Hürriyet'in atmadığı manşeti Radikal nasıl attı

Öcalan'ın 'Bijî Türkiye' çağrısından sonra Türkiye daha mı güçlü yoksa daha mı zayıf siz karar verin.
Hürriyet'in atmadığı manşeti Radikal nasıl attı

Ayrıntıda boğulmak yerine bugün sormamız gereken soru şu:

Abdullah Öcalan’ın Newroz’da yaptığı tarihi açıklamadan sonra Türkiye daha mı güçlendi yoksa daha mı zayıfladı?

Kişisel hesaplaşma ve öfkeleri, katı ideolojik yaklaşımları bir kenara bırakırsak cevap çok net.

Evet hiçbir şey bitmedi, her şey yeni başlıyor. Ve hepimize bu dönemde büyük sorumluluklar düşüyor…

Ama Türkiye düne göre çok daha güçlü. Neden mi?

Çünkü 30 yıldır silahlı mücadele yürüten PKK’nın lideri Abdullah Öcalan önceki gün Diyarbakır’da resmen ‘Bijî Türkiye’ mesajı verdi.

Ayrılıkçılıkla yola çıkan silahlı bir hareketin lideri Misak-ı Milli’ye atıf yaparak ‘Yaşasın Türkiye’ noktasına gelmişse…

PKK’ya “Silahlı mücadele dönemi bitti, artık demokratik mücadele dönemi” demişse, Türkiye Cumhuriyeti güçlenmiş midir yoksa zayıflamış mıdır?

Meselenin özü bu, gerisini istediğimiz gibi tartışıp duralım…

Radikal’in ‘Bijî Türkiye’ manşeti üzerine dün çok sayıda telefon aldım.

İlk arayanlardan biri de Ertuğrul Özkök’tü.

‘Bijî Türkiye’ manşetini çok beğenmiş.

Meselenin psikolojik yönetimine dair endişeleri var ama bana “Bijî Türkiye lafını ilk kim kullandı biliyor musun” diye sordu.

“Bilmiyorum” deyince “Bundan 10 yıl önce ilk ben attım bu başlığı” dedi.

“İnanmıyorsan arşivden gir bak” demeyi de ihmal etmedi.

İnanmadığımdan değil, ne yazdığını merak ettiğim için hemen girdim arşive. Hakikaten de 10 yıl önce Özkök, Hürriyet’e manşet yapamadığı ‘Bijî Türkiye’ lafını yazısının başlığı olarak atmış.

Ve neden ‘Bijî Türkiye’ lafını Hürriyet’e manşet yapmadığını çok samimi bir biçimde anlatmış.

Aradan 10 yıl geçti.

O gün Hürriyet’e manşet olamayan ama Özkök’ün cesaretle köşesine taşıdığı laf dün Öcalan’ın çağrısı olarak Radikal’in manşetindeydi.
Nereden nereye geldiğimizi anlamak için Radikal’in manşeti ve Özkök’ün 10 yıl öncesinden gelen bu içten yazısını birlikte okuyun.
Öcalan’ın ‘Biji Türkiye’ çağrısından sonra Türkiye daha mı güçlü yoksa daha mı zayıf siz karar verin… Çünkü o gün Özkök bu yazıyı Meclis’in Kürtçe yayını serbest bırakması üzerine yazıyor.

Bugün de çözüm sürecine Meclis’in nasıl dahil olacağını tartışıyoruz.

Özkök, “10 yıl önce keşke bu lafı Kürt medyası kullansa” diyor.

Oysa bugün bu çağrıyı bizzat Öcalan yapıyor.

Ne dersiniz Türkiye daha mı zayıf?

Buyurun…

BİJİ TÜRKİYE



DÜN yazı işleri toplantısı başladığında arkadaşlara bir öneri yaptım. Gelin bugünün manşetinde şunu diyelim dedim: “Biji Türkiye...”

‘Biji’ Kürtçe ‘Yaşasın’ anlamına geliyor.

Yani Kürtçe ‘Yaşasın Türkiye’ diyecektik.

Kürtçe televizyon yayınının serbest bırakılmasından sonra başlama vuruşunu ‘Hürriyet’ yapacaktı.

* * *

Önce bir şaşkınlık oldu.

Bazı arkadaşlarımız, “Okuyucudan tepki alırız” dediler.

Yarım saate yakın tartıştık.

