İşte 'Yeni İmralı Mutabakatı'

Yeni mutabakatta 'Demokratik Özerklik' yok. Ev hapsi hem var hem yok. İşte dört basamaklı o strateji.
İşte 'Yeni İmralı Mutabakatı'

Ahmet Türk, yeni isimlerin katılacağı BDP li bir heyetle İmralı yı ikinci kez ziyaret edecek.

Radikal’in ‘İmralı’da iki gün’ manşetinden sonra kiminle konuşsam aynı soruyu soruyor.

MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile Abdullah Öcalan uzun uzun ne konuştu?

Varılan mutabakatın içinde neler var? Yol haritası ne?

Radikal’in manşetinden sonra medyada çok sayıda haber-yorum çıktı, konu tüm boyutlarıyla tartışılıyor, bu sağlıklı.

Ama maalesef bazıları hemen korku siyasetini devreye sokuyor. At izi it izine karışmış durumda.

Bu yüzden ‘Yeni İmralı Mutabakatı’nda neler olduğunu yazmadan önce dilerseniz gelin ‘neler yok’ ona bakalım.

Neler yok?

Bir, bölünme yok.

İki, Bağımsız Kürdistan anlamına gelecek herhangi bir toprak pazarlığı yok. Zaten uzun zamandır PKK’nın böyle bir talebi yok.

Üç, Federasyon dahil herhangi bir alternatif yönetim biçimi yok.

Dört, (en önemlisi bu) Demokratik Özerklik yok.

Evet evet, yanlış duymadınız...

Öcalan’ın kavramsallaştırdığı, BDP’nin Oslo Görüşmeleri’nin en kritik aşamasında tek taraflı bir biçimde ilan ettiği Demokratik Özerklik, Fidan’ın Öcalan’la vardığı ‘yeni mutabakatta’ yok.

Dolayısıyla ‘özsavunma gücü’ de ‘mahalle komiteleri’ de ‘toprak üzerinden herhangi bir özerklik-sınır çizme talebi’ de yok.

Bu konularda Öcalan’ın kafası çok netleşmiş.

Suriye’den Irak ve İran’a bölgede ortaya çıkan yeni dinamikleri çok dikkatli okuyan Öcalan, “Demokratik özerkliği tartışılsın ve içi doldurulsun diye gündeme getirdim, dayatılsın diye değil” demiş ve gelinen yeni aşamada ‘Kürt Sorunu’nun çözümünü Türkiye’nin demokratikleşme sorunu’ olarak gördüğünü çok açık bir biçimde ifade etmiş.

Öcalan’a göre ‘Türkiye’nin demokratikleşme yolunda her kazanımı Kürtlerin de kazanımı’.

Bu hassas nokta, İmralı’ya giden Ahmet Türk’ün dünkü açıklamalarıyla da teyit edilmiş oldu: “Abdullah Öcalan’ın talepleri devleti zorlamayacak türden.”

“Mutabakatın neresi yeni?” diyenlerin atladığı en önemli nokta bu ve Yeni İmralı Mutabakatı bu kilit cümlenin üzerine inşa edildi.

Peki, o zaman neler var?

Neler var anlatacağım ama öncesinde bir kategori daha açmam gerekiyor.

Hem var hem yok kategorİsİ

En nazik başlık bu, bu yüzden en hassas tartışılması gereken de bu.

Bir, Genel Af.

İki, Öcalan’a ev hapsi.

Üç, PKK’nın silah bırakması.

Dikkat ederseniz tartışmalar bu üç noktada düğümleniyor. Zaten bu yüzden de bu üç kritik konuya ‘hem var hem yok’ muamelesi çekiliyor.

Mesela Başbakan Tayyip Erdoğan pazar günü bir taraftan gelinen yeni aşamanın önemine dikkat çekti, Oslo benzeri görüşmelere bile kapı araladı ama “Af da ev hapsi de yok” diyerek en nazik konuda keskin bir tavır sergiledi.

Buna karşılık Murat Karayılan da görüşmelerin hemen ertesinde yaptığı açıklamada yeni süreci önemsemekle birlikte PKK’nın silah bırakmasının söz konusu olmadığını söyledi.

Benzer bir açıklama da BDP’li Nazmi Gür’den geldi:

“Öcalan’la PKK’nın silah bırakması görüşülmedi.”

Öyle mi gerçekten?

Öyle olmadığını tüm taraflar biliyor ama şu aşamada herkes kendi tabanına, biraz da anlaşılır sebeplerle (en sonda konuşulması gerekenler en başta konuşulup çözüm sürecini tıkamasın diye) “Bu konular görüşülmedi” diyor. Bu kategorinin bir özelliği daha var.

Eğer ‘Dört Basamaklı Merdiven Stratejisi’ olarak tanımlanan bu yeni süreçte her şey yolunda giderse son basamakta ‘af, ev hapsi ve silahların teslim edilmesi’ bugün tartışıldığı şekilde gündeme gelmeyecek.

Dolayısıyla Başbakan “Af da ev hapsi de yok” derken haklı.

Af sadece şehit ailelerini rahatsız etmiyor, ‘yenilgi-teslimiyet-suçluluk’ içeren ‘af’ kavramına PKK da sıcak bakmıyor. Yeni İmralı Mutabakatı’nı hazırlayanlar bu çok kritik konularda da ‘yaratıcı çözümler’ ürettiler. Ama bu aşamada bu çözümleri tartışmak anlamsız. Bu yüzden bu kritik konulara süreç son aşamaya gelene kadar ‘hem var hem yok’ muamelesi yapılması en doğrusu.

Dört basamaklı merdiven stratejisi

Şimdi gelelim ‘Dört Basamaklı Merdiven Stratejisi’ çerçevesinde yeni mutabakatta neler olduğuna.

