalarını eleştirmiş.

Sanat ve siyaset ilişkisi çok katmanlı ve çok tartışmalı bir konudur.

Sanat da siyaset de ister bireysel olsun ister toplumsal, benzer insanlık hallerinden beslenir.

Her ikisi de her şeyden önce bir duruş gerektirir.

Propagandist sanatı eleştirmek başka şey, “Sanatçının siyasetinin olacağına inanmıyorum” demek başka.

Demet Sağıroğlu siyasi görüşleri ile öne çıkmak istemeyebilir, “Ben müziğimi yapayım, bana yeter” diyebilir ama bir başka sanatçı da bu tavrı ‘fazla apolitik’ bulup dünya görüşüyle öne çıkabilir.

Zaten sorun kimin neyle öne çıktığı değil, nasıl çıktığı?

Kimi gönül telimizi titretir, kimi isyanımıza tercüman olur.

Kimi de insanı hem sanattan hem sanatçıdan hem de siyasetten soğutur.

* * *  

Önceki akşam Sanatçı Girişimi, Bostancı Gösteri Merkezi’nde ‘Reddediyoruz’ başlıklı bir gece düzenledi.

Geceye katılmadım ama görüntüleri izlerken tek kelimeyle utandım.

“Diktaya, korkuya, adaletsizliğe, sanat ve sanatçı düşmanlığına karşı büyük buluşma” başlığıyla düzenlenen etkinliğe katılan sanatçılar Tarık Akan, Müjdat Gezen, Edip Akbayram, Ataol Behramoğlu, Rutkay Aziz, Levent Kırca, Bedri Baykam gibi genelde muhalif kimlikleriyle öne çıkan isimler.

Buraya kadar hiçbir sorun yok.

Muhalif sanatçılar, ana muhalefet partisi lideri CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun da katılımıyla hükümeti eleştirmek için bir araya gelmişler.

Gelmişler ama o ne öfke, o ne hezeyan, o ne sakillik!

Bu mudur sanatçı dayanışması?

Bu mudur yaratıcı insanlardan beklenen muhalefet?

Ahmet Kaya şarkısı söylediği için Melike Demirağ resmen yuhalanıyor, öyle ki sahneyi terk etmek zorunda kalıyor.

Eline mikrofonu alan, en galiz küfürlerle hükümete yüklenmeyi maharet sanıyor.

Hukuk ve adaletsizlikten tek anladıkları Silivri.

Ne KCK davasında yaşanan hukuksuzluklar umurlarında ne Uludere ne de azınlıklar.

Mustafa Kemal’in askerleri içeride!

Ama o sakil dil, tüm öfkesi ve nefretiyle dışarıda.

Öyle ki Levent Kırca muhalif dayanışma için geceye katılan ama konuşma sırasını öne alıp erken ayrılan Kemal Kılıçdaroğlu’na en seksist dille etmedik hakaret bırakmıyor. “Bu geceye geliyorsan bekleyeceksin. İşi varmış diye gidiyormuş. Benim de işim var, belki bir karı buldum gidip onu düze…!” Aynı Kırca dün de Erciyes Üniversitesi’nde Sezen Aksu, Halil Ergün ve Ali Poyrazoğlu için “Buradan gıyaplarında yüzlerine tükürüyorum. Onlar vatan hainidir” demiş.

Sanatçıların siyasi görüşlerini açıklamalarında bir sorun yok ama inanın bu sözlere bakınca galiba Demet Sağıroğlu “Sanatçıların siyasi görüşlerini açıklamaları bana hoş gelmiyor” derken haklı diyorum.

Baksanıza ‘sanat ve sanatçı düşmanlığına karşı büyük buluşma’ gecesinde yaşananlara... Sanata ve sanatçıya karşı bundan daha düşman, daha utanç verici bir dil olabilir mi?