Ey okur şaşırma, sabrımı taşırma!

Ben bol telveli sade Türk kahvesi eşliğinde okudum okur mektuplarını... Bakalım siz nasıl içeceksiniz kahvenizi...

Meğer bamteline dokunmuşum.

Kahve tartışmasının bu kadar büyüyeceğini düşünmemiştim.

Dün Mehmet Öz’le ilgili yazım üzerine yurtiçi ve yurtdışından o kadar çok mail aldım ki bugün köşemi birbirinden ilginç hayli hararetli ve esprili okur mektuplarına ayırmaya karar verdim.

Ben bol telveli sade Türk kahvesi eşliğinde okudum okur mektuplarını...

Bakalım siz nasıl içeceksiniz kahvenizi...

Sade, az şekerli, çok şekerli, Türk, Yunan, Yemen, bu coğrafyanın ortak kültürü...

Dr. Öz şaşırma, sabrımızı taşırma

Espri olsun diye attığım başlığa aldanıp büyük bilim insanı, sevgili doktorumuzu hedef gösterdiğimi düşünmeyin lütfen. Mehmet Öz’ü de bu hatasına rağmen linç etmeyeceğiz tabii ki ama kendisine bir gönül koyduk. Türk kahvesinin ve yoğurdunun Mehmet Öz ve Chobani CEO’su Hamdi Ulukaya gibi vatan evlatları tarafından grekleştirilmesi hepimizi üzüyor. Los Angeles’ta yaşayanlar çok iyi bilir. Burada Ermeni kafeleri, restoranlarında Armenian Coffee’dir bu, Arap mekânlarının çoğunda Arabic Coffee. Hepsi de bilir kahvenin, yoğurdun ve baklavanın hakiki diyarını ama gözü kör olsun bağnaz milliyetçiliğin. Vakkas Doğantekin /Director, Glocal Exchange

Bir fincan kahvede fırtına

1970’li yılların sonlarında uluslararası bir gençlik konferansı vesilesiyle Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs temsilcileri olarak bir araya geldiğimizde 1974 sonrasında Kıbrıs Rum kesiminde ve Yunanistan’da artan Türk düşmanlığından söz açılmıştı. Kıbrıs (Rum) temsilcisi gülerek “Mesela bizde hâlâ Türk kahvesinin adı Türk kahvesidir, ama geçenlerde Atina’ya gittiğimde garsondan Türk kahvesi istediğimde bana ters ters bakıp ‘1974’ten sonra biz artık ona Türk kahvesi değil, Yunan kahvesi diyoruz’ dedi. Bir fincan kahvede fırtınalar koparmaya çalışmadan, bu tür çocuksu düşmanlıkları/milliyetçilikleri arttırmak yerine, azaltmayı ve hatta tamamen geride bırakmayı başardığında insanlık gerçekten insanlık mertebesine ermiş olacak bence. Sadi Yumuşak

Yunan kahvesi- Türk lokumu

Kahve, Yemen’de değil, Etiyopya’nın Sidamo bölgesinde keşfedilmiştir. Mehmet Öz de halt etmiş. Onun da sürece destek veresi gelmiş zaar. Muhammed’in Türkçe versiyonu Mehmet adı ve Türkçede ‘kendi, benliği, varlığı’ manasındaki soyadıyla o da kervana katılıp Türk diye bir şeyin olmadığını ispat etmeye çalışıyor. Amerika’da dahil her yerde Türk kahvesi, Türk kahvesi olarak geçer. Türk kahvesi denmesinin sebebi de pişirme şeklinden dolayıdır. Yunan kahvesi, buzlu köpüklü soğuk içilen frappe’dir. Kimse kusura bakmasın. Yunanistan’da bile Türk kahvesidir ve Türk kahvesi diye ısmarladığınızda Türk kahvesi gelir. Hem de Türkiye’den ithal porselen fincanlar ve lokum eşliğinde.

Önemli olan ortaklık

Sayın Can yazınızı keşke benim-senin, yeterince tanıtamadık ekseninden çıkarıp bu topraklarda Yunan medeniyetinin, Ermeni ve Kürtlerin tarihlerinin Türklerden daha eskiye dayandığını, tarihin birinde bu topraklara Türklerin de ortaklaştığını ve bu nedenle kültürlerimizin de ortak paydaları olmasının çok normal olduğunu yazsaydınız da Türk tarih tezi ve güneş dil teorisi eksenine düşmeseydiniz.

Osmanlı sömürgeciliği

Rakının, kahvenin, dolmanın, kebabın gerçekte kime ait olduğu, adına ne dendiği, ilk nerede yenildiği, içildiği... O kadar çok boş şeyler ki; sonuç itibariyle Osmanlı’nın fetih politikası ve sömürgeciliğinden kaynaklı kaçınılmaz bir kültürel etkileşim söz konusu. Önemli olan Yunanıyla, Ermenisiyle, Arap’ıyla birbirini boğazlamadan masaya oturup rakının, dolmanın, kahvenin tadını çıkarmasını bilmek.