Ama öncesinde nedir bu ‘Dört Basamaklı Merdiven Stratejisi’?

Bu stratejiyle ilgili ilk yazıyı Yeni Şafak’tan Abdülkadir Selvi yazdı.

Onun anlatımıyla ‘merdiven yöntemi’ şu:

Oslo’dan farklı olarak bu kez, ‘merdiven’ yöntemi kullanılacak. Bir adım atılacak. O karşılığını bulursa ikinci adım atılacak. Yani atılan bir adımın karşılığı görülmeden ikinci ve üçüncü adımlar atılmayacak. Merdivenin basamakları tek tek çıkılacak.

Birinci basamağa adım atmadan önceki hazırlık hamlesi çözüm iradesini paylaşmak ve meselenin ciddiyetini tüm taraflara hissettirmek için Öcalan’ın Ahmet Türk ve Ayla Akat’la buluşmasıydı. Bu buluşma Radikal’in duyurduğu gibi geçen hafta gerçekleşti.

Şimdi artık merdivene doğru ilk adım bekleniyor...

Birinci basamak: Çatışmasızlık

Ahmet Türk, BDP’li bir heyetle (Ayla Akat dışında yeni isimler de eklenecek) İmralı’da Öcalan’ı ikinci kez ziyaret edecek. Bu ziyarette Öcalan kendisini ziyaret eden heyete çözüm iradesini net bir biçimde ifade eden 4 mektup verecek. Bu mektuplardan biri BDP’ye, diğer ikisi Kandil ve Avrupa’ya, sonuncusu Türkiye kamuoyuna. Bu mektuplarda Öcalan bir yandan yukarıda saydığım yokları netleştirecek, bölgede ortaya çıkan yeni dinamikler çerçevesinde neden Demokratik Özerklik yerine yerel yönetimlerin güçlendirildiği gerçek anlamda bir demokratikleşmeye gerek olduğunu anlatacak, diğer yandan hem kendi çözüm iradesini hem de devletle vardığı mutabakatı anlatacak. Dört aşamalı bu yeni sürecin her aşamasında neler yapılması gerektiğini ve nelere dikkat edilmesi gerektiğini anlatacak. BDP, Kandil ve Avrupa’dan önerilerinin tartışılmasını isteyecek. Ve ilk adım olarak PKK’ya şu mesajı çok net bir biçimde verecek: “Hemen çatışmasızlık ilan edin.” Çatışmasızlık ortamı sağlanmadan diğer adımların atılmayacağını da açıkça deklare edecek.

İkinci basamak: Sınır dışı

Çatışmasızlığın ilanıyla birlikte demokratikleşme yönünde epeydir hazırlığı yapılan adımlar hızla atılacak. Bir yanda yeni anayasa çalışması uzlaşılan maddeler üzerinde nihayete kavuşturulacak, diğer yanda 4. Yargı Paketi ile karşılıklı güven ortamı oluşturulacak.

4. Yargı Paketi ile terör suçlamasına ‘şiddet kriteri’ geleceği için şiddete bulaşmamış binlerce KCK’lı serbest kalacak. Bu aşamada PKK, Türkiye sınırları içinde bulunan 4 bin civarında militanını Türkiye sınırları dışına çekeceğini açıklayacak. Elbette kış ortamında hepsini bir defada çekmesi pratikte mümkün değil. Türkiye’den çekilme sürecinde herhangi bir müdahale olmayacağı garantisini aldıktan sonra aşamalı çekilme başlayacak.

Üçüncü basamak: Silah bırakma görüşmeleri

Eğer ilk iki basamak güvenli bir biçimde çıkılabilirse PKK ile silahların bırakılması için görüşmeler başlayacak. Başbakan’ın Oslo benzeri görüşmelere kapı aralamasının sebebi bu.

Bu süreçte yeni anayasa konusunda dört parti tam bir mutabakata varamasa da uzlaşılan noktalar ilan edilecek. Kürt Sorunu’nun demokratikleşme çerçevesinde çözümü yolunda en kritik üç konu şunlar:

Bir, nötr bir vatandaşlık tanımı. Yani ne herkesi Türk ilan eden ne de Kürtler üzerinden bir tanımlama olacak. Yeni tanım ‘Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı’.

İki, anadilde eğitimin önündeki engellerin kaldırılması. Anadilde eğitime hemen geçmek teorik olarak da pratik olarak da imkânsız. Bu yüzden önce engeller kaldırılacak. Sonra gerekli hazırlıklar yapılacak.

Üç, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi.

Bu arada Türkiye, Avrupa

Konseyi Yerel Yönetimler Özerklik Sözleşmesi’ne koyduğu şerhi kaldıracak.

Bu üç konuda aslında AK Parti, CHP ve BDP epey yaklaşmış durumda.

Silahların susması ve kalıcı bir barış ikliminin doğması bu konularda partilerin birlikte adım atmasını kolaylaştıracak.

Dördüncü basamak: Silahlara veda

Silah bırakma öyle kolay bir süreç değil. Sonuçta 30 yıldır silahla yaşamaya alışmış bölgesel bir örgüt PKK. Bu yüzden Karayılan hem dağ kadrosunun hem de yöneticilerin ikna edilmesi gerektiğinden bahsetti ilk açıklamasında.

Öcalan’ın ağırlığını koyacağı en kritik aşama bu ve bu konuda Öcalan’ın kafasında bir plan var. Bu planın detaylarını bu aşamada değil üçüncü aşama geçildikten sonra açıklayacak. Tıpkı kendi konumu gibi... Şimdilik söylenen, Öcalan’ın bu konuda hem kendisine çok güvendiği hem de ikna olduğu...