Hem topal hem sağır!

Öteki olmak için sebep çok. İlla azınlık olmanız gerekmiyor. Ama çoğunluk olmak da otomatik olarak kurtarmıyor!

Galiba mesele tam da bu…

İşadamı ve Açık Toplum Vakfı Kurucu Üyesi İshak Alaton, önceki akşam Habertürk TV’de Balçiçek İlter’e Çankaya Köşkü’nde Hayrünnisa Gül ile arasında geçen bir diyaloğu anlatmış.

Aralarında geçen diyalog bence Türkiye’nin içinde bulunduğu ruh halinin özeti…

Neden mi?

Gelin anlatayım...

Ama önce Alaton’a kulak verelim:

Birkaç ay önce Cumhurbaşkanı’nın bir davetine katıldım. Sayın Abdullah Gül, bir konferans vermemi istedi. ‘Köşk’te 600 kişiye bir konferans verdim. Konferans sonunda Hayrünnisa Hanım’la konuşuyoruz. Şöyle dedim ona: “Ne kadar enteresan. Bir ‘öteki’ Cumhurbaşkanlığı’nın salonunda kitap imzalıyor ve etrafı alkışlayan insanlarla dolu.” Hayrünnisa Hanım da “İshak Bey yanılıyorsunuz. Öteki olan benim. Ben bu köşke geldikten sonra iki sene boyunca başörtüsünden dolayı insan karşısına çıkamadım” dedi. O kadar enteresan ki ben ötekiyim… Cumhurbaşkanı’nın eşi de öteki. Bu memlekette herkes öteki!

* * *

Dedim ya mesele tam da bu.

Bu ülkenin en önemli işadamlarından biri de neredeyse bütün ömrü bu topraklarda değer yaratmak üzere geçmiş olmasına rağmen sırf Yahudi olduğu için kendini hep ‘öteki’ hissetmiş.

Ya da ‘öteki’ olduğu hissettirilmiş.

Türkiye’nin ‘First Lady’si Hayrünnisa Gül de.

Neden?

Sırf başörtülü olduğu için!

* * * 

Öteki olmak için sebep çok.

İlla azınlık olmanız gerekmiyor.

Azınlıksanız hepten yandınız.

Ama çoğunluk olmak da otomatik olarak kurtarmıyor!

Baksanıza ülkenin dindarı da kendisini öteki hissediyor seküleri de…

Yahudisi de Ermenisi de.

Kürt’ü de Türk’ü de.

Sağcısı da solcusu da.

Alaton haklı:
“Bu memlekette herkes öteki!”

Çankaya Köşkü’nde de olsa öteki.

İş dünyasının zirvesinde de…

* * *

Alaton’un Hayrünnisa Hanım’la bu diyaloğu bana Mevlana’nın çok sevdiğim şu hikâyesini hatırlattı:
“Bir kargayla bir leyleğin beraber uçtuğunu, beraber yemlendiğini gördüm. Şaşırdım kaldım. Derken aralarındaki birlik nedir onu bulayım diye hallerine dikkat ettim. Şaşkın bir halde yaklaştım. Baktım gördüm ki ikisi de topalmış...”

Öyle ya bir kargayla leyleğin birlikte uçtuğu nerede görülmüş?

Herkes kendi türüyle uçar…

Gel gör ki karga ile leylek ‘topallıkta buluşmuş’ diyor Rumi.

Yani mağduriyette.

Tıpkı Çankaya Köşkü’nde İshak Alaton’la Hayrünnisa Hanım’ın ‘ötekilikte’ buluşması gibi.

Onlar gayet güzel buluşmuş ve birbirlerini anlamışlar ama benim anlayamadığım şu:
Bir karga ile leylek mağduriyette buluşabilirken biz Âdem-oğulları ve Havva-kızları yani bu memleketin ötekileştirilmiş evlatları neden mağduriyette buluşamıyoruz?

Madem bu memlekette her kesim bir şekilde kendisinin mağdur edildiğini, ötekileştirildiğini hissediyor…

Neden birlikte uçamıyoruz?

Neden mağduriyetlere son vermek için birlikte mücadele edemiyoruz?

Bu kadar mağduriyetten sonra kimsenin kendisini ‘mağdur-ötekileşmiş’ hissetmeyeceği yeni bir anayasayı hâlâ yapamıyoruz?

Sakın herkes sadece kendisinin topal olduğunu düşünüyor olmasın?

Galiba öyle…

Ve galiba mesele tam da bu.

Hani İsmet Özel diyor ya:

“İnsanlar hangi dünyaya kulak kesilmişse, diğerine sağır!”