Dindar Y Kuşağı anlatıyor

Başörtülü-başörtüsüz, dindar-laik Gezi Parkı ile ortaya çıkan ve tüm ezberleri bozan Y Kuşağı bu tartışmayı hep birlikte yapmalı.

Murat Menteş Yeni Şafak’ın ilgiyle okuduğum yeni yazarlarından.

Gazetesinin kimi zaman hayli komplocu yayın politikasına rağmen ‘Gezi Direnişi’ni mizahı, yeni dili, haklı isyanıyla hep içerden anlamaya ve anlatmaya çalıştı.

Onca karalama habere rağmen o Gezi gençliğini ve Gezi ruhunu hep övdü.

Bunu Yeni Şafak’ta yapması önemliydi.

Dün köşesinde kendisini ‘Dindar Y Kuşağı’ olarak tanıtan bir okurundan aldığı mektubu yayımladı.

Gerçi o ‘Öteki Y Kuşağı’ demiş ama ben bu öteki tanımlamasının da ötekileştirmekten öte bir işe yaramadığını düşünüyorum.

O yaş kuşağında kendilerini dindarlıkları üzerinden tarif edenlere ‘Dindar Y Kuşağı’ demeyi tercih ediyorum.

Sakın ‘Diğerleri dinsiz mi?’ demeyin, değil.

Onların arasında da dindar var ama kendilerini din ya da dindarlık üzerinden tarif etmiyorlar.

Neyse zarfı bırakıp mazrufa bakalım.

Meğer bir okuru Menteş’e “Sürekli Gezi gençliğini övüyorsunuz ve bizden hiç bahsetmiyorsunuz, biz de Y Kuşağı’ndanız!” diye isyan etmiş.

O da “Gelin o halde buluşup konuşalım” demiş.

Üniversite öğrencisi üç kız gelmiş...

Merve Sağanak, Nazife Enginar [Marmara Ün. Tıp Böl. -İngilizce] ve Büşra Özen [İst. Ün. Psikoloji Böl.]

Üçü de başörtülü.

Saldırıya uğramamışlar.

Başlarına tavayla vurulmamış.

Ama gene de ‘söyleyecekleri var’ diyor Menteş ve Gezi’ye katılmayan Y Kuşağı’ndan, başörtülü üç genç kızın açıklamalarını tane tane aktarıyor.

Katılırız katılmayız ama bu açıklamalar Yeni Şafak okurlarıyla sınırlı kalmamalı.

Başörtülü-başörtüsüz, dindar-laik Gezi Parkı ile ortaya çıkan ve tüm ezberleri bozan Y Kuşağı bu tartışmayı hep birlikte yapmalı.
“Zaten yaptı” demeyin, okuyunca anlayacaksınız, bir kesim hâlâ kendisini Gezi Parkı ruhunun dışına itilmiş hissediyor.
Haklı ya da haksız...

Anlamak için gelin Y Kuşağı’ndan bu üç kadının Murat Menteş’e anlattıklarına kulak verelim.

MERVE SAĞANAK: NE GEZİ PARKI, NE KAZLIÇEŞME

Ağzımda gümüş kaşıkla doğmadım. Gezi eylemlerine de Başbakan’ın mitinglerine de katılmadım. ‘Özgürlük!’ diye haykıranlar, bizim de özgürlüğümüzü savunmak şöyle dursun, bizi dışlıyor ve muarız olarak görüyorlar. Onlar da ‘Biz’ derken tüm Türkiye’yi kastetmiyorlar. “Toplum kutuplaştı” diyorsunuz. Ne zaman bütünleşmişti ki?

MAHALLE BASKISI KARŞILIKLI

Gezi gençliğinin “Yaşam tarzımıza, mahremiyetimize, onurumuza dokunulmasın” dediğini yazdınız. Bunlar tam da bizim isteklerimiz! Derste soru sorarken ‘Başörtülüyüm diye terslenir miyim?’ tedirginliği yaşayan bizler de aynı şeyi istiyoruz! Kimliğimizden ötürü kişiliğimizin hiçe sayılmasını istemiyoruz. Tek istediğimiz diğerleri ile eşit muamele görmek. Bu ülkede mahalle baskısından şikâyet eden herkes, ironik bir biçimde, ötekine mahalle baskısı uyguluyor.

ÜSTÜNKÖRÜ IQ TESTİ

Gelelim zekâ meselesine: Türkiye gibi fırsat eşitsizlikleriyle dolu bir ülkede ‘orantısız zekâ’ iddiasının küstahça bir yönü var. Sloganların, hatta sövgülerin bir IQ testinin doğru cevapları gibi listelenmesini pek zekice bulmuyoruz. Kemalist kibrin, resmi kurumlardan Gezi Parkı’ndaki direnişe sızmadığını kim iddia edebilir?

ANTİKAPİTALİST MÜSLÜMANLARIN KATILIMI YETMEZ!

Gezi eylemcileri, özgünlüklerini ve zekâlarını 28 Şubat standartları ve ‘Cumhuriyet Mitingleri’nin üslubuyla aralarındaki farkın kesinliğini vurgulamada göstermelilerdi. Başörtülülerin tartaklanması veya hakarete maruz kalması ‘münferit’ olaylar olarak nitelendi. Olabilir. Fakat bizim gibi ‘Y Kuşağı’ mensubu dindar gençlerle diyalog kurma girişiminde bulunmaları icap ederdi. Aksine, bize dirsek çevirdiler. Antikapitalist Müslümanlar’ın katılımını yeterli buldular. Bu, birçok sahnede başörtülülerin dekoratif aksesuvarlar olarak kullanılmasından ne kadar öte bir şeydi, açıkçası bilemiyorum.

