Hangi tavır daha muhteşem?

Türkiye'de siyasi ve kültürel iklime reaksiyoner tavır hâkim. Çünkü yapmak zor, yıkmak kolay.

Hayata karşı temelde iki tavır var.

Biri reaksiyoner diğeri aksiyoner.

Hemen her konuda karşımıza çıkıyor bu iki tavır.

Fakat ne hikmetse Türkiye’de siyasi ve kültürel iklime reaksiyoner tavır hâkim.

Çünkü yapmak zor, yıkmak kolay. O kadar çok örnek var ki!

Son örnek ‘Muhteşem Yüzyıl’ tartışması.

Ama ben bu minvalde bir yazıyı Fazıl Say için de yazmıştım.

Tartışma aynı olunca aynı minvalde yazı yazmak kaçınılmaz oluyor.

2012 yılında bir sanatçı hâlâ -provokatif bile olsa- paylaştığı bir mesajdan dolayı mahkeme karşısına çıkarılabiliyor.

2012 yılında bir dizi “Ecdadımızı yansıtmıyor” diye yargıya havale edilebiliyor.

Kimse Fazıl Say’ı ya da ‘Muhteşem Yüzyıl’ı beğenmek zorunda değil.

Ama beğenmemek başka, kurmaca bir diziyi yargıya havale etmek başka.

Reaksiyoner olmak yerine aksiyoner olmayı, fikre fikirle, diziye diziyle, filme filmle mukabele etmeyi ne zaman öğreneceğiz? 

Başbakan’ın açtığı tartışma yeni değil.

‘Muhteşem Yüzyıl’ ilk başladığında “Atalarımızı nasıl böyle gösterirsiniz” diye yer gök inletildi.

Dizinin senaristi rahmetli Meral Okay’a söylenmedik söz kalmadı.

Peki, sonuçta ne oldu?

‘Harem görüntülerinden rahatsız olduğunu’ söyleyen halkımız ‘Muhteşem Yüzyıl’ı izlemeye devam etti.

Etti ama bu dizi sonrasında hem televizyon sektörünün hem de izleyicinin tarihi konulara ilgisi arttı.

Birçok reaksiyoner kafa ‘Muhteşem Yüzyıl’a küfrederken TRT yönetimi karanlığa küfredenlere inat geçen yıl başka bir mum yaktı.

Muhteşem Süleyman ve harem entrikalarının karşısına ‘Bir Zamanlar Osmanlı’ dizisiyle çıktı. 

Ben TRT’nin ‘Kuruluş’,‘Küçükağa’ gibi dönem dizileriyle büyüyen kuşaktanım.

Ortaokul yıllarımda rahmetli Tarık Buğra’nın kaleme aldığı TRT’de izlediğim tarihi diziler bana tarihi sevdirdi.

Tarık Buğra bana Kemal Tahir’in, Kemal Tahir Fuad Köprülü’nün, Köprülü Halil İnalcık’ın ve İnalcık Annales Okulu’nun kapılarını açtı.

Okullarda öğretilen resmi tarihten daha önemlisinin sosyal ve kültürel tarih olduğunu, mikro tarihçiliğin ve gündelik yaşamın muazzam dönüştürücü gücünü bu sayede öğrendim.

Hayata da tarihe de tek bir kapıdan girilmiyor.

Birinin ‘şanlı ecdat’ olarak gördüğüne bir başkası ‘çocuk katili’ diyebiliyor.

Bana bu kapıyı bir zamanlar TRT’de yayımlanan Küçükağa açmıştı.

Şimdiki kuşaklar ise bir yandan ‘Muhteşem Yüzyıl’, diğer yandan ‘Bir Zamanlar Osmanlı’ gibi alternatif yapımlarla farklı kapılardan tarihe yolculuk etme imkânına sahip.

‘Bir Zamanlar Osmanlı’ dizisi sadece varlığıyla değil konusuyla da bunun kanıtı.

Çünkü resmi tarihin bize öğrettiği sefahat âleminden ibaret ‘Lale Devri’ne bambaşka bir açıdan, ‘Osmanlı’nın Rönesans denemesi’ olarak yaklaşıyor.

Ama unutmayalım; sonuçta o da kurgu ve o da bir tez.

Şimdi bu tablo karşısında en başa dönüp soralım hangi tavır anlamlı?

Reaksiyoner tavır mı yoksa TRT’nin yaptığı gibi aksiyoner tavır mı?