Neden sevinemedik?

Geçmişte yaşanan tecrübelerden dolayı öylesine temkinli ki taraflar, çocuklarını hasretle bekleyen aileler bile sevincini gösteremedi.

Korkulan olmadı.

‘İkinci Habur Sendromu’ yaşanmadı.

Yaklaşık 19 aydır PKK’nın elinde bulunan biri kaymakam 8 kamu görevlisi herhangi bir sorun yaşanmadan serbest bırakıldı.

Abdullah Öcalan’ın çağrısı üzerine PKK yönetimi ‘çözüm sürecine’ katkı yapmak için sembolik öneme sahip ‘ilk jestini’ yaptı.

Dikkat edin ‘adım’ değil ‘jest’ diyorum çünkü kamu görevlilerinin serbest bırakılması çözüm sürecinin baştan planlanan bir adımı değildi.

Medyada yer alan ‘çözüm sürecinde atılan ilk adım’ başlığı iyi niyetli ama yanlış.

Çünkü bu jest ikinci heyetin Öcalan’ı ziyareti sırasında tamamen spontane gelişti.

Nasıl mı? Gelin anlatayım…

* * *

Hatırlarsanız Pervin Buldan, Altan Tan ve Sırrı Süreyya Önder’den oluşan BDP’liler Ataköy Marina’da bir basın ordusu tarafından karşılanmıştı.

Bir açıklama yapmadan İmralı’ya giden heyet Öcalan’la karşılaştığında gelişlerini televizyondan izleyen Öcalan’ın ilk tepkisi “Neden orada sizi bekleyen onca medya mensubuna bir açıklama yapmadınız?” olmuştu.

Heyet şaşırınca Öcalan dönüşte mutlaka bir açıklama yapmalarını istemişti.

“Ne diyelim” diye sorulunca Öcalan, o an orada medya mensuplarına teşekkür içeren süreci ‘tarihi’ olarak niteleyen o kısa notu yazdırmıştı.
İşte rehinelerle ilgili PKK’ya çağrı yapma fikri o an orada gelişmiş.

* * *

O günlerde medyada PKK’nın elindeki rehinelerle ilgili çokça haber çıktığı için Öcalan o an görüşmede spontane açıklamanın içine PKK’ya rehinelerin bırakılmasının iyi olacağına dair çağrıyı da ekletmiş.

Hatta o an orada bulunan MİT görevlisi planlanan bir adım olmadığı için başta biraz tedirginlikle yaklaşmış Öcalan’ın önerisine.

Çünkü planda yok.

Doğurabileceği komplikasyonlar tam bilinmiyor. Bu yüzden ‘çözüm sürecinin bir şartı’ gibi anlaşılabilecek net bir ifade yerine Öcalan’ın temennisi şeklinde formüle edilmiş.

İşte rehinelerin serbest kalmasıyla sonuçlanan mutlu son böyle başlamış.

* * *

Tüm bunları neden anlatıyorum?

Bir, geçmişte yaşanan acı tecrübelerden dolayı her şey nasıl da pamuk ipliğine bağlı.

İki, bu yüzden çözüm süreci ne kadar ince elenip sık dokunarak yürütülüyor.

Başbakan Erdoğan’ın “İkinci Habur olmasın” uyarısının ve hükümetin aşırı temkinli yaklaşımının arkasında işte böyle bir sebep var.

Normal şartlarda 19 aydır ailelerinden uzak PKK’nın elinde tutsak yaşayan kamu görevlilerinin dönüşü bir bayram havasında kutlanabilirdi.

Sonuçta can güvenliklerinden bile emin olunmayan 8 insan sağ salim ailelerine kavuştu.

Aileler elbette sevinçli.

Ama geçmişte yaşanan acı tecrübelerden dolayı öylesine temkinli ki taraflar, bırakın coşkulu kutlamayı, çocuklarını hasretle bekleyen aileler bile sevincini gösteremez oldu.

Rehineler serbest, kutlayamıyoruz.

21 Mart Bahar Bayramı kapımızda bir provokasyon olur endişesiyle sevinemiyoruz.

Çünkü uzun ve sancılı bir süreç bu…

Savaş yerine barışın konuşulabildiği, ötekileştirme yerine birlikte yaşama kültürünün geliştiği, daha özgürlükçü daha demokratik bir anayasaya sahip yeni bir Türkiye’nin doğum sancısı.

Ve hepimiz biliyoruz ki erken doğum da geç müdahale de ölüm getirebilir.

Bu yüzden ağzımız yüreğimizde.

Galiba bu yüzden Öcalan’ın jestine coşkuyla karşılık veremeyişimiz.