CAMİ DE İÇKİ DE SİYASİ SEMBOL!

‘Demokrasi = sandık’ indirgemeciliği ile darbeciliğe meyil verme anormalliği birbirini besliyor. Başörtüsünden sonra cami, hatta ağaç bile siyasi sembol haline geldi! Buna karşıyım. ‘Camide içki içilmiş...’ Dikkat edin, ikisi de siyasi sembol! Bu yüzden sert tartışıldı. Peygamberimiz, mescidi kirleten Bedevi’ye nazik davranmıştı halbuki.

NAZİFE ENGİNAR: GEZİ’DE BİZE ROL YOK

Biz de 1990’larda doğduk. Eylemci Y Kuşağı alkışlanırken bizim sakin tutumumuzun bir anlamı olabileceği neden kimsenin aklına gelmiyor?

Eylemciler, Gezi sürecinde yapıp ettikleri her şeyi video, fotoğraf, yazı şeklinde kaydedip arşivliyorlar. Bence, bir hikâyeleri olsun istiyorlar. Ve bizi bu maceraya, bu hikâyeye davet etmiyorlar. Üstelik ‘dilsiz şeytan’ ilan ediyorlar!

Oysa biz apolitik değiliz. Bence asıl apolitiklik, sonuçları yeterince düşünmeden ve nerede duracağını bilmeden meydanlara çıkmaktır.

Taksim Platformu da Gezi’deki sivil haklar mücadelesini murdar etti.

‘GENÇLİK’ DENİNCE AKLA BİZ GELMİYORUZ

Üniversitedeki tiyatro faaliyetleri benim de çok ilgimi çekiyor. Ve maalesef sanat çalışmalarının manyetik alanına giremiyoruz. Okuldan dışlanıyoruz. Medyadan, ülkeden dışlanıyoruz. ‘Gençlik’ denince kimsenin aklına gelmiyoruz. Sizin bile!
‘Makarna-kömür’ yardımı alanlara yapılan geri zekâlı muamelesi haysiyetsizce.

Yoksullar aptal değildir! Geziciler, farkında olmadan yoksulları dışlıyorlar. Meydanda piyano resitali, yoksulu iter. Fakirler, Ahmet Kaya dinler.

BÜŞRA ÖZEN: GEZİ’YE GİTMEDİK DİYE...

Gezi eylemlerine katılamadım. Fakat pasif biri değilim. Reyhanlı, Uludere olaylarında; Ortadoğu meselelerinde kampanya ve eylemlerde yer aldım.

Gezi’ye gitmedik diye ‘İktidar konforuyla rahat ve mutlu’ yaşamıyoruz. Türkiye’de krizler hep kötü yönetilir. İlk müdahalelerle başlayan polis şiddetini kesinlikle meşru görmüyorum. Eylemcilere, en başta güzel bir üslupla yaklaşılsaydı, ortaya son derece olumlu bir tablo çıkabilirdi. Başbakan’ın eylemlere mitingle mukabele etmesi, bana makul görünmedi. Bu tavrın, bir diyalog anlamı taşımadığını düşünüyorum.

ÇAMLICA’DA CAMİ YERİNE AĞACI TERCİH EDERİM

AK Parti’nin kentsel politikalarını da benimsemiyorum. Gökdelenler ve betonlaşma, İslam şehri İstanbul’un dokusuna ve ruhuna zarar veriyor. Çamlıca’da cami yerine ağacı tercih ederim. Ağaç da cami kadar İslami.

Kazlıçeşme’ye de gitmedim. Nedeni, Başbakan’ın tavrını çok sert bulmamdı.

AK Parti, askeri vesayete son verdi. Ülkeyi daha demokratikleştirdi. Fakat halka yabancılaşarak, insanları ‘teba’ olarak gördüğü izlenimi doğuruyor.

Bu nedenle ‘AK Particiyiz’ diyemiyoruz. Diyebilmek isterdim şahsen.

GEZİ’YE FAŞİZM VİRÜSÜ BULAŞMASIN

Bizden önceki kuşağa özgü siyasi ayrımcılığı sürdürmemeliyiz. Bu nedenle Gezi’deki eylemlerin sivil bir oluşuma dönüşmesini isterim. Meselelerin ortak zeminde paylaşılacağı bir platform kurulursa, memnuniyetle katılırım. Umarım faşizm virüsünden kendilerini koruyabilirler. Başörtüsüne özgürlük için gerekli yasal düzenleme hâlâ yapılmadı. Hükümetin ayıbı. Pratikteki görece ferahlık, bizi AK Parti’ye mecbur kılıyor. Bu da 10 yıllık hükümetin, bir haksızlıktan istifade etmesi anlamına geliyor artık. Bir ‘sus payı’ verilerek ‘kullanılabilir’ pozisyonda tutuluyoruz.

KLAVYEYE DEĞİL, ARKADAŞININ OMZUNA DOKUN

Fakültede, Gezi eylemlerine katılan arkadaşlarımızla ilişkilerimiz devam etti.

Fakat sanal ortamda, Taksim’e gitmeyenlere yönelik bazı sözler çok kırıcıydı. Öncelikli eylemin, tuşlara değil, yanındakinin omzuna dokunmak olduğunu düşünüyorum. Felaketler toplumları yakınlaştırır, birleştirir. Ama politik felaketler hep kutuplaştırıyor. Bugüne dek, en az Gezi’deki gençler kadar eylem ve yürüyüşe katıldım. Kesilen ağaçlara duyarlı arkadaşlarımızın, kesilen insanlara da duyarlı olması gerekir. Suriyeli mültecilere yardım kampanyasında çalıştım ve okuldaki ‘Gezici’ arkadaşlar pek oralı olmadılar.