Tartışma ilerledikçe, bu manşet, başta karşı çıkan arkadaşlarımızın bir bölümüne de sempatik gelmeye başladı.

Sonunda neredeyse yüzde 50, yüzde 50 olduk.

Son sözü ben söyledim.

“Çoğunluğu bulamadık, Hürriyet’in ortak aklını ikna edemedik. Bu cümleyi manşete koymayalım. Ben yazımın başlığı yapayım” dedim.

Ama hâlâ inancım şu:

Bu cümle manşet olmalıydı.

Neden?

Bunu anlatmak için biraz gerilere gidip, kendi mesleki hayatımdan bir anekdotu anlatarak başlayacağım.

Galiba 1988 yılıydı.

Bir yazımda, ‘Doğulu’ anlayışını kırıp, ‘Kürt’ kelimesini kullanmıştım.

Yanılmıyorsam, bu Hürriyet’in tarihinde ilk defa olmuştu.

Yazı çıktığında, 15-20 meslektaşım aradı.

“Senin Hürriyet maceran bitti. Bu yazıdan sonra artık Ankara temsilciliğinde oturamazsın” dediler.

Oysa bilmedikleri bir şey vardı.

* * *

Ben yazıyı yazmadan önce, gazetenin o günkü sahibi Erol Simavi’yi aramıştım.

Kritik bir konu olduğu için bu kelimeyi kullanıp kullanamayacağımı sormuştum.

O da bana, “Şekerim, bu insanlar Kürt değil mi? Öyleyse Kürt de. Ne mahzuru var” demişti.

Ben de ‘Kürt’ kelimesini kullanmıştım.

Bakın o müthiş endişeden, bugün nereye geldik.

Kendine güvenen Türkiye’de, Kürt vatandaşları, anadillerini öğrenebilmeleri ve anadillerinde yayın yapmaları imkânına kavuştular.

Biz neden manşete ‘Biji Türkiye’ cümlesini çekmeliydik?

* * *

Aslında bu manşeti biz değil, Kürtçe yayın yapan bir gazete atmalıydı.

Veya bir HADEP’li çıkıp bu sloganı haykırmalıydı.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki tartışmalar boyunca, buna muhalif milletvekilleri hangi tezi savundular?

“Bu kanunlar Türkiye’nin bölünmesine yol açacak.”

Bizler gibi düşünen milletvekilleri ne dediler?

“Hayır bölmeyecek.”

Eğer Türkiye Cumhuriyeti’nin Kürt vatandaşları da buna inanıyorlarsa bu hakkı kullanmaya işte bu sloganla başlamalıdırlar:

‘Biji Türkiye.’

Çünkü anadil özgürlüğü, bu güzel ülkeyi bölen değil, tam aksine birleştiren bir iklim yaratmalıdır.

O anadil, Türkiye Cumhuriyeti’nin ‘özgün rengi’ olmalıdır.

Türkiye’nin çok uzun süreden beri hak ettiği iç barışın temel taşı haline gelmelidir.

Fazla mı iyimserim, çok mu naifim?

Öyle olsun.

Bundan 15 yıl önce de böyle iyimser ve naif duygularla yazı yazıyorduk.

İşte geldiğimiz nokta...

‘Kürt’ kelimesini kullanma korkusundan Kürtçe öğrenim ve yayın iznine...

Türkiye Büyük Millet Meclisi, önceki gece tarihi bir ‘zihniyet devrimini’ gerçekleştirdi. Bu Meclis’i ne kadar alkışlasak azdır.

Demokrasi dediğimiz sistem, milli irade dediğimiz güç işte böyle tarihi anlarda mucizeler yaratıyor.

Bu mucizeyi yaratan Meclis’in çatısı altında, Türkiye mozaiğini oluşturan bütün renklerin temsilcileri var.

* * *

TBMM önceki gün Türkiye’nin gerçek anlamdaki ilk milli irade anayasasını yazdı.

Yeni milli mutabakatımızın kitabesini dikti.

İşte bu yüzden diyorum ki, bizim bugünkü manşetimiz bu olmalıydı: ‘Biji Türkiye.’

Veya bütün renklerini bir arada yaşatan, bütün enerjisini daha müreffeh, daha çağdaş, daha uygar, daha demokrat bir Türkiye için seferber eden yeni ruh. (Ertuğrul Özkök, 4 Ağustos 2002)