Gizli MGK belgesi yayımlamak suç mu?

Madalyonun bir yüzünde 'güvenlik', diğer yüzünde 'özgürlük' var. Kamu otoritesinin 'gizleme', kamuoyunun 'bilme' hakkı var.

Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim...
Mehmet Baransu’nun Taraf’ta yayımladığı 2004 yılına ait MGK belgesi bana gelse hiç tereddüt etmez yayımlardım.
Çünkü belge Türkiye demokrasisi açısından çalkantılı bir döneme ışık tutuyor.
Benim itirazım belgenin yayımlanmasına değil, bugün iktidarla cemaat arasında yaşanan dershane tartışması bağlamında sunulmasına.
Yoksa tekrar ediyorum, o belgenin yayımlanması tek kelimeyle iyi gazeteciliktir.
Ama bir de meselenin siyasi olduğu kadar hukuki boyutu var.

* * *

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç MGK belgesi yayımlayan Baransu’nun suç işlediğini iddia etti ve savcıları hareket etmeye çağırdı.
Belli ki hükümet kızgın.
Daha önce gizli askeri belgeler yayımlanırken hükümet niçin savcıları harekete geçirmedi, ayrı bir tartışma konusu...
Peki, gerçekten o belgeyi yayımlayarak Baransu suç mu işledi?
Benim cevabım kesinlikle hayır.
Taraf’ı ve Baransu’yu siyasi açıdan eleştirebilirsiniz...
Belge bağlamından koparılarak sunulduğu için kızabilirsiniz.
Ama kamuoyunun tartıştığı, daha önce varlığı defalarca basında dile getirilmiş bir belgeyi yayımladığı için hukuken suçlayamazsınız.
Neden mi, gelin anlatayım...

* * *

Dün Ankara Temsilcimiz Deniz Zeyrek kendi başından geçen çok çarpıcı bir yazı kaleme aldı. Yazısının başlığı her şeyi özetliyor...
‘MGK belgesi yayımladım, ceza almadım.’
Neydi Deniz’in 2003 yılında Radikal’de yayımladığı ‘çok gizli’ damgasını taşıyan MGK belgesi?
Türkiye’nin hangi psikolojik harp yöntemleriyle yönetildiğini gösteren yönetmelik.
Yani devletin vatandaşını nasıl potansiyel düşman görerek fişlediği, vatandaşına karşı nasıl operasyon yaptığı!
Peki, Baransu’nun yayımladığı belgede ne var?
Aslında o ve benzeri yönetmeliklerin eylem planına dönüşmesi için tavsiye kararı.
Hükümet o belgenin altında kendi imzası da olduğu için yayımlanmasından rahatsız oldu.
Ama benzer belgeler defalarca yayımlandı ve Deniz’in soruşturmasında olduğu gibi mahkemeler AİHM içtihatlarını da dikkate alarak takipsizlik kararı verdi.
Üç örnek veriyor Deniz.
Örnekler ilginç; birinde mahkeme MGK’dan gizli belgenin aslını istiyor fakat aslı gelmediği için davayı düşürüyor, diğerinde gizli belgenin aslı gönderilince ‘artık aleni oldu, gizliliği kalmadı’ diye...
Üçüncü örnek daha çarpıcı; yerel mahkeme MGK raporunu aynen yayımladığı için bir gazeteciyi mahkûm ediyor fakat Yargıtay yapılan işin ‘gazetecilik’ faaliyeti olduğunu söyleyip kararı bozuyor.
Deniz Zeyrek tüm bu örnekleri zamanın İstanbul DGM Başsavcısı’na sununca kendi soruşturması davaya dönüşmeden düşüyor.

* * *

‘Güvenlik-özgürlük dengesi’ dünyanın her yerinde tartışma konusu.
WikiLeaks ve Snowden davasında konu öylesine ileri bir aşamaya geldi ki...
Fakat AİHM içtihatları çok net.
Bir, içeriği kamuoyunda tartışılan gizli bir belgeye basının yer vermesi suç oluşturmaz.
İki, askerin ya da istihbaratın operasyonunu deşifre etmek gibi doğrudan insan hayatını etkileyen bir belge olmadığı sürece gizli belge yayımladı diye basın mensuplarına dava açılamaz.
Devlete ait gizli belge yayımlamak dünyanın her yerinde tartışma konusu.
Madalyonun bir yüzünde ‘güvenlik’, diğer yüzünde ‘özgürlük’ var.
Kamu otoritesinin ‘gizleme’, basının ve kamuoyunun ise ‘bilme’ hakkı var.
Bilgi özgürleştirir, hükümetler kızsa da...