İntikamcı adalet!

Bu ülkede her şey değişiyor ama intikam duygusuyla adalet arayışı bir türlü değişmiyor. İntikamcının adaleti de bu kadar oluyor. Bir gün seni, bir gün beni, bir gün de öbürünü vuruyor. Bugün vuran yarın vuruluyor. Fasit bir daire bu...
İntikamcı adalet!

Bu ülkede zaman geçiyor…

Şartlar değişiyor…

Aktörler yer değiştiriyor ama intikamcı adalet anlayışından ‘intikam’ duygusuyla operasyon yapma sevdasından bir türlü vazgeçilmiyor.

Biliyorum oksimoron! Asla yan yana gelmemesi gereken iki kelime.

Ama burası Türkiye intikamcı adalet bu bünyeyi bir türlü terketmiyor.

Dün sabah saatlerinde daha doğrusu sahur vakti yine bir operasyonla uyandı Türkiye.

Askeri vesayet döneminde ha bire ‘şeriatçı’ operasyonları yapılırdı.

Derken devran değişti AK Parti iktidarında hükümet-cemaat el ele askeri vesayetle hesaplaşma adı altında ‘ergenekoncu-balyozcu’ operasyonlarına başladı.

Dalga, dalga büyüdü bu operasyonlar.

Öyle ki iş darbecilerle hesaplaşmaktan çıkıp suçlu-masum ayrımı yapmadan ulusalcılıkla, laiklikle, hükümet ya da cemaat karşıtlığı ile hesaplaşmaya dönüştü.

Kitap yazdığı için insanlar hapse atıldı.

Basılmamış kitapların peşine düşüldü.

Öyle ki Radikal gazetesi basılmamış bir kitabın kopyasını bulundurduğu için baskına bile uğradı.

***

Şubeye davet etmek yerine sabahın köründe insanlar genç-yaşlı-hasta demeden gözaltına alındı.

Medya üzerinden cadı avları başlatıldı, algı operasyonları yapıldı.

Darbelerle, mafyayla, terör örgütleriyle baş etmek için kurulan özel yetkili mahkemeler özenle hukukun vicdanın ve adalet anlayışının içine etti.

İki kişi bir araya geldi, getirildi terör örgütü kurmakla suçlandı.

1980’lerin DGM’si kâbus gibiydi.

‘Yeni Türkiye’ adına 2000’lerde kurulan Özel Yetkili Mahkemeler adaleti tesis etmek yerine aynı kötü mirasın peşinden gitti.

Hep aynı yanlış…

Toptancı bir anlayış, delilsiz suçlama, herkesi örgüt sepetine doldurma ve itibar operasyonu…

***

Ne oldu? Sonuçta gerçek suçlu ile suçsuz aynı sepete kondu.

Ve bir gün hükümet ile cemaatin arası açıldı.

Önce MİT’e karşı siyasi içerikli bir yargı operasyonu yapıldı.

O zaman da yazdım yargının operasyon sarhoşluğu ile yaptığı vahim bir yanlıştı.

Fakat ardından 17 ve 25 Aralık yolsuzluk operasyonları geldi.

Orada da aynı sorun. Bir yanda normal şartlarda bir hükümeti yerinden edecek vahim yolsuzluk iddialar… Diğer yanda herkesi aynı sepete koyan toptancı bir yaklaşım.

‘Vay sen misin benim silahımı bana çeviren?’

Hükümet siyasi güdümlü yargı silahı kendisine dönünce kıyameti kopardı.

Tıpkı bir zamanlar askerin beğenmediği fikirlere ve kişilere karşı devletin muhafızı olarak kullandığı örgüt silahının bir gün kendisine dönmesi gibi!

***

Özel Yetkili Mahkemeleri kaldırdı, hükümet kendisine operasyon yapan polisleri ve savcıları yerle bir etti.

Yolsuzluk operasyonu hem mecliste hem de adliyede hokus pokus yok edilip, operasyonu yürütenlere karşı bir operasyon başladı.

Suçlamalara bakıyorum…

Casusluktan, sahte örgüt oluşturmaya, kumpastan illegal dinlemeye yok yok.

Şu Selam Tevhid davası başlı başına ibretlik. İddialar doğruysa yüzlerce insan sahte isimle dinlenmiş, bir biriyle alakasız insanlar uyduruk bir örgüt altında aynı sepete konmuş.

Eğer bu iddiaların bir tanesi bile doğruysa paralel-maralel sonuna kadar gitsin…

Olmayan suçu icat edenler, kumpas kuranlar mutlaka hesap versin.

Versin de hükümetin boynunda asılı duran yolsuzluk fezlekeleri ne olacak?

Meclis yerine sandıkta mı temizlenecek?

DGM gitti, Özel Yetkili Mahkemeler geldi.

Peki Özel Yetkili Mahkemeler gitti yerine ne geldi.

Her türlü arama, yakalama, gözaltına alma, tutuklama yetkisine sahip Sulh Ceza Mahkemeleri.

Ve ne hikmetse 17 Aralık yolsuzluk operasyonunu içinde hiçbir şey yokmuş gibi buharlaştıranlar yeni kurulan Sulh Ceza Mahkemesi’nin üyeleri.

***

Ne oldu şimdi, ne değişti?

DGM’ler derin devletti.

O gitti yerine alayu vala ile Özel Yetkili Mahkemeler geldi.

Özel Yetkili Mahkemeler paralel.

Peki ya dün gece sahur vakti 22 ilde operasyon başlatanlar…

Hükümetin güdümünde Sulh Ceza Mahkemesi.

Dedim ya bu ülkede her şey değişiyor ama intikam duygusuyla adalet arayışı bir türlü değişmiyor…

İntikamcının adaleti de bu kadar oluyor…

Bir gün seni, bir gün beni, bir gün de öbürünü vuruyor.

Bugün vuran yarın vuruluyor…

Yarın vuracak olan bugün vurgun yiyor…

Fasit bir daire bu…

Siyasi güdümlü, intikamcı adalet anlayışı aslında hepimizi dibe vuruyor…

İbret almayı da bilmiyoruz, gücü eline geçiren bir gün kendisinin de hesap vereceğini maalesef unutuyor…