İçindeki şeytana çüş de çüş

Artık kutuplaşma da yetmiyor... Bekir Ağırdır'ın tabiriyle şimdi 'karşılıklı şeytanlaştırma' dönemini yaşıyoruz.

Yok kapılar kırıldı!
Yok turnikelerin bağlantısı kesildi!
Yok binlerce biletsiz seyirci sahaya girdi!
Yok Melo seyirciyi tahrik etti!
Yok Çarşı ortalığı karıştırdı!
Yok organize işler devreye girdi!
Yok polis biber gazı kullandı!
Yok güvenlik görevlileri olan biteni seyretti!
Gelin şu işin adını daha net koyalım.
Öküz öldü ortaklık bozuldu.
Öyle olunca da herkes birbirini suçluyor. Emniyet bir telden çalıyor, savcılar ve siyasetçiler başka telden…Bırakın kulüpleri, taraftarlar bile kendi içinde paramparça.
Önceki gece Olimpiyat Stadı’nda yaşananlar futbol adına da insanlık adına da tek kelimeyle barbarlıktı, vandallıktı, rezaletti.
O gece Beşiktaş-Galatasaray derbisinde neler oldu, hukuken kim suçlu tartışılıyor...
Tartışılsın, rezalete sebep olanlardan hesap da sorulsun.
Ama tüm bu tartışmalar yapılırken bu günlere nasıl geldik esas ona bakmamız gerekmiyor mu?

* * *

Allah’tan herkes birbirini suçlarken “Niçin şiddet gündelik hayatımızda bu denli yayılıyor, sahaya inen binlerce taraftar bize ne söylüyor” sorusuna cevap arayanlar da var.
Maçtan hemen sonra sıcağı sıcağına Konda Genel Müdürü Bekir Ağırdır t24’te hayli esaslı ve soğukkanlı bir analiz yayımladı.
Yazının tamamını şu linkten okumanızı öneririm. (http://t24.com.tr/yazar/bekir-agirdir/42)
Ama benim için en çarpıcı bölümü şu: “Siyasi zeminde 2007’den beri bariz biçimde yaşanan kutuplaşma bugün özellikle Gezi sonrası karşılıklı şeytanlaştırmaya dönüşmüş durumda.” 
Evet, gelin şu işin adını daha açık koyalım.
Provokasyonu, illegal örgütleri, vandallığı elbette cezasız bırakmayalım.
Kim suçluysa yakasına yapışalım.
Ama tüm bunların altında yatan asıl tehlikeyi de artık görelim.
Suavi Karaibrahimgil’in yıllar önce yazdığı o şahane şarkıdaki gibi ‘içimizdeki şeytana çüş’ diyelim:
“İçindeki şeytana çüş de çüş de / içindeki şaytana çüşş
olmayacak şeyler düşünme / bunların hepsi düş.”
Siyasi rekabeti beceremedik, ülkeyi kutuplaştırdık. Ama artık kutuplaşma da yetmiyor… Bekir Ağırdır’ın tabiriyle şimdi ‘karşılıklı şeytanlaştırma’ dönemini yaşıyoruz. Demek ki içimizdeki şeytana da şeytanlaştırmaya da çüş demeliyiz.
Nasıl mı? Buyurun…
“Ekranlardaki hemen her futbol programında yorumcular futbolda şiddet uyarısı yapıyorlardı iki yıldır. Ama sorun şu ki bu uyarıyı yapan yorumcular bizatihi kendileri neredeyse yumruklaşma noktasına geliyorlardı her programda. Şu anda ekranlarda ve sosyal medyada Beşiktaş-Galatasaray maçındaki olaylar akıyor önümden.
Yaşanan yalnızca futbolda şiddet mi? Neredeyse her gün doktora saldıran hasta yakınları, kadına şiddet görüntüleri izliyoruz. Sevgili karım sade vatandaştaki bir zamanlar var olan doktora saygı duygusunun bu görüntülerle kırıldığı ve can emanet edilen doktora bile şiddetin normalleştiğini söylüyor. (…)
Devlete hâkim olan tektipleştirici, merkeziyetçi, vesayetçi zihniyet toplumun ve hayatın çoğulculuğunu tek kalıba, tek kimliğe, tek davranış modeline sokmaya çalıştı yıllardır. Hukuk, eğitim bu tektipliliği üretmek ve denetlemek için kurgulandı. Bu toprakların insanları da bugünün hayatı da tektipli olamayacak kadar çeşitli ve çoğulcu.
Sonuçta birden çok eksende ve katmanda farklı değer setleri, hayat tarzları ve kimlikler gelişti. Bu çoğullaşma gerilimler değil yeni mutabakatlar, yeni sentezler üretebilirdi. Ama devlet bizatihi kendi şiddet yöntemleriyle buna engel oldu. (…)
Bunca büyük oy desteği sağlamış iktidar dahil hiçbir siyasi aktör kimlik politikalarını aşıp, dayandığı ekonomik, toplumsal ve kültürel tabanlarını aşıp diğerlerini de kucaklayan bir vizyon üretemedi. (…)
Bugüne değin kutuplaşmanın sonucu olarak içine kapanmak, yalnızlaşmak, ilişkisizlik, iletişimsizlik, gettolaşma gibi birçok yönüne dikkat çekmeye çalıştım yazılarımda. Ama özellikle Gezi sonrası kutuplaşma bir başka sonuç üretmeye başladı ki o sonuç  şeytanlaştırma. (...)”
Çözüm? Elbette yine siyaset. Ama nasıl siyaset? Şeytanlaştırılanlara karşı ortaklıklardan beslenen siyaset mi toplumun önüne yeni bir ütopya koyan siyaset